KÜLTÜRÜMÜZDE SU VE ÇEŞMELER
..        

İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi?
Hâlâ inanmayacaklar mı? Enbiyâ Sûresi (30)
Her canlının sudan yaratıldığını ifade eden bu ayet-i kerimede geçmişten geleceğe insan oğlunun temel ihtiyacı olan, bazen de felaket olabilen bu eşsiz nimetin değeri,önemi ve insanoğlu ile olan münasebetleri , Kuran-ı Kerimde bir çok yerde değişik şekillerde açıklanmakta, Altından ırmaklar akan Adn Cennetleri, gökten suyun indirilmesi yağmurlar, denizler,yetmişli yıllarda yeni anlaşılan denizlerde birbirine karışmayan sular, ırmaklar,geçmişte yeryüzünde suyla olan pek çok hadise ,ibret ve şükür olması için ayetlerle ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Su ,Ata sözleri ve deyimlerimize de girmiştir. Bin bir dereden su getirmek, Zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmak Ayağı suya değmek, Ayaklarına kara sular inmek, Bir bardak suda fırtına koparmak, Havanda su dövmek, Düğününde kalburla su taşımak, Pişmiş aşa soğuk su katmak, Su koyvermek, gibi deyimlerin yanı sıra,
Su akarken testiyi doldurmalı, Su testisi su yolunda kırılır, Su uyur düşman uyumaz, Taşıma suyla değirmen dönmez şeklindeki atasözlerine daha pek çok ilâveler yapabiliriz. Sadece Fuzulînin su kasidesinden bahsetmek bile suyun edebiyatımızdaki yerini anlatmaya yeter herhalde.
İşte, İslâm dininin temizliğe ve suya verdiği bu önem, ecdat hayatında ve kültüründe de aynı ölçüde saygı görmüş, Yüzyıllardır hala ilk günkü tazeliğini ve saflığını koruyan bugünkü teknoloji ile dahi kaynağı bulunamayan ve yıllardır bitmeyen mucize zemzem başta olmak üzere, mübarek addedilen su, her zaman baş tacı edilmiştir.
Batı dünyasında tuvalet ve yıkanma alışkanlıkları henüz oluşmamışken, temizlenemedikleri için oluşan kötü kokulara çare olarak esanslara sığınıldığı dönemlerde,Türkler her yeri hamam ve çeşmelerle donatmışlar, su şebekelerinin evlere henüz ulaşmadığı zamanlarda, saka adı verilen su taşıyıcı ve dağıtıcılığı olarak bir esnaf meslek erbabı oluşturmuşlardı.
Su veren, su taşıyan kişi anlamına gelen sakalar, atların, ya da katırların iki yanına astıkları kırba denilen deri tulumlarla su taşıyıp dağıtan atlı sakalar , ve yaya olarak omuzlarına astıkları kırbalarla su taşıyan arka sakaları olarak iki gurupta toplanarak, suları evlere kadar götürürlerdi.
Suyun günümüzde metreküp olarak ifade edilen ölçü birimi için o zamanlarda hilal, çuvaldız, masura, kamış, lüle gibi birimler kullanılırdı.
Bu birimlerden lüle, aynı zamanda günümüz ölçüleri ile 26 mm çapında ,çeşmelerden suyun devamlı akmasını sağlayan bir boruya verilen isimdir.Musluğun lüleden farkı kumanda edilebilmesidir. Günümüzde suyu bol şehirlerimizdeki tarihi çeşmelerde , suları şırıl şırıl akan pirinç lüleleri halâ görebiliriz. Lülenin günümüzdeki miktarı dakikada 36 litre su ile ifade edilir. Bu da günlük 52 metre küp suya karşılık gelir.
Diğer birimler olan kamış, masura, çuvaldız,ve hilâl birimleri,daha küçük çapta borulardan akan su miktarları demektir ve sırasıyla daha küçük değerlerdir.
Farsça göz anlamına gelen “çeşm”, sözcüğünden dilimize geçen çeşmelerin, kültür hayatımızda çok mühim bir yeri vardır. Çeşmeler dolayısı ile ayrı bir mimari gelişmiş, ayrı kurallar oluşmuş, Osmanlı dönemi çeşme kitabelerinde yer alan "çeşme-i âb-ı zülâl, çeşme-i kevser, çeşme-i dilküşâ gibi yeni isim terkipleri ortaya çıkmıştır.
Çeşmelerin şematik olarak yapısına baktığımızda;
Suyun depo edildiği hazne, Üzerinde devamlı akan (salma) veya kesilebilen (burma) muslukların yer aldığı ve çoğunlukla kemerli bir nişle çevrili musluk taşı ya da ayna taşı, bu taş üzerinde çeşmeyi yaptıran hayırseverin isminin, çeşme hakkında bilgilerin bulunduğu kitabe,ve Musluktan yahut lüleden akan suların altındaki tekne yada kurna şeklindeki bölüm den oluştuğunu görürüz
Suları vadilerden geçirmek için yapılan su kemerleri, su basıncını ayarlamaya ve suyu ölçerek dağıtmaya yarayan kule şeklindeki yapılar olarak su terazileri, Şehre gelen suların ölçülerek dağıtımının yapıldığı maksemler, Suyun bir yerden başka bir yere taşınmasını sağlayan kanallar, suların biriktiği havuzlar, kuyular ve sarnıçlar, kaynak ve yağmur sularını toplamak için iki dağ yamacı arasına yapılan büyük duvarlardan oluşan bendler, hep çeşmelere su sağlayan ana yapılardır.
Çeşmeler konum ve işlevlerine göre de adlandırılmışlardır. Cephesi bir yapı ya da, avlu duvarı üzerinde bulunan çeşmelere, duvar çeşmeleri, müstakil bir yapı olarak meydanlara yapılan çeşmelere meydan çeşmeleri, kervanların konakladığı şehirlerarası menzil noktalarında, şehrin çevresindeki mesire yerlerinde bulunan namazgâhların yanında abdest almak, su içmek ve hayvanları sulamak için yapılan çeşmelere namazgâh çeşmeleri, Saray, konak ve yalılarda temizlik, abdest almak ve şırıl şırıl su sesini dinlemek için yapılan çeşmelere oda çeşmeleri ,cami avlusu, iskele meydanı gibi yerlerde yapılan çeşmelere sütun çeşmeleri, ,gelip geçenlere su ve şerbet, dağıtılan çeşmeli yapılara sebiller denmiş yapıldıkları yer itibariyle çukurda kalmış olan çeşmelere çukur çeşme, iki veya üç cepheli çeşmelere çatal çeşme, yapı ve sokakların köşelerinde yer alan çeşmelere köşe çeşmeleri, günümüze çok az sayıda gelebilmiş, minare ayaklarında olan çeşmelere de minare çeşme,gibi adlar verilmiştir.
Değişik kaynaklara baktığımızda çeşmelerin , Sürre-i Hümayun'la hacca gidenlerin, sefere çıkan ordu veya kervanların uğurlanma yerinde olduğu için Ayrılık çeşmesi ,şehirden ayrılanların ya da gelenlerin burada şehre bakarak selamladığı, selametlendiği yer olması dolayısıyla Selâmi Çeşme, şehre giriş çıkışları kontrol eden bostancı başının o yerde olması dolayısıyla Bostancı Çeşmesi gibi isimler aldığını da görüyoruz. Sosyal hayatımızda bir buluşma ve sohbet mekânı olarak da yer alan çeşmelerin yanı sıra su mimarimizde önemli bir yeri olan selsebil ve şadırvanlardan söz etmemek olmaz.
Kademe kademe küçük yalaklardan oluşan ve birinden diğerine dökülen suların aşağıdaki havuz veya kurnaya toplandığı dekoratif amaçlı yapılar, selsebil olarak adlandırılmıştır.
. Yine su ile ilgili bir mimari yapı çeşidi olan ,ve bir çeşit çeşmeler topluluğu olarak da tanımlanabilen Şad-ı revan,ruhlara neş'e veren anlamındaki şadırvanlar,daha ziyade cami avlularında olup abdest alma amaçlı ve musluklu ,ya da musluksuz olabildiği gibi ortasında bir fıskiyeden suyun dökülmesi ile ayrı bir güzellik gösteren ,çepe çevre suların aktığı çokgen şekilli ve üzeri kubbe veya çatı ile örtülü yapılardır.
Kültür ve sosyal hayatımızda hem maddi hem de manevi olarak yer tutan suyun,ve suyla ilgili yapıların ve araçların bu tür kısa yazılarla yeterli olarak anlatılamayacağı malumlarınızdır. Bu nedenle, Ressam Ahmet Yakupoğlunun yağlı boya resimleriyle süslediğimiz yazımızı şimdilik burada yine su ile ilgili bir ata sözü ile noktalıyoruz. Su gibi aziz olunuz.g

http://turkishceramic.sitemynet.com


Bu Yazı 5218 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar