Kapak
Hz. Mevlana ve İlahi Ahenk
04.12.2013        

Hz. Mevlânâ ve İlâhî Âhenk
Ekrem Kılıç

 

Duyduğumuz aks-i sadâ, ceddimizin bestesidir;

Rûha kemâl feyzi veren zevk-i selîmin sesidir.

                                        Şems-i risâletde yanıp etdi semâ hazret-i Pîr;

                                              Hakk’a urûc eyledi, ol, ekmel-i halk rütbesidir.

 

Mûsıkîmizin kemâle erdiği eserlerin büyük bir bölümü, Mevlevî yoluna mensûb zevât tarafından bestelenmiştir. Bu caddede yürüyenler mûsıkîyi İlâhî vecde vesîle kılmışlardır. Rûh ve gönüllerdeki câzibesi inkâr edilemez olan bu eserler ister müzik âletleriyle, ister insan sesi ile icrâ edilsin, uhrevî ve ulvî hissiyâtı uyandırır; mâneviyâta ve maâliyâta teşvîk eder.

Kâinâttaki İlâhî nizâmın emâresi olan bu âhengi duyan rûhlar, bu mükevvenâtın ve tâbi’ olduğu kànûnların yaratıcısı Hâlık-i Kadîr’in karşı konulmaz câzibesine kapılıp, ışık etrâfında dönen pervâneler gibi cevelâna başlarlar. Zâten bütün yaratıklar, atomdan yıldızlara kadar, Kâbe’yi tavâf eden mü’minler gibi, ihtiyârî veyâ gayr-i ihtiyârî bir dönüş içindedirler. Cismin dışındaki sükûnete rağmen, içerideki zerrelerde, âlem âlem içinde dâireler hâlinde semâ cereyân etmektedir.

“Her bir zerre, mebde-i hareketinde, lisân-ı hâl ile Bismillâhirrahmânirrahîm der. Yânî, "Ben Allah'ın namıyla, hesâbıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum." Sonra, netîce-i hareketinde, her bir masnu’ gibi, her bir zerre, her bir tâifesi, lisân-ı hâl ile Elhamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemîn der ki, bir kasîde-i medhiye hükmünde olan san'atlı bir mahlûkun nakşında, kudretin küçük bir kalem ucu hükmünde kendini gösterir. Belki her biri, mânevî, Rabbânî, muazzam, hadsiz başlı bir fonoğrafın birer plâğı hükmünde olan masnûların üstünde dönen ve tahmîdât-ı Rabbâniye kasîdeleriyle o masnûatı konuşturan ve tesbîhat-ı İlâhiye neşîdelerini okutturan birer iğne başı suretinde kendini gösteriyorlar.”*

Hazret-i Mevlânâ (ks), ma’rifet-i İlâhîde Sünnet-i Seniyye dâiresinde mütebahhir bir âlim olduğu kadar, velâyet yoluyla mânevî âlemleri keşfederek ilme’l-yakînden, hakke’l-yakîn mertebesine erişmiştir. İlmini kendi nefsine hasretmemiş, zamânında yaşayan her sınıf insana âzâmî fâide sağlamak için gayret göstermiştir. O’nun bu çabası, zamanlar ötesi meyveler vermiştir. Müslim – gayr-i Müslim farkı gözetmeksizin hitâb ettiği insanlık, O’nun dâvetine kulak vermiş, inancı değişik bile olsa kimse Kendisini inkâra cesâret edememiştir.

Bizim idrâk terâzîmizin O bî-bahâ Zâtın kıymetini ölçmeye yetmediğinin farkındayız. Mutasavvifenin, fenâ-fillâh, bekà-billâh ıstılâhıyla târîf ettiği rütbeyi kazanan ender zevâttan biri olduğu husûsunda ulemâ ve meşâyîhin ittifâkı olan Hz. Pîr’i (ks) anlatmak her kula müyesser olmaz! Ancak, günümüzün insanı, O Zât-ı Âlî-kadr’ı (ks), olduğu gibi anlamak ve kabûllenmek yerine, maalesef, kendi dar düşünce, görüş ve heveslerine göre takdîm cür’eti göstermektedir. Bu hâl ise, bizzât Hz. Mevlânâ’nın (ks) “bîzârım” diye şekvâ ettiği bir durumdur.

Vahdâniyet-i İlâhî’nin, Nübüvvet-i Ahmediye’nin (sav) isbâtında Kur’ân-ı Hakîm’i sened ve dayanak yapmış bir Zât’da, Cenâb-ı Hakk’ın rızâ ve irâdesine; Resûlullâh’ın (sav) tatbîkàt ve ifâdesine aykırı bir hâl bulunması mümkün müdür? O’nda îmân ve amel tecessüm etmiş, sarsılmaz bir yaşayış tarzı olarak tezâhür etmiştir. O’nun bütün sözleri, davranışları, ancak ve ancak dîn-i İslâm’ın en ince teferruâtına uyacak biçimde, ciddiyet ve ihtimâm içindedir. Hayâtı, meşrebi, eserleri bunun isbâtıdır.

Hâl ve zevk diye vasfedilen durumlarında bile Kendisinden şatâhât ve bâlâ-pervâzâne söz ve davranışlar sudûr etmemiştir. Bir ayağı velâyet dâiresinde sülûk ettiğinde, dîğer ayağı Sünnet-i Ahmediye’de (sav) sâbit-kadem olmuştur. Semâında, akıl kalbe nâzır olduğu gibi, bütün âzâ ve hissiyâtı Câzibe-i İlâhî ile Şerîat-ı İslâmîye’de bağlı kalmıştır. Halkın duymadığı sesleri işitmiş, görmediği âlemleri müşâhade etmiş, kâinâtın umûmî âhengi içinde ubûdiyetini bihakkın îfâ ile ind-i İlâhî’deki mümtâz yerini kazanmıştır.

Cenâb-ı Hakk, bizleri de Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi (ks) hakkıyla anlayan ve yolunda revân olanlardan eylesin! Âmîn!

* Bedîüzzamân Saîd Nursî – Ene ve Zerre Risâlesi

                             


Bu Yazı 1937 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar