Hikmetinden Sual Olunmalı
03.05.2015        

HİKMETİNDEN SUAL OLUNMALI

Taceddin ÖZEREN

 

 

 

“Hikmetinden sual olunmaz” sözü müzmin bir hastalık gibi ferdi ve toplumsal hayatımızı kuşatmış durumda. Bu ifade, itaat kültürünün hayata yansımasıdır, aklını kiraya vermişçesine “benim yerime başkası düşünsün” anlayışıdır. İtaat kültürü, hem siyasi hayatımızda, hem sosyal hayatımızda ve hatta dini hayatımızda kolay yönetmenin ve iktidarı korumanın önemli bir vasıtası olarak kullanılıyor. Büyüklerim bilir, büyüklerim düşünür, büyüklerim en doğrusunu yapar,  hikmetinden sual olunmaz…

İnsan basiret sahibi olmalı ve ferasetli davranmalıdır. Hikmetinden sual olunmaz anlayışı yerine araştıran, merak eden, sorgulayan, hikmetini bilmek isteyen bir yaklaşım içinde olmalıdır. Muhatap, ister siyasi lider, ister din büyüğü her kim olursa olsun, mutlak bir kabullenme ve itaat yerine; sorgulayan, Kuran ve Sünnet mihengine vuran bir yaklaşım sergilenmelidir.

Dünya denizinin dev dalgaları arasında çaresiz bir gemi gibi savrulup duran günümüz insanı, zorlu hayat yolculuğunda selametle ilerleyebilmek ve hayata tutunabilmek için sağlam ölçülere muhtaçtır. İçinde bulunduğumuz iletişim çağında büyük bir bilgi kirliliği ve kavram kargaşası yaşanıyor. İnsanlık öyle bir dönemden geçiyor ki; hak ile batıl, iyi ile kötü, doğru ile yalan, gerçek ile sahte, samimiyet ile riya, sadakat ile ihanet iç içe geçmiş ve birbirine karışmış durumda.  Hepsi aynı dükkanda aynı rafta yan yana konulmuş, birlikte satılıyor.

Herkes, suret-i haktan görünüyor; iyi olan, güzel olan, doğru olan benim; bana gelin, beni dinleyin ve bana itibar edin diyor. Hiç kimse ben yalan söylüyorum, yanlış düşünüyorum, bilmiyorum demiyor. Kimse bendeki mal çürüktür, sahte ve hileli mal satıyorum demiyor. Herkes kendisi dışındakileri yalan söylemekle, samimiyetsizlikle, kandırmakla, yanıltmakla suçluyor. Ve sakın başkalarına itibar etmeyin, bana gelin, beni dinleyin, bana inanın ve bana uyun diyor.

Hayatın her alanını kuşatmış olan riya ve bilgi kirliliği karşısında zavallı insan çaresiz kalıyor; kimi dinleyeceğini, neye inanacağını, kime itibar edeceğini şaşırıyor. Doğru yapayım derken, yanlış yapabiliyor. Gerçek diye sahtesini alabiliyor. Güzel zannıyla çirkini sevebiliyor. En azılı düşmanını dost, gerçek dostunu düşman sanabiliyor. Kaş yapayım derken göz çıkarabiliyor.

Sıdk ile yalanın, hak ile batılın, güzel ile çirkinin, samimiyet ile riyanın böylesine iç içe, yan yana karmaşık halde bulunduğu hayat yolculuğunda, insanoğlunun selametle ilerleyebilmesi için sağlam ölçülere ihtiyacı var. Duyduğu ve gördüğü şeyleri almadan/kabul etmeden önce mihenge vurmalıdır. Bunun için de insanın hayatında sağlam ölçüler yani mihenk taşları olmalıdır.

Peygamber Efendimiz, kendisinden sonra bize iki önemli ölçü bıraktığını söylemektedir: Bunlardan birincisi Allah’ın kitabı Kuran-ı Kerim, ikincisi de Peygamberimizin sünnetidir. Onun için bir müslümanın hayatındaki en önemli mihenk taşı Kuran ve sünnettir. Karşılaştığımız, fikir, söz ve eylemi Kuran ve Sünnet ölçüsünden geçirmeliyiz. Kuran ve sünnete uygunsa almalıyız, kabul etmeliyiz, uygun değilse reddetmeliyiz. Sorgulanmadan kabul edilecek, teslim olunacak ve uygulanacak yegâne bilgi ve hükümler Kuran ve sünnet hükümleridir.

Yaşanmakta olan bilgi kirliliğine ve karşılaştığımız hadiseleri ölçüp tartarak değerlendirmenin önemine vurgu yapan büyük mütefekkir Bediüzzaman; "Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz… Her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."der.

Bazen bir şeyi yapıp yapmamak konusunda tereddüt yaşayıp karar vermekte zorlanabiliriz. Bu durumda, kararsız kaldığımız işin bize faydasının ve zararının neler olacağına, alternatif maliyetlerine bakmalı ve fayda- maliyet analizi yapmalıyız. Söz konusu şeyi yaparsak bundan dünyamız ve ahiretimiz için ne kazanacağımıza veya neler kaybedeceğimize bakmalıyız. Yapmayı düşündüğümüz işlerin artıları eksilerinden fazla ise bu iş, “iyi iştir” deyip; olur mu- olmaz mı diye uzun uzun düşünerek zaman kaybetmek yerine; bu iş olacak deyip, zamanımızı, enerjimizi, imkanlarımızı o işi oldurmaya harcamalıyız.

Bir fikir, yöntem veya teklif karşısında; karşımıza çıkan düşünce veya teklifi uygulamamız durumunda bizi nereye götüreceğini, bize ne kazandırıp ne kaybettireceğine bakmalıyız. Bizi huzur, mutluluk ve başarıya mı götürecek; yoksa başarısızlığa, sıkıntı, stres ve felaketlere mi sürükleyecek? 

Olaylar karşısında tavrımız: Karşılaştığımız olayı kimin yaptığı değil, ne yapıldığı önemlidir. Olayın failinin kişisel erdemlerine, sevap ve günahlarına değil; yapılan işin kime nasıl hizmet edeceğine, kime yarar sağladığına ve kime zarar verdiğine bakmak gerekir. Vuku bulan olay, bize, ailemize, ülkemize, insanlığa, inandığımız değerlere fayda sağlıyorsa güzeldir; aksi halde menfi bir hadisedir.

Kişiler hakkında değerlendirme yapmamız gerekirse: İnanç ve değerlerimiz söz konusu olduğunda, şahıslar hakkında değerlendirme yaparken; insanların kişisel faziletleri, saygınlığı, azizliği ve muhteremliği gibi sübjektif unsurlardan ziyade, objektif kriterler kullanmalıyız. Şahsın söz ve filleri, sergilediği tavırlar, kimin işine yaramaktadır? Durduğu yer neresidir, kimin safında yer almaktadır? Yaptığı işler, kime nasıl hizmet etmektedir? Kimlere yarar sağlamakta, kimlere zarar vermektedir? Adam isterse evliya olsun! Bu Allah ile kul arasındaki mesele, bizi ilgilendirmez. Biz, toplumsal hayatta kime hizmet ettiğine, kime faydalı- kime zararlı olduğuna bakmalıyız.

Ayrıca, bir insanın daha önce iyi ve güzel şeyler yapmış olmasının, onun hiç yanlış yapmayacağı anlamına gelmeyeceği hususu asla unutulmamalıdır. Öte yandan, geçmişte hata yapan birisinin hatalarından ders alarak, daha sonraları çok güzel ve faydalı şeyler yapabileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

HAYATIMIZIN MİHENK TAŞLARI

1- Bir Müslümanın hayatındaki en önemli mihenk taşı Kuran ve sünnettir.

2- İnsanın kendi iç dünyasındaki mihenk taşları akıl ve kalptir: Allah, her insana akıl ve idrak kabiliyeti vermiş ve akıl etmemizi, düşünmemizi istemiştir. Akıl, iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı, faydalı ve zararlı olanı ayırt etmeye yarayan bir terazi gibidir. İnsan karşılaştığı/ yapacağı bir şey hakkında aklını kullanarak; “bu şeyin benim dünyama ve ahiretime faydası veya zararı nedir” diyerek tartabilir.

Kalp, bizim inanç ve kültürümüze göre iman ve muhabbet mahallidir.  Vicdanı ve fıtratın iç sesini temsil eder. Eğer insan kalbi (vicdanı) günah ve kötülüklerle çok fazla kirletilmemişse daima iyi, doğru ve güzel olandan yanadır. Söz ve davranışlarımız, ruhumuzda ya bir ferahlığa ve iç huzuruna sebep olur ya da sıkıntı ve ruh daralmasına yol açar. Söz veya fiilimizin iyi veya kötü olduğunu tartmak için aslında kendi vicdanımızın yani fıtratımızın iç sesini dinlememiz yeterlidir. Eğer güzel bir şeyse bir ferahlık, kötü bir şeyse bir sıkıntı kendini hissettirmektedir. Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şerifte “Bir konuda tereddüte düştüğünüz zaman kalbinizin sesini dinleyin” buyurarak vicdanın sesinin önemine dikkat çekmiştir.

3-Sosyal çevredeki mihenk taşları: İnsan sosyal bir çevrede yaşar ve bir devlete vatandaşlık bağı ile bağlıdır. İnsanın içinde yaşadığı sosyal çevreye göre de birtakım mihenk taşları vardır.

a) Kamu vicdanı:  Eskiden Efkâr-ı Umumiye denilen toplumun bir konudaki yaygın ve ortak kanaati genellikle isabetlidir. Toplumun geneli bir şeyden memnunsa ve olumlu karşılıyorsa genellikle o şey iyi, doğru ve güzeldir. Eğer toplumun geneli bir şeyden rahatsızsa, olumsuz bakıyorsa genellikle o şey yanlış ve kötü bir şeydir. Kamu vicdanı dediğimiz toplumun ortak aklı ve ortak kanaati pek yanılmaz. Bazen kara propaganda ve toplum mühendisliği organizasyonlarıyla kamuoyunun da yanıltılabileceği unutulmamalıdır.

b) Toplumsal Değerler: Her toplumun kendini var eden ve diğer toplumlardan farklı kılan genel kabul görmüş ortak değerleri vardır. Genellikle toplumsal değerlerinin temel referansı din dir. İnsan, söz ve davranışının toplumun ahlaki değerleriyle uyumlu olup olmadığına bakarak doğru veya yanlış olduğuna karar verebilir.

c) Âlimlerin ve bilge insanların kanaatleri: İnsan için önemli bir mihenk taşı da konu hakkında âlimlerin ve bilge insanların görüşleridir.

d) Hukuk kuralları: Kişi, vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu devletin hukuk kuralları çerçevesinde yaşayacak, fiillerinin yasal sınırlar içerisinde olup olmadığına dikkat edecektir.


Bu Yazı 3440 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar