KAİNATI HAREKETE GETİREN VE HERŞEYİ NURLANDIRAN VE HER ŞEYE MANA YÜKLEYEN EN YÜKSEK KELİME
..        

LA İLAHE İLLALLAH KELİMESİNİN SÖYLEYENE FAYDALI OLMASI ŞARTA BAĞLIDIR
Kelime i tevhidin söyleyen kişiye faydalı olması için yedi şartın mutlak manada bulunması lazımdır. Bunları el Hakemi “Mearicü'l Kabul” (29) adlı kitabında şöyle belirtmiştir: bu yedi şartı yerine getiren kimse imanını kemale erdirir ve menfaati de tam olur. Bu şartlar, ilim, yakin, ihlas, sıdk, muhabbet, inkiyad ve kabulden ibarettir. Şimdi bu şartları tek tek ele alalım.
1- Birinci şart ilimdir. Kelime-i tevhidin anlamını bilmektir. Yani cehaleti ortadan kaldıran bilgi ile tevhid kelimesinin manasını kavramaktır. Kuran da, “Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur. (30)
“Ancak bilerek (La ilahe illallah) diyerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır. (31) . Dillerinin söylediği şehadet kelimesini kalpleriyle manasını bilerek hakka şahitlik yapmak şeklinde anlaşılmalıdır.
“Allah adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki kendisinden başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir) evet mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilah yoktur (32) buyurulmaktadır. Hadiste ise, “Kim Allah'tan başka kainatta ibadete müstehak olmadığını bilerek ölürse cennete gider”. (33)
2- İkinci şart yakindir. Bu kelime zan ve şüphe taşımayan kesin bilgi demektir. Kelime-i tevhide kesin bir bilgi ile inanmak. Yakin bir bilgi ile meydana gelen imanı Allah Kuran da şöyle beyan etmektedir: “Müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.” (34) Kelime-i şahadet yakini bir bilgi ile adeta kuşatılmış olacak. Ayetteki irtiyap kelimesi şek ve şüphe demektir ki, yakin ile dolu olan kalpte şek ve şüpheye yer olmayacaktır. Çünkü şek ve şüphe münafıkların vasfıdır ki Kuran bunların ebedi ateşte kalacaklarını beyan etmektedir. “şüphesiz münafıklar cehennem ateşinin en alt tabakasındadırlar..” (35)
Hz. Muhammed (sav) de bir hadislerinde kelime-i şehadette yakinin rolünü şöyle ifade eder:
“Allah'tan başka hak mabud olmadığına ve benim Allah'ın Resulü olduğuma şahitlik ederim; bu iki cümle hakkında şek ve şüpheye düşmeden Allah'a kavuşan kimse cennete girer.” (36)
3- Üçüncü şart, İnkıyaddır. Kelime-i tevhidi söyleyen kimse tamamen onun manası ile Allah'a teslim olacak ve O'na dönecek, bu manalara münafi hiçbir şey yapmayacaktır. Kuranda inkıyadın ne olduğu şöyle ifade edilmektedir:
“İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a varır.” (37) . İşte ayette geçen “Kendini bütünüyle Allah'a vermek” inkıyadın manasıdır. Peygamber (sav) de bir hadislerinde şöyle buyuruyor:
“Sizden biriniz, bütün arzu ve özlem, zevk ve kaprisleri getirdiğim kuran ve islamiyete uyuncaya kadar hakiki iman etmiş olmaz…” (38)
4- Dördüncü şart, kabüldür. İnsanın dili ve kalbi kelime-i şehadet neyi gerektiyorsa onu söyleyecek ve tasdik edecektir. Her mü'min kelime-i tevhidin anlam ve gereklerini canı gönülden ve derunu dilden kabul etmek durumundadır. Kabul etmeyenler hakkında cenab-ı hak şöyle buyuruyor:
“(Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'ta başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü sorguya çekilecekler!”
“Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz”
“Evet, onlar o gün zillete boyun eğeceklerdir.”
“(İşte bu duruma düştükleri vakit) Onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (39)
“(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sureti haktan görürdünüz) derler…
“(Ötekiler de:) “Bilakis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz..”
“Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.”
“Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık..”
“Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar”
“İşte biz, suçlulara böyle yaparız.”
“Çünkü onlara: Allah'tan başka ilah yoktur” denildiği zaman kibirle direnirlerdi.”
“Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?” derlerdi. (40)
Peygamber (sav) ise şöyle buyuruyor:
“Allah'ın benimle gönderdiği hidayet ve ilmin misali, bir yere çokça yağan yağmurun misaline benzer: o topraktan bir kısmı temizdir; suyu kabul eder, bitkileri bitirir (sulak ve verimlidir); Bir kısmı daha elverişlidir, suyu tutar Allah o su ile insanlara fayda verir, insanlar o sudan içerler, arazilerini sularlar ve ekerler; yağmurun isabet ettiği bir toprak nevi daha vardır ki kilimsidir, çoraktır, suyu tutmadığı gibi ot da bitirmez. İşte bu, dinde bilgili olan ve Allah'ın benle gönderdiği din kendisine faydalı olan, öğrenen ve öğretenin misali ile, hiç çaba sarfetmemiş, gönderildiğim Allah'ın hidayet yolunu kabul etmeyen kimsenin misali gibidir..”(41)
5- Beşinci şart, ihlastır. Kuranda Allah (CC) şöyle buyurmaktadır: “Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır” (42)
“O halde sen de dini Allah'a has kılarak (ihlas ile) kulluk et.” (43)
Peygamber (sav) efendimiz bu konuya şu hadisleriyle işaret etmiştir:
“Şefaatimle insanların en mesud ve mutlu olanı, kalbinden samimi olarak Allah'tan başka kainatta ibadete müstehak hak mabud yoktur, diyen kimsedir”(44)
“Şüphesiz Allah (CC) La İlahe İllallah diyen ve bununla da yalnız Allah'ın rızasını isteyen kimseye ateşi haram kılar” (45)
6- Altıncı şart, doğruluktur. İmanında ne kadar samimi olduğunun doğruluğunun ortaya çıkması için, Cenab-ı hak bazı insanları bir dizi imtihandan geçirir. Şartlar ne olursa olsun doğru bildiğimiz yoldan ayrılmamamız lazımdır. Kuran da bu durum şöyle beyan edilmektedir:
“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “iman ettik” demeleriyle bırakılıverileceklerini mi sandılar?”
“Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (46) Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmaktadır: “Kalbinden doğru olarak Allah'ın hak mabud ve Hz. Muhammed'in de Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik eden hiçbir kimse yoktur ki, illa Allah ona cehennem ateşini haram kılmasın! (47) Dinini öğrenmek isteyen bir bedeviye gerekli şeyleri öğrettikten sonra, bedevi vallahi bu öğrettiklerinden ne eksik ne de fazla yaparım! Deyince, Resulullah (sav) “eğer doğru söylediyse kurtuldu” (48) buyurmuşlardır. İşte buradaki doğru kelimesi şehadet kelimesi için diğer şartları gibi olmazsa olmaz kelimelerdendir.
7- Yedinci şart, muhabbettir. Söylediği takdirde Müslüman sayılan her kimse şehadet kelimesine ve bu kelimenin iktiza ettiği her şeye muhabbet etmek durumundadır. Mümin ilk olarak şehadet kelimesini ve gerekleriyle amel etmeyi sever. Aynı davranışı sergileyen bütün müminleri de sever. Kulun rabbini sevdiğinin alameti, hevası istemese de ilk olarak Allah'ı sevmesi, Allah'ı ve Resulünü sevenleri sevmesi, Allah ve Resulüne düşman olanlara düşman olması, resulüne uyması, resulünün hadislerini kabul etmesi ve Onun getirdiği hidayeti canı gönülden benimsemesidir. (49)
Allahü Teala Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
“(Resulüm!) de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”(50)
Hz. Enes (R.a.) Resulullah (sav) dan rivayet etmiştir. Resulullah(sav) şöyle buyurmuştur.
“Üç şey (haslet) vardır; kimde bulunursa imanın tadını alır: Allah ve resulü, ikisinin dışında kalan bütün varlıktan daha sevgili olmak; kişiyi ancak Allah için sevmek ve ateşe atılmaktan ikrah ettiği gibi küfre dönmekten de aynı derecede ikrah etmektir.”(51) Yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi Allah a iman etmektir. İnsaniyetin en ali mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı , iman ı billah içindeki marifetullahtır. (Allah'ı tanımak, onun varlık ve birliğini bilmektir) Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki Muhabbetulllahtır. (Allah'ı sevmektir) Ve beşer ruhu için en halis (katıksız) surur (sevinç) ve insan kalbi için en safi sevinç o muhabbetullah içindeki ruhani lezzettir.
Evet bütün hakiki saadet, halis sevinç, şirin nimet ve safi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır; onlar (saydıklarımız), onsuz (marifet ve muhabbetsiz) olamaz. Cenabı Hakkı tanıyan ve seven, sonsuz saadete, nimete, envara (nurlara), esrara (sırlara) ya bil kuvve (potansiyel olarak) veya bilfiil (iş ve fiil olarak) mazhardır. Onu hakiki tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete (sıkıntı ve mutsuzluğa) alama, acılara, elemlere ve evhama (kuruntulara) manen ve maddeten müptela olur.(tutulur) (52)
Demek ki marifetullah ve muhabbetullah bütün güzelliklerin başıdır.
Buraya kadar kısaca izaha çalıştığımız ve “La ilahe illallah” kelimesinin geçerli ve fonksiyonel olması için olması gereken ilim, yakin, ihlas, doğruluk, muhabbet, inkıyat ve kabulden bahsettik; bu maddeleri Kuran ve sünnetin delilleriyle ortaya koymaya çalıştık.n

DİPNOTLAR

(29) Hakemi,, Mearicü'l Kabul, c.1, S.21, Kahire, 1983
(30) (Muhammed, 47/19)
(31) (Zuhruf, 43/86)
(32) (Al-i İmran, 3/18)
(33) (Müslim, Kitabül İman, C.1, S.41; İbnü Huzeyme, Tevhid, C.2, S,817)
(34) (Hucurat, 49/15)
(35) (Nisa, 4/145)
(36) (Müslim, sahih, Kitabül İman,C.1, S.41-42; C.1, S.44-45
(37) (Lokman, 31/32)
(38) ( Hasen b. Süfyan, El- feth, C.13, S.289; Siyer Alamü'n Nübela, C.10/610-612; Tezkiratü'l Huffaz, C.2, S.418-420; İbnü Receb, Tafsiylü Camii'l Ulum ve'l Hüküm , S.338; Ebu Asım, Kitabü's Sünne, C.1, S.12-13; Fethul bari, C.13, S.289
(39) (Saffat, 37/22)
(40)(saffat, 37/28-36)
(41) (Buhari, sahih, Kitabül ilim, C.1, S.28; Müslim sahih Kitabül fedail, C.7, S.63
(42) (Zümer, 39/3)
(43) (Zümer 39/2)
(44) Buhari, Sahih, Kitabü'l İlm, C.1, S.33 Ahmed B. Hanbel, Müsned, C.2, S.373
(45) (Buhari, Sahih, Kitabül Mesacid, C.1, S.109-110; İmam Ahmed, Müsned, C.4, S.44
(46) ( Ankebut, 29/2-3)
(47) (Buhari, Sahih, Kitabü'l ilm, Babü men hüssa bi'l ilmi kavmen Dune kavmin, C.1, S.41; Müslim, Sahih, Kitabü'l İman, C.1, S.45
(48) Buhari, Sahih, Kitabü'l İman C.1, S.17; Müslim Sahih Kitabü'l İman C.1, 31-32; Nesai, sünen, C.1, S.229; C.8, S.118-119; İmam Ahmed, Müsned, C.1, S.250-264; İmam Malik, Tenvirü'l Havalik, c.1, s.188
(49) (el Aşgar Dr. Süleyman, Zübdetü't Tefsirin özeti, Tefsiru'l Üsri'l ahiri, S.89, Mekke, 1427
(50) (Al-i İmran, 3/31)
(51) (Mansur Ali Nasif, et Taç el camili'l usul, Fi Ehadisi'r Resul, C.5, S.78. Riyad, 1962)
(52) (Mektubat. S.374-375, İstanbul 2005)


Bu Yazı 2402 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar