Kapak
Huzur
09.06.2016        

HUZUR

 

Hüseyin Tunç

 

İnsanoğlunun hayat arayışı devam ediyor. Madde ve mana dengesini arayanlar ile aramayanlar iç içe aynı dünyada yaşıyor. Keşke farklı dünya görüşleri için farklı dünyalar olabilseydi ya da birlikte yaşamanın gerektirdiği tahammül gücümüzü artırabilseydik.

Günümüzde ekonomik beklenti, istek ve gayretler insan hayatının hemen bütünü üzerinde ciddi bir ağırlığa sahip; neredeyse tek belirleyici olma yolunda hızla ilerliyor. Bu durum hem kendimizle hem de çevremizle olan ilişkilerimizi zayıflatıyor ve pek kırılgan hale getiriyor. Bu gidişat hayatımızda “amaç-hedef- araç-yöntem” bağlantısının kopmasına ve insanın neyi neden yaptığının farkında olmaksızın bir akıntıya kapılmasına neden oluyor. Anlamı ve nedeni bilinmeyen, düşünülmeyen yorucu ve yıpratıcı mücadeleler sonucunda insan boşluğa düşüyor ve neredeyse herkesi bir can sıkıntısı kaplıyor.

Can sıkıntısı öyle basit bir şey değilmiş maalesef. Geçim sıkıntısından daha sarsıcı ve yorucu… Konfor ve huzur ilişkisi, varlık ve tatmin bağlantısı bilinmez, görünmez, hissedilmez bir noktaya doğru gidiyor. Yeni icatlar, suni ihtiyaçlar, ölçüsüz madde arzusu, sınırı olmayan zenginlik isteği insanı mana âleminden epey bir uzağa atıyor. Kendi icat ettiğimiz madde çeşitlemelerinin esiri olup gidiyoruz.

Tek kanatla uçmaya kalkıştığından beri insanoğlu burnunu yerden kaldıramıyor.

Ne yapılmalı?

İnsan kendisini ve hayatını zaman zaman gözden geçirmeli ve kişisel gelişim çılgınlığından, kişisel tekâmül sahasına makas değiştirmelidir.

Özgüven denen şeyin içi boş bir kendini bilmezlik ve fütursuzluk değil, kendisini iyi bir şekilde yetiştirmiş insanların sorunlarla mücadele edebilme, ahlaki cesaret gösterebilme ve değerlerinin yürekleri yakacak şekilde çiğnenmesine göz yummaması demektir. Nazik ve ne istediğini bilen, amacı doğrultusunda, bildiği doğru yolda ilerlemekten yılmayan insan özgüven sahibidir. Yoksa boşa atıp dolu tutmaya çalışarak ortalığa fırlayan, burnundan kıl aldırmayan ve her şeyi bildiğini iddia edip peynirden en büyük dilimi kapmaya çalışan farelerin özgüven iddiası bir yanılsamadan ibarettir ve bugüne kadar da insanlık için değerli bir şey ürettiği görülmemiştir.

Kaybettiğimiz farkındalıkları yeniden kazanmalıyız. İnsanlar maddi çıkarın her şey demek olmadığını, din ve ahlak kurallarının tam da burada neye evet neye hayır diyeceğimizin rotasını çizdiğinin farkına varmalıdır. Bencillik zehrinin panzehri başkalarını da düşünmektir.

Bireysel ve toplumsal huzurun yeniden tesisi ara sıra kadim kültüre bakmayı gerektirir. Maddeyi olduğu gibi insanı da salt “alım gücü” olarak gören popüler kültürün hemen her ortamda sorgulanması gerekiyor. İnsan elbette salt huzur ve mutluluk avcısı değildir ama huzursuzluk ve mutsuzluk yaşayacaksa da onu insan için şerefli, erdemli ve değerli bir şeye dönüştürecek gerekçesi olmalıdır. İnsanın uğrunda mücadele edeceği anlamlı bir hedefi ve gayesi varsa bu yolda en büyük sıkıntı bile insan ruhunu diri tutacaktır.

Kadim kültürümüz ve ecdadımız huzuru ve hayatın lezzetini vefakârlıkta, edepte, güzel ahlakta, hayır ve hasenatta, yardımlaşmada, infakta, kâinatın işleyişine hayret etmekte, yalın ve dürüst olmakta bulmuştur.

Modern anlamda (ticari amaçlı) kişisel gelişim gayretleri ise pazardan alınmış aksesuar gibidir ve doğal olmadığı için insanların üzerinde eğrelti durmaktadır. Kişisel tekâmül ise öze ilişkindir ve insanın

kendi özünü geliştirmesi fıtrata uygun ve doğal bir süreçtir. Tekâmül denilen süreç insani vasıfları ilk sırada ve göz önünde tutmakla başlar. Okumak, izlemek, dinlemek, irade sahibi olmak ve iradeyi güçlendirmek,  nezaket sahibi olmak, düşünmek, kıyaslamak tekâmülün başlıca araçlarındadır.

Hayal satarak insanları etkilemek ve arzuları, istekleri tahrik etmek amacıyla kişisel gelişim adı altında piyasaya sürülen kitaplar, cd’ler, filmler, etkinlikler milyonlarca dolara ulaşmış devasa bir sektör olmanın ötesinde insanlara beklediğini vermemiştir. Kimse beyninde sürekli tekrar ettiği için evrenden istediği ilave bir güce, zenginliğe ya da etkinliğe sahibi olamamıştır. Kimse içinde olmayan bir devi uyandıramamış, okuduğu bu tür kitaplar sayesinde herkese evet dedirtememiştir. Kaderin kısmete ağır bastığını bilen Müslümanlar zaten ne gelirse insanın elinin emeğinden, gayretinden ve elbette Allah’ın takdir ettiğinden başkası olmayacağını bilirler. Bildikleri halde bir de bu yolları deneyelim diyenler de bildiklerini pekiştirmekten öte gidememişlerdir. 

Kişisel gelişim sektöründen alınacak hiçbir şey yok mudur? Elbette vardır. Kendini geliştirmek ve yetiştirmek insanın en önemli vazifesidir ve insani değerleri ihmal etmeden, yanlış rotaya girmeden, hayatın gayesini ötelere itelemeden insan her kaynaktan beslenebilir. Duyduğu ilk yalana inanan, zihninde dolandırdığı fikirlerle hayatında mucizeler görmeyi uman insan ise hayal tacirlerinin değirmenine su taşır ama umduğunu bulamaz. Halen kendi öz değerlerini hor görmeye devam ederse de kendine ve hayata küser.

İnsanın dikkat edeceği en önemli şey düşmanla mücadele ederken düşmana benzememek, kılıcını boşa sallamamak, umudunu yanlış şeylere bağlayıp çaresizlik bunalımına düşmemek, hayattan kopmamaktır. Sabır ve mücadele neticesinde elde edilen küçük ya da büyük başarıların vereceği huzur başka yerde bulunmaz. Kadim kültürümüz der ki; İnsan ancak içten geliştiğinde kendini derin bir huzur içinde hisseder. Çalışmak, üretmek, zenginlik kabul ama her şey dengeli, usulünce ve kararınca…


Bu Yazı 932 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar