Kadın Haklarına Efendimiz (s.a.v)’in Bakış Açısı
..        
Tanzimat Fermanı'ndan sonra ve bilhassa Jön Türklerin öncülüğünde başlatılan Batı'yı göklere çıkarma ve İslâmi düşünceleri biteviye kötüleme hareketleri ve faaliyetleri revaçta olmuş ve çocukların; bilhassa gençlerin dimağları, Batı hayranlığına endekslenmiştir. Bu akımın yıllarca gençliğimize lanse ettiği şekliyle, Batı'daki insan hakları ve medeniyet kriterleri, İslâm'ın insanlara getirdiği haklarının oldukça ilerisinde olduğu vurgulanmaktaydı. Oysa, Batı'da kadın hakları, oldukça yakın bir tarih olan 10 Aralık 1948' de, 217 A(III) sayılı kararıyla “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ile güvence altına alınmıştır. Daha önceleri Batı'da “Kadın Hakları” diye bir ifade biçimi bile mevcut değildi. Zira Batı'da “Rights of Man” yani “Erkek Hakları” tabiri kullanılmakta ve kadınlar için “Şeytan'ın Aleti” ifadesi kullanılmaktaydı. Bilahare bu Beyanname'nin ilanından sonra “Human Rights” yani “İnsan Hakları” olarak değiştirilmiştir.
Oysa yüce Dinimizin banisi olan Kâinatın Efendisi (SAV), Mekke'de Arafat Meydanı'nda irat buyurduğu muhteşem “Veda Hutbesi”nde: “Ey insanlar siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız, onları Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, onlarında sizin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, namusunuzu korumaları, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evinize almamalarıdır. Kadınların hakları ise, uygun şekilde onları rızıklandırmanız ve giydirmenizdir,” buyurarak, kadını erkeğinin mütemmim cüzü; yani tamamlayıcı bir parçası olarak ilân etmiştir.
Peygamberimiz (SAV), bizim de muhterem validelerimiz olan hanımlarına her yerde değer vermiş, onları savaş veya seferlerde bile kura çekerek beraberinde götürmüştür. Asr-ı Saadet devrini araştıranlar, kadınların hemen her meşru alanda rol sahibi olduklarını tespit etmişlerdir. Bunlardan değerli bir bilim adamımız olan Prof Dr Faruk Beşer, “Kadının Çalışması ve Sosyal Güvenliği” isimli eserinde kadına tanınan hakları geniş bir şekilde araştırarak yazmıştır. Eserin üçüncü bölümü bilhassa kadınların her alanda yaptığı faaliyetleri ihtiva etmektedir. Bunlardan en çarpıcı bir örneği aktarmak istiyorum. Ümmü Süleym adında bir kadın, Peygamberimize (SAV) gelerek savaşa çıkma arzusunu beyan etmiş, ancak Efendimiz (SAV), “Kadınlara cihat farz kılınmamıştır,” diye buyurmuştur. Kadın ısrarlı bir şekilde, “Yaralıları tedavi eder, gözlerine ilaç yapar, su taşırım,” deyince, Kâinatın Efendisi (SAV), “Öyleyse olur,” diye kabul etmiştir.
Efendimiz (SAV) 'in aile hayatında dövmeyi oldukça hor görmüş ve dövmeyi yasaklayan birçok irşad ve ikazlarda bulunmuştur. Kâinatın Efendisi (SAV), akşam yatağına alıp da birlikte yatacağı ailesini gündüz döven adamı ayıplayarak şöyle buyurmuştur: ”Bana göre sizin hayırlınız, ailesine hayırlı olan, anlayışlı sabırlı hoşgörülü davranandır.”
Yüce Peygamberimizin (SAV), kadınlara karşı nasıl anlayışlı olunacağına dair eşsiz bir örneği de bizzat kendi hayatından göstermiştir: Bir defasında Aişe validemizle bir konuda anlaşamamıştır Kâinatın Efendisi (SAV). Aişe validemiz öyle değil şöyle der. Efendimiz de hayır öyle değil böyle der.
İlk akla gelen şey, Kâinatın Efendisi'nin (SAV), Aişe Validemizi, sert bir şekilde karşılık vererek susturması ve sonucu bizzat kendi dediği şekle bağlamış olmasıdır. Oysa Efendimizin (SAV) teklifi şu şekilde olmuştur:
”Aişe! Sen öyle değildir böyledir diyorsun; ben ise hayır öyle değil şöyle, diyorum. Bu işin sonu nasıl olacak? İstersen babanı çağır, durumu ona anlatalım, onun hakemliğine razı olalım. O ne derse öyle olsun. Razı mısın?”
“Elbette,” der Aişe validemiz ve babası Hz. Ebu Bekir gelir, aralarında hakem olur.
İşte bu esnada aşağıdaki ibretli konuşma meydana gelir: Efendimiz (SAV) :
”Sen mi önce anlatacaksın ben mi?” diye sorduğunda, Aişe validemiz:
”Sen anlat; ama doğru anlat!” der.
Bu “doğru anlat”, sözü baba Hazreti Ebu Bekir (RA)'in canını fazlasıyla sıkar ve sert bir şekilde: ”Allah'ın Resûlü eğri de anlatır mı ki böyle bir şart ileri sürüyorsun?” diye karşılık verir. Bilahare elini kaldırıp kızına vurmak isteyen babaya Efendimiz (SAV) 'in ikazı şöyle olur: ”Ya Ebu Bekir, biz seni buraya aramızda hakem olasın diye çağırdık, yoksa kızını dövesin diye değil!” Şimdi, Efendimizin (SAV) bu yüce ve onurlu davranış biçimini şöyle bir düşünelim. Acaba böyle bir durumda, hangimiz böyle bir erdemliği gösterebilirdik? Böyle bir yüce erdemli davranış biçimi, ancak Peygamber Efendimizin (SAV) şanına yakışır bir davranış biçimidir.
Yine Yüce Peygamberimiz (SAV), anneler konusunda biz ümmetini birçok kez uyarmıştır. “Cennet anaların ayağı altındadır” şeklinde irat buyurduğu Hadis-i Şerifiyle de annelere verilen değerin boyutunun ne kadar yüksek olduğunu vurgulamıştır.
On dört asır öncesinde kadınların haklarına dair pırlanta niteliğinde tavsiyelerde bulunan Yüce Peygamberimiz (SAV), yukarıda anlattığımız davranış biçimleri ve Hadis-i Şeriflerinin dışında çok miktarda davranış biçimleri ve Hadis-i Şerifleriyle bizi kadınlar konusunda uyarmış ve bizzat kendisi de örnek olmuştur. Batı dünyası bu konuda ve diğer konularda, daha Peygamberimizin (SAV) ulaştığı noktaların künhüne bil vakıf olamamışlardır. Biz kendi değerlerimizin farkına vararak, onları kendimize rehber etmeli ve Batının sefahat dolu batıl fikirleriyle zihinlerimizi bulandırmamalıyız. Bizim onlardan, faydalı bilimler ve teknikler dışında örnek olarak alacağımız hiçbir davranış biçimi veya adab-ı muaşeret kuralıbulunmamaktadır. Aksine Batının İslâm'ı ve Kâinatın Efendisi”ni tanıyarak örnek alacağı birçok davranış biçimi ve insan hakları ile ilgili yaşanmış vakaları bulunmaktadır. Bizim onları değil; aksine onların bizi örnek alması esas alınmalıdır. Yeter ki, bizler İslâm'ın kurallarını ve Peygamber Efendimizin (SAV) sünnetini hakkıyla ifa ederek, kendimizi örnek olabilecek konuma getirmesini bilelim.

Bu Yazı 2592 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar