Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Ümmeti
..        

Sakat veya özürlü bir insan gördüğümüzde hepimiz duygulanırız. Birde bu insan zihinsel engelli ise bu duygumuz daha da artar. Aynanın karşısına geçip de, ben şu kadar yakışıklıyım bu kadar güzelim dediğimiz günler gelir aklımıza. Bu durum hiç olduğumuzu hissettiğimiz durumdur. O insanın haline o kadar hüzünleniriz ki canımız sonsuza dek giryan arzu eder. Önce aciz olduğumuz aklımıza gelir,sonra Allah'ımız. Ve ona dönerek:Ya Rabbi sana şükürler olsun. Sana hiç şükredemiyoruz. Bizi affet.Şüphesiz senden başka hiçbirşeyin anlamı yok. Dünyanın da, kainatın da mutasarrıfı sensin.Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin. Daha sonra kendimizi düşünürüz ve sonra insanları…Biz ne kadar nankörüz, biz acizlik içinde nasıl böbürleniyoruz, mal mülk diyoruz, geçici şeyleri önemli kılıyoruz. Şüphesiz biz kendimize zulmediyoruz. Fakat sen bağışlayıcısın,Kerem sahibisin,bizi affet,nimetini esirgeme…
Biz bir insan gördüğümüzde bu kadar derinlere dalabiliyorken, bu kadar hüzün deryalarında yüzebiliyorken, sevgili Peygamberimiz Muhammed (SAV) nasıl üzülmesin. Daha doğduğu gün “ümmeti ümmeti” diye adeta susuz çöllerde su arayan,ümmeti için savaş etmekten,aç kalmaktan,yerini yurdunu terk etmekten kaçınmayan ve daha sayısız fedakarlıkları olan; hem kainatın en büyük insanı, hem bir peygamber, hem Allah'ın mahbub-u kulüb sırrına mazhar olmuş en cami bir resulü,hem ekser zihayatla alakadar, her anımızda yanımızda, annelerimizden daha şefkatli, canlarımızdan daha aziz bir insan nasıl olurda bizim için ağlamasın,göz yaşları mübarek sakalından süzülüp cübbesine damlamasın. Bütün bunları bırakalım kainatın yaradılışının gayesi,hem duasına binaen kainatın halk edilişi,hem duasının kabul edilmesi imkansız bir zat,kainat ve içindekiler bir kefeye ,Hz Muhammed(SAV) bir kefeye konulsa daha ağır geleceği kesin olarak bilinen bir zat,nasıl olur da ümmeti için göz yaşı dökmesin,onun için Rabbine el açıp ümmetine dualar etmesin. Haşa.
Hem öyle bir zat ki,göz yaşları tecessüm etse dağları taşları parçalar,cehennemin üzerine dökülse cehennem söner, hem ümmeti için feryat etse ve feryadının azı kainata aksetse kainatın ödünü koparır tarzda bir zat, elbette ve elbette bizi önemsiyor. O önemsediği an her şey bitmiştir. Çünkü O önemsediği an kim önemsemezse önemsemesin. Madem O önemsiyor o zaman bizi seviyor demektir. Onun sevgisine mazhar olan Allah'ın sevgisine mazhar olmuş demektir. Ve bunları elde eden kul nerde olursa olsun isterse cehennemin ta derinliklerinde olsun, yinede kainatın en mutlusudur.
İşte böyle bir zatı kimse üzmek istemez. Üzmek bir yana 'Anam babam sana feda olsun ya Resullullah' der. Kaç kişi girmek istemez ona atılan taşların arasına? Hatta sonsuza dek taşlanayım da yeter ki Resulun mubarek bedenine bir tek taş isabet etmesin, çünkü Onun saçının bir tek teli dünyalara bedeldir der.
Kaç kişi Uhud'u hatırladığında Peygamberimizin etrafına etten duvar olmak istemez? Cihad edeyim der durur. Tamam cihad etmek güzeldir fakat şu an daha büyük bir cihad ile karşı karşıyayız(Dünya cihadı).Çünkü küfür almış başını gidiyor. Tabiat diyor, fen diyor. Hani son asrın cengaverleri. Tabi hepimiz Allah yolunda, Peygamber için canımızı veririz, fakat çoğumuz namaz bile kılmaz, çeşitli bahaneler uydurur durur nefsimiz. Her defasında aldanırız şeytana…
İşte Allah Resulü buna üzülür durur. Ümmetinin haline acır.Zira O benim bildiklerimi bilseydiniz hanımlarınıza yaklaşamazsınız der.Çünkü O miraca yükselen,Kâb-ı Kavseyn makamında Allah'ın cemalini müşahede eden,orada diğer peygamberleri gören,miraçtaki insan manzaralarının hepsini teker teker hafızasına kaydeden, sonrada gelip uyaran, sürekli uyaran, ümmetinin dertlisi olan,geceleri uyuyamayan bir peygamberdir. O ki, bizi sürekli uyarıyor, ümmetine yapması ve yapmaması gerekenleri bir bir açıklıyor. Ta ki, ümmeti zalimlerden olmasın, Allah'ı bilsin ve ona abd olsun.
Ve O Kuran gibi mükemmel bir kitapla vahyolunan ve bundandır ki, Rabbiyle sürekli irtibat halinde olan ve kainattaki ekser zihayatlarla alakadar olan melek,ins ve cinnilerin kumandanı hükmünde bir zattır.
Rabbisinin inayetiyle dağları taşları dile getiren,ağaçları yanında yürüttüren ve koca kameri ortadan ikiye şak eden bir zat mümkün müdür ki, hutbedeki ağacı teselli etmesin onu teselli eder gibi ümmeti içinde ezilip üzülenleri teselli etmesin. Ve ümmetinin her anında yanında olduğunu müjdeleyen Zat elbette ve elbette üzülmemeye, kırılmamaya, saçının bir tek teline zarar gelmemesine layıktır ve öyledir.


Bu Yazı 1888 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar