Hz. Muhammed (sav)’in
..        
Hz. Muhammed (Sas) ümmetine karşı son derece şefkatli ve merhametli idi. Onun şefkat ve merhameti dillere destan olmuş, onun şefkat ve merhametini uygulayarak idareciliğine güç, ömrüne ömür ve bereket katanlar olmuştur.
Hz. Muhammed (Sas) şefkat ve merhamette o kadar öne çıkmıştır ki bu iki terim Peygamberimize isim ve amblem olmuştur. İbn Abbas, (ra): “O, rahmet peygamberi, şefkat peygamberi” diyor.
Kur'an'da, Onun ümmetine karşı olan şefkati şöyle ifade edilmiştir: “Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” Başka bir ayette ise “(Resulum!) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır. Bu rahmet oluşunu her zaman ümmetine yansıtmıştır.
Cahiliye dönemi hakkında bir parça bilgi sahibi olan her insan Hz. Peygamber (sas)'in risaletinin ne mana ifade ettiğini bilir. Her şeyin manasını kaybettiği bir zamanda Peygamber olarak gönderilmiş, karanlığa boğulmuş olan cihan onunla aydınlığa kavuşmuştur. Onun bütün ins ve cinne peygamber olarak gönderilmesi, davetinin ve peygamberlik öğretisinin evrensel olması cihanın başındaki sarılı derdin büyüklüğünü ifade etmektedir. Sıfıra incirar etmiş bir ahlak, tedavisi kabil olmayan ruhi bir çöküntü, aşifte olmuş bir insanlık ve mateme bürünmüş koca bir kainat onunla mana kazanmıştır.
O, ümmeti açısından ne ifade ettiğini çeşitli hadislerle uygulamalı olarak göstermiştir.
“Her peygamber'in (yaptığı takdirde) mutlaka kabul edilecek bir dua fırsatı vardır. Her peygamber acele ederek bu kabule şayan duasını daha dünyada iken (ümmetlerinin helaki için) yapmışlardır. Ben ise bu büyük duayı ümmetim için kıyamet günün şefaat suretinde kullanmak üzere tehir ettim. Ümmetinden her kim Allah'a ortak koşmadan ölürse inşaallah bu şefaatime nail olacaktır.” Buyurmaktadır.
Abdullah b. Amir'den rivayet ederek Hz. Peygamber (sas), Allah'ın Hz. İbrahim (as) hakkında: “Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!” Çünkü onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan pek esirgeyensin.” ayetleri ve Hz. İsa (as) hakkında, “Ben onlara, ancak banan emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.”
Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin.” dedi. mealindeki ayetleri okudu ve kendisi de mübarek ellerini açıp ağlayarak şu duayı yaptı: “Ya Rabbi! Ümmetimi istiyorum, ümmetimi bağışla!” Hz. Allah Hz. Cebrail'i gönderiyor ve Onu razı edeceğini söylüyor.
Hadiste görüldüğü gibi Hz. İbrahim (as) ve Hz. İsa (as) ümmetlerini Allah'a bırakıyorlar ve O'na havale ediyorlar; ancak Hz. Muhammed (sas) ümmeti için rahmet istiyor, bağışlanma istiyor ve ağlıyor. Hz. Peygamber'in ümmeti için taşıdığı şefkat ve merhamet, bir anne-babanın evladına olan şefkat ve merhametinden daha da ileridir.
Hz. Peygamber (sas), kendisine uymanın ümmeti için saadet olacağını ve helak olmaktan kurtulacaklarını her vesile ile ifade etmiştir. O, rahmet peygamberi yirmi üç senelik peygamberliği döneminde ümmetini kucakladığı şefkatinin derecesini şöyle tarif ediyor: “Benim ve ümmetimin misali, ateş yakan bir adamın misaline benzer. Her türlü haşerat ve pervane böcekleri o ateşin etrafına üşüşürler ve nihayet ateşe düşüp yanarlar. Ben ise (kenarında bulunduğunuz) ateş çukuruna düşmeyesiniz diye eteklerinizden geriye çekiyorum; siz ise o ateşe batıyorsunuz.”
Ateş sahibi pervane böceklerinin ve haşerelerin aslında düşmelerini istemiyor, onları korumaya çalışıyor; onlar ise meselenin
şuurunda olmadıkları için yapılan iyiliğin farkında değiller. Hz. Muhammed (sas) efendimiz de insanlar helak olmaktan kurtulsunlar diye insanları doğru yola çağırıyor, onların dünya ve ahiret saadetlerine vesile olacak her şeyi yapıyor, ama insanlar ona isyan etmeyi sürdürüyor ve düşmeyiniz dediği ateş çukuruna düşmeye çalışıyorlar.
Aramızda Allah'ın kelamı Kur'an'ı ve sünnetini bıraktığını, onlara yapıştığımız sürece sapıklığa düşmeyeceğimizi, Allah'a karşı gelmekten sakınmamızı, Allah'ın emirlerini ve Resulullah (sas)'ın buyruklarını işitip kabul etmemizi, bu vesileyle de cennete girip ateşten kurtulmamızı tavsiye etmektedir. Çünkü zat-ı Ahmediye (sas) insanlara olan hadsiz ihsanat-ı ilahiyenin (Allah'ın bağışlarının) en mühim bir vesilesidir.
Yüce Peygamber (sas)'in aleme şeref vermesiyle, duasıyla ve şefkatiyle “İnsanı ve alemi, belki bütün mahlukatı esfel-i safilinden, sukuttan (kıymetini yitirmekten), kıymetsizlikten, faydasızlıktan alayiilliyyine (en yüksek mertebe), yani kıymete, bekaya (ebediliğe), ulvi vazifeye çıkarıyor.” O, saadet-i ebediyenin bir muhbiri ve müjdecisi ve yaydığı ziya ile alemi nurlandıran ve okunur hale getiren rahmet peygamberidir. Onun nurlu irşadından hariçte kainata baksan, elbette kainatın şeklini bir matemhane-i umumi hükmünde ve mevcudatı birbirine ecnebi (yabancı), belki düşman ve camidatı dehşetli cenazeler ve bütün zevilhayatı (canlıları) zeval ve firakın (ayrılma ve yok olmanın) sillesiyle ağlayan yetimler hükmünde görürsün.”
İnsanlığın bugünkü kemalini, canlı-cansız bütün varlığın mana kazanmasını ve her şeyin yaratılış hikmetini yüce peygamber (sas)'in varlığına, şefkat ve merhametine borçluyuz. Dolayısıyla ona karşı sonsuz sevgi ve saygı duyma makamındayız.

Bu Yazı 1956 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar