Hz. Peygamber’in Dilinden Hz. Adem,Dört Büyük Peygamber Ve Kendisi
..        

Hz. peygamber zaman zaman kendisinden söz ettiği gibi, bazen de kendisini diğer peygamberlerle birlikte anlattığı da olurdu. Bu makale Peygamber Efendimizin iki önemli açıklamasını esas alarak Hz. Âdem, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve kendisini konu alacaktır.

1. İlk Peygamber Ruh ve Ceset Arasında İken
Hicret sonrası Medine dönemi yıllarıydı. Bir gün Ğıfarlı Ebu Zer merak ettiği şeyi Hz. Peygambere şöyle sordu:
“Peygamberlerin hangisi ilktir?”
Hz. Peygamber tereddütsüz cevap verdi:
“Âdem.”
Ebu Zer bir şey daha sordu:
“O nebi/peygamber miydi (nebi oldu mu?)”
Bu soru üzerine aldığı cevap da şöyle oldu:
“Evet, (kendisi ile vahiy ve kelam-ı ilâhi ile) konuşulan bir peygamberdir.”
Hz. Peygamber'in belirttiği gibi zaman, çağ ve devir bakımından “ilk ve en önce olan” peygamber Hz. Âdem'di ve o ilk peygamberdi. Diğer yandan İbn-i Ebi'l-Ca'da da bir gün Peygamber Efendimize şöyle sordu:
“Sen ne zaman nebi idin (nebi oldun?)”
Veya soruyu şöyle sormuştu:,
“Ey Allah'ın Resulü sen ne zaman nebi idin (nebi oldun?”
Hz. Peygamber soruyu bu kez daha farklı ve ilgi çekici şekilde cevapladı:
“Âdem ruh ve ceset arasında (yaratılıyor) iken.”
Bir keresinde de ashaptan Meysere b. Fecr Rasulullah'a şöyle sormuştu:
“Sen ne zaman nebi idin (oldun?)”
Hz. Peygamber ona da şu cevabı verdi:
“Âdem ruh ve ceset arasında (yaratılmada) iken.”
Tirmizi “hasen” ve “garib” olarak değerlendirdiği bir başka açıklamayı da nakleder: Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme bir gün şöyle sorulmuştu:
“Sana nübüvvet/peygamberlik ne zaman vacip oldu?”
O bu soruya da şöyle karşılık verdi:
'Âdem'in yaratılmasıyla, ona ruh üflenmesi arasında (sırasında).”
Hz. Peygamber'in ilk bakışta birbiriyle tenakuzlu ve çelişkili gibi görünen sözleri üzerine şunlar söylenebilir:
1) Hz. Peygamberin açıklamaları öncelikle “kader” konusunu ilgilendiriyordu. Kader her şeyin Allah'ın ilm-i ezelisinde takdir edilmesi ve bilinmesidir. Bütün nebiler gibi Hz. Muhammed'in de peygamberliği “ezelde” takdir edilmişti ve Allah açısından önceden belliydi.
2) Ayrıca Rasulullah burada, bir insan ve insanlığın başlangıcı ve atası olarak önce Hz. Âdem'in yaratıldığını ve cesedine ruh üflendiği açıklamaktaydı. Ona göre ilk insan Hz. Âdemdi ve ilk olarak o yaratılmıştı.
3) Şimdi konuyla ilgili şöyle sorulabilir:
“Hz. Peygamber'in Âdem ruh ve ceset arasında iken nebi olduğu açıklaması neleri anlatmaktadır?”
Soruya şöyle cevap verilebilir: Onun “Âdem ruh ve ceset arasında iken nebi idim” , “nebi kılındım” yahut “nebilik vacip (gerekli) kılındı” gibi açıklamaları, bir başka maksada yönelikti. Kanaatimizce bu açıklamalarıyla o şunu anlatıyordu: “Benim nebiliğim ilm-i ezeli ile ta o zamandan belli ve mukadderdi.”
Evet, henüz insan nevi yaratılmadan, o nevin ilk ferdi Âdem (a.s.) yaratılırken, kader-i ezeli “bütün peygamberler gibi” onun nübüvvetini de çoktan takdir etmişti. Hz. Âdem'in yaratılması sırasında bu takdirin önemli bir dönüm noktasına ulaşılmış oldu. Bir bakıma böylece takdirin gerçekleşme safhasının sonuna gelinmişti. Çünkü Hz. Âdemle nübüvvet silsilesinin “ilk halkası” gerçekleşecekti. Ondan sonra peygamber olacak kimseler, zamanı gelince sırasıyla bu halkaya ekleneceklerdi. Hz. Peygamber'in bu tür açıklamaları, önemli bir inceliği ve nübüvvet sürecinin başlamasındaki bir büyük dönemeci açıklamaktaydı. Ne yazık ki bu açıklamalar bazıları tarafından kabulü mümkün olmayan zorlamalı ve yanlış yorumlara da konu edilecekti.
4) Hz. Peygamber'in açıklamalarına göre; ilk insan ve İlk Peygamber Hz. Âdemdir. Onun bu açıklaması aslında konunun tavzihine yardımcı olmaktadır. Bu açıdan “zaman ve çağ bakımından ilk nebi Hz. Âdem” olmakla birlikte, bütün peygamberlerin ve Hz. Muhammed'in nebilikleri, kaderde olan her şey gibi önceden takdir edilmişti. Soru kendi hakkında ve kendisine yöneltildiği için; Hz. Peygamber bu konuyu anarak soruya cevap vermişti.
5) Resul-i Ekrem (s.a.v.) bir açıklamasında da şöyle buyurmuştu:
“Ben babam İbrahim'in duası, İsa'nın da müjdecisiyim.”
Böylece o dedesinin Hz. İbrahim olduğunu ve kendisinden beş yüz yetmiş yıl kadar önce doğan Hz. İsa'nın da müjdelediği nebi olduğunu açıklıyordu. Onun bu açıklaması da, kendisinin çağ ve zaman bakımından “Hz. İbrahim ve Hz. İsa'dan sonra nebi geldiğini” açıkça belirtiyor ve konumuz açısından önemli bir noktaya parmak basıyordu. Şu halde onun peygamber gönderilmesi durumu, önceden ilm-i ezelide belliydi. Fakat devir ve çağ bakımından o, Hâtemü'l-Enbiya idi ve kendisinden sonra bir nebi gelmeyecekti.
6) Rasulullah zamanca nebilerin sonuncusu olduğunu bir başka bağlamda şöyle de dile getirmekteydi:
“Benden önceki peygamberlere göre benim durumum (meselim), bir bina yapıp onu süsleyen ve güzelleştiren adamın durumu gibidir. Ancak onun köşelerinden bir köşesinde bir kerpiç (tuğla) yeri hariçtir; (o buraya tuğlayı koymamıştı). İnsanlardan binaya uğrayan herkes, ona bakıp beğenmeye ve şöyle demeye başladılar: 'Keşke şu (boşluğu dolduracak) kerpiç de (yerine) konulsa'. İşte o kerpiç (lebine) benim ve ben peygamberlerin sonuncusu (Hâtemu'n-Nebiyyîn)im.”
Bu açıklamasına göre o, nübüvvet sarayına zaman ve çağ bakımından son konulan tuğlaydı ve son tuğlayla saray tamamlanmış ve onda bir eksik kalmamıştı. Artık ondan sonra bir peygambere de yer yoktu. Temsile göre; önceki tuğlalar da diğer peygamberlerdi. Duvara yeri ve zamanı geldikçe kerpiç (taş ve tuğla) konulduğu gibi, nebiler de zaman ve çağları geldikçe peygamber olarak bu âlem-i vücutta yerlerini almışlardı.
7) Ayrıca Rasulullah nebilerin sonuncusu olduğunu, bazı ad ve unvanlarını açıklarken de dile getirmişti. O bir açıklamasında şöyle diyordu:
“Ben Muhammed'im, Ahmed'im, Mukaffiyim, Hâşirim, Rahmet Peygamberi ve Tevbe Nebisiyim.”
Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür: Dikkat edilirse onun bu konudaki açıklamaları, bütüncül bakılınca mantıklıdır ve birbirini desteklemektedir. Burada; Hz. Peygamberi “yüceltme veya aşırı yüceltme” gibi bir durum da söz konusu olmadığı gibi, o da bu tür açıklamalarında kendisini kutsallaştırmış değildi. Belki de konunun can alıcı yanı; olmuş ve olacak her şeyin ilm-i ezelisinde yer alması ve ilahi takdire göre gerçekleşmesidir.
2. İlk Beş Hayırlı
Hz. Peygamber bir keresinde peygamberlerin üstünlük ve hayırlarından söz ederken de şöyle buyurmuştu:
“Âdemoğlunun en hayırlıları beştir: Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed. Onların en hayırlısı da Muhammed'dir.”
Bu açıklamasında o, birkaç konuya temas etmekteydi:
1) Açıklamaya göre, öncelikle burada adı geçenler “beşer ve Hz. Âdem soyundan” idiler. Nuh ve diğerleri âdemoğullarıydı. Beşer nevinin/türünün ilk babası Hz. Âdemdi.
2) İkinci olarak, insanlık içinde hayırlılar çoktu. Ama hayırlılar ve iyiler içinde ilk beşe girenler, en hayırlı, en iyi ve Allah katında en üstün olanlar beş kişiydi: Bunlar da “Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed'di.”
3) Adı geçenler, Allah katında pek hayırlı kimseler olmakla birlikte, hayır ve iyilikte bu beş kişi de 'eşit' değillerdi. Onlar içinde en hayırlısı; Hz. Muhammed'di. O ayrıca, Hâtemü'n-Nebiyyîn, Seyyid-i Beni Beşer ve Resul-i Ekrem'di.
4) Bu açıklamada Rasulullah; Peygamberlerin çağları, devirleri ve geliş sıralarına göre adlarını sıralamıştı. Bu durum Kur'an ayetlerinde geçen açıklamalara da uygunluk arz etmekteydi. Kur'an ayetleri de Hz. Peygamberden önce resuller (rusül) gönderildiği açıklamalarına yer vermekteydi.
5) Kuran-ı Kerim de, resullerin kiminin kiminden üstün olduğu konusunda 'sarih' açıklamalarda bulunuyordu. Bu âlemde aynı nev/tür ve kategoride olanlarda; derece, mertebe ve üstünlük “her şeyde” söz konusudur: Mesela tüm ampuller ampullükte bir olmakla beraber, aynı kuvvette ışık vermez, onların büyüğü küçüğü vardır. Bütün binalar aynı kalitede değildir, bütün bilginler aynı düzey ve derecede âlim değillerdir. Bütün otomobiller de otomobillikte aynı kategoride yer almakla birlikte, değerleri yani kıymet dereceleri farklıdır.
Kalite ve derece farkı âlemde her şeyde söz konusuysa, nebiler de aynı derece ve mertebede olmayabilirler. Bunların aynı derece ve rütbede olduğunu kim iddia edebilir? Burada dikkat edilecek husus, yerli yersiz konuyu gündeme getirip Peygamberler arası üstünlük rekabetine ve çatışmalara meydan vermemektir. Fakat bazı gerçekleri sakıncaları olabileceğini vehmederek saklamak da doğru değildir ve tasvip edilemez. Bu açıdan, Peygamberlerden kiminin kiminden üstün olduğunu yeri geldikçe belirtmekte garipsenecek bir durum yoktur. Nitekim Hz. Peygamber de en hayırlı beş kişinin adını verdiği gibi, onlar içinde de en iyinin kendisi olduğunu açıklamıştı.
6) Konunun bizi ilgilendiren en önemli yanı; tüm insanlığı kaplayan ve ilgilendiren “iyilik yarışında” önlerde yer almanın yolunu bulmak ve hayırda yarışta önde olmaya çalışmaktır. Peygamber efendimiz birincilik kürsüsündeyse, onun ardından giden ümmetine yakışan da, ona yakın derecelerde yer almaktır. Ahirette makamlar nihayetsizdir ve dünyevi makamlar gibi niza ve çekişme de söz konusu olmayacaktır.


Bu Yazı 9574 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar