KRİZ TİCARETİ
..        
2006 yılında ülkemizde çok yoğun ve karmaşık gelişmeler yaşandı. Yaklaşan Cumhurbaşkanı seçimi ve milletvekili genel seçimleri nedeniyle, siyasal süreci etkilemeye yönelik pek çok hadiseye şahit olduk.
Ülkede aylardır felaket tellallığı yapılıyor. Bölücü terör azdı, irtica hortladı, laiklik elden gidiyor, Devletin üniter yapısı bozuluyor, ulus devlet yok oluyor, global güçler bizi yutacak… türü propagandalar ile kamu oyuna korku havası verilerek, halk karamsarlığa itilmek, ürkütülmek, pasifize edilmek ve tercihleri istenilen yönde şekillendirilmek isteniyor. “Kriz çıkacak, ülkeyi karanlık günler bekliyor” endişesi yaygınlaştırılarak TBMM ve hükümet üzerinde bir kamuoyu baskısı oluşturulmaya çalışılıyor.
“Bu milleti kendi haline bırakırsanız, Cumhurbaşkanlığına ya Ali Fuat BAŞGİL' i ya da Said NURSİ'yi seçer” diyen zihniyetin temsilcilerinin; dün olduğu gibi bugünde halkı ve halkın oyları ile seçtiği temsilcilerini kendi hallerine bırakmaya niyetleri yok gibi görünüyor.
Milletin değerlerine bağlı, muhafazakâr kimliğe sahip bir Cumhurbaşkanının seçilmemesi için her yolun denendiğini; ülkenin huzur, güven ve istikrarını bozabilecek ve tüm olumlu gelişmeleri yok edebilecek, ülkeyi maddi ve manevi olarak çok büyük zararlara uğratabilecek yöntemlere dahi başvurulduğunu hayretle izliyoruz.
Birileri ülkede sosyal ve siyasal gerilimi sürekli tırmandırmaya çalışıyor. Adeta kriz çıkarmak ve ülkeyi bunalıma sürüklemek için her yola başvuruluyor. Eğer iktidar partisi erken seçime gitmezse veya bazı güçler tarafından empoze edilen bir ismi değil de kendi parti tercihlerine göre meclis içinden bir ismi Cumhurbaşkanı seçerse; hele hele bir de bu seçilen kişinin eşi tesettürlü olursa (ki kastedilen kişiler sınırlı sayıdadır. Bunların kimler olabileceğini herkes biliyor) ülkede kriz çıkacağı, gelişmelerin rejim kavgasına dönüşeceği, siyasal ve ekonomik hayatta büyük depremlerin yaşanacağı, hatta darbe bile olabileceği söyleniyor.
Legal veya illegal yöntemler ile sergilenen oyunları, tezgâhları, provakasyonları, dayatmaları halk hayret ve dehşet içerisinde izliyor.
Ancak burada unutulmaması gereken bir husus var: millet uyandı. Daha önce defalarca seyretmek zorunda bırakıldığı filmleri biliyor artık. Normal dışı bir hadise, bir provakasyon bir oyun sergilenince hemen “ biz bu filmi daha önce seyretmiştik” deniyor. “Cahil halk” diye horlanarak adam yerine konmayan ve dayatmalara maruz bırakılan halk, artık cahil değil. Haklarını, görevlerini, sorumluluklarını biliyor. Baskı ve dayatmalardan hoşlanmıyor. İnsan onuruna uygun şekilde yaşamak istiyor. Hak ve hürriyetlerini sonuna kadar kullanmak istiyor. Demokrasi kültürü ile gerçek bir cumhuriyet rejiminde yaşamak istiyor. Seçtiği vekillerinin kendisini ve kendi tercihlerini temsil etmesini istiyor. İstiyor ki milletvekili, sadece milletin vekili olsun, sadece kendisini seçen millete minnet duysun. Başındaki idarecilerin farklı dünyaların insanı değil, kendisi ile aynı duyguları taşıyan, aynı halet-i ruhiyeye sahip kimseler olmasını arzu ediyor. Evet, bugün halkımız, 1960.1971.1980 veya 28 Şubat'taki halktan çok farklı. Farklı da olmalı. Çünkü Uzay Çağı bitti. Bilgi Çağı geçti ve şimdi İletişim Çağındayız. Çağlar değişirken bizim milletimiz değişmese miydi, gelişmese miydi? Hep koyun sürüsü gibi algılanan ve “cahil halk çoğunluğu” olarak horlanan bir konumda mı kalsaydı. Elbette halkımız değişti, gelişti ve gelişmeye devam ediyor. Onun için eski filmler rağbet görmüyor, eski oyunlar tutmuyor artık.
Ancak bizim “kriz ticareti yapanlara ve kriz çıkar, bunalım olur, istikrar bozulur…” diyenlere bir kaç sorumuz olacak.
Sizler “kriz çıkar” ikazını niçin kriz çıkaracak olanlara değil de, çıkacak bir krizden mağdur olacaklara yapıyorsunuz? Niçin kriz çıkarıcıları önlemeye, kriz çıkarmaktan vazgeçirmeye çalışmıyorsunuz? Zamanınızı ve enerjinizi niçin bunalım ve kriz çıkarıcıları tesirsiz hale getirmek için harcamıyorsunuz?
Kavga olacağını, kriz çıkacağını, bunalım doğacağını, istikrarın bozulacağını siz nasıl ve nereden biliyorsunuz? Kavga ve kriz çıkarıcıları, istikrar bozucuları siz nerden tanıyorsunuz, aranızda nasıl bir bağ ve nasıl bir yakınlık var? Kimdir kriz çıkaracak, bunalım doğuracak ve istikrarı bozacak olanlar? Kimdir bunlar?
Mademki krizin, bunalımın ve istikrarın bozulmasının kötü ve zararlı şeyler olduğunu biliyorsunuz; öyle ise çıkarmayın krizi, bozmayın istikrarı!
Krizin çıkmaması ve istikrarın bozulmaması için geri adım atmayı ve fedakârlık yapmayı niçin failden değil de, mağdurdan bekliyorsunuz?
Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değil mi? Hani, siz Cumhuriyetçi idiniz? Hani, siz saltanata ve aristokrasiye karşı idiniz? Nerde kaldı sizin demokratlığınız? Sizler nasıl halkçılarsınız? Yoksa sizin halkçılık ve cumhuriyetçilik anlayışınız Küba veya Kuzey Kore liderlerininki gibimi?
Beyler! Millet artık şunu çok iyi biliyor: Bu ülkede saltanat yıkıldı denirken; yıkılan bir saltanatın yerine birileri pek çok saltanatlar kurmuşlar.
Halkçı görünüp, halkı hiç sevmeyen; halkına yabancı, soğuk ve uzak; elitçi zihniyete sahip, biyolojik materyalizmin kalıntıları olan aristokrat bazı zümreler, kendi saltanatlarının çatırdadığını, gün be gün yıkıldığını görüyorlar. Onun için feryad-ü figan edip, gürültü yapıyorlar. Kendi saltanatlarının yıkılışını ve egemenliğin Milletin eline geçişini geciktirmeye çalışıyorlar... Bütün sıkıntıları, sancakları bu! Beyler! Biz bu “ kriz ticari” oyununu yutmadık! Haberiniz olsun!

Bu Yazı 2786 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar