Kadının Adı Var
..        
Kadının İslâm'daki yeri, feminizmin yayıldığı 20'nci asra kadar herhangi bir problem oluşturma- mıştır. Gerek Kur'an-ı Kerim'e, gerek Peygamber Efendimizin uygulamalarına, gerekse İslâm tarihine baktığımızda, her zaman, her yerde karşılaşılabilecek, fertlerin hatasından kaynaklanan bir takım suiistimaller dışında, kadının en muallâ mevkii İslâm'la kazandığı görülür. Nasıl, anne-babanın ayrı bir ihmale, daha başka insanî değerlerin başka bir ihmale uğradığı, aile hayatının ve toplumda gerçek sevgi ve saygının büyük çöküntü yaşadığı modern çağlarda "Anneler Günü, Babalar Günü" gibi bir takım merasimvari günlerle anne ve baba hatırlanmaya çalışılıyorsa, aynı şekilde, kadının da,''kadınlar Günü''adıyla sanki toplumda ve ailede ayrı bir varlık gibi ele alınıp değerlendirilmesi, bir takım maksatlar dışında, esasen kadının modern toplumlarda uğradığı haksızlığı gösteren bir vakıadır. Yoksa İslâm tarihinde ve toplumlarında böyle bir problem yaşanmamış, bu da, pek çok modern problem gibi ithal eseri olarak günümüz toplumlarına sirayet etmiştir.
Günümüzde kadın konusu ele alınırken düşülen tuzaklarda biri de, kadın-erkek eşitliği iddiasıdır. Birbirinden aynı anda farklı olan iki şey, o anda birbiriyle eşit olamaz. Ne kadın erkeğin, ne de erkek kadının eşitidir. Birbiriyle aynı olmayan iki şeyi birbiriyle eşitlemek, elmalarla armutları toplamak gibidir. Kadın ile erkek birbirinin eşiti değil, karşılıklı üstün olan ve olmayan taraflarıyla, toplumda, hayatın bütününde ve ailede vazife, sorumluluk, yetki ve haklar açısından birbirini tamamlayan yanlarıyla, bir "yap-boz"u oluşturan iki parça gibi birbirine geçmelerle bir bütünü meydana getiren iki parçadır. Bu bakımdan, önemli olan, eşitlik değil, her iki cinse de, fizyolojisinin, psikolo- jik yapısının, aile ve toplum bütünlüğü içindeki işbölümünün gerektirdiği sorumluluğu vermektir. Diğer tür bir yaklaşım ise eşitlik değil, aynılıktır; bu da, adalet, hele kadına iyilik veya ona değer verme değil, zulümdür. Dolayısıyla, ne kadının hak ve sorumlulukları bütünüyle erkeğinkinin aynısıdır, ne de, erkeğinki kadınınkinin aynısıdır. Çünkü kadının hakları erkeğinkiler ile aynı olsaydı, bu durumda kadın, erkeğin kopyası olurdu. İslam'da kadının eşsiz ve diğer sistemlerde hiç benzerliği olmayan bir konumu vardır.
İslam'da kadının eşsiz, yeni ve diğer sistemlerde olmayan bir konumu vardır. Günümüzün demokra- tik toplumları bile, bu konuda İslâm'dan çok çok geridir. Bu toplumlarda kadının o kadar imrenilecek bir konumu yoktur. O, hayatını kazanmak için çok sıkı çalışmak zorunda kalmakta ve bazen erkekle aynı işi yaptığı halde, maaşı ondan daha az olabilmektedir. Ayrıca kadın, demokratik toplum- larda bugünkü bulunduğu konuma gelebilmek için on yıllarca, hattâ asırlarca çaba sarf etmiştir. Öğrenme, çalışma ve kazanma haklarını elde edebilmek için acılı kurbanlar vermek ve en tabiî haklarının, hatta gördüğü ve görmesi gereken hürmetin birçoğundan vaz geçmek zorunda kalmıştır. Konumunu ruh sahibi bir insan durumu na getirmek için çok ağır bedel ödemiştir. Bugün modern dünyada kadına tanınan haklar, öyle birden tanınmış haklar değildir. Bilhassa dünya savaşları- nın getirdiği iş gücü sıkıntısı, geçinmek zorunda kalan erkeksiz aileler, ekonomik ihtiyaçların baskısı kadını iş dünyasına ve sokağa çıkmaya zorlamış, ama bu çıkışla birlikte kadın belki ekonomik bir özgürlük elde etmiştir ama, kendisinin bilhassa fizikî cazibesinden faydalanmak isteyen bir takım sermaye çevreleri için ise tamamen istismar mevzuu bir alet haline gelmiştir. İslâm'ın kadın için tesis ettiği konum, onun fıtratına uygun, ona tam bir güvenlik veren ve onu küçük düşürücü şartlara karşı koruyucu mahiyettedir. Burada modern kadının konumunu ve onun hayatını kazanmak veya kendisini ispat etmek için aldığı riskleri detaylandırmaya ihtiyaç yoktur.
Hatta İslâm'da kadının konumunu tartışırken, "kadın hakları" kavramının bir sonucu olarak modern kadının içine girdiği kısır döngüleri ve "özgürlük, haklar" gibi, günümüz kadınının onuru olan kavramlardan dolayı yıkılmış bir sürü mutsuz ailenin durumunu da maksadımız doğrultusunda kullanmak niyetinde de değiliz. Bugün kadınların çoğu, özgürlüğü, kimseden izin almadan bağımsız- ca sokağa çıkmak, çalışıp kazanmak ve erkeğe benzemek şeklinde algılamaktadırlar. Fakat bu, üzülerek belirtelim ki, erkekle kadını aynı çatı altında mutlu kılan sıcacık aile yuvalarının çok defa yıkılması pahasına olmaktadır. Bu, tartışmaya bile değmeyecek kadar açık bir olgudur.. İslâm, kadınla erkeği, insan neslinin çoğalmasında anne ve baba olarak temele oturtmuştur:'' Ey insanlar! Muhakkak ki Biz sizi bir kadın ve erkek (çiftinden) yarattık ve sizi çeşitli milletler ve kabileler haline getirdik. Ta ki, tanışasınız ve yardımlaşasınız...'' Bu temel yapıda kadının rolü, denebilir ki, erkeğin önündedir. Bu bakımdan, bu noktada ona tanınan hukuki haklar, erkeğinkinden asla geri olmadığı gibi, annelik gibi yaratılışın ona bahşettiği değer ve bu değerin getirdikleri, erkeğinkinden çok daha öndedir.
Kadın, erkekle ortak sorumluluklara sahip olduğu gibi, nasıl erkeğe has sorumluluklar varsa, ona has sorumluluklar da vardır. O, sorumlulukla- rını yerine getirip getirmemenin karşılığında aldığı sevap ve günah cihetinde erkekten farklı değildir. Bunun gibi, insanlık vasıflarına sahip olmada ve ruhunun ilhamlarında bağımsız bir şahsiyet olarak kabul edilmiştir. Onun insan olma özelliği, ne erkeğinkinden farklı, ne de olağan dışıdır. Erkek ve kadın, birbirinin yardımcısı ve tamamlayıcısıdır. Kadın, yine erkek gibi ilim edinme mecburiyeti altındadır; dolayısıyla ilim edinme, yani eğitim hürriyetine sahiptir. Erkek, ne ölçüde düşünce ve düşüncesini açıklama hürriyetine sahipse, kadın da aynı hürriyete aynı nispette sahiptir. Söz sahibi olduğu konularda görüşüne başvurulur ve kendisi ile istişare yapılır. Hatta bundan daha öte, Peygamber Efendimiz, ashabıyla münasebetlerinde ve devlet başkanlığı görevini ilgilendiren bazı meselelerde bile, meselâ kendi hanımlarına danışmış ve onların fikirlerini uyguladığı zamanlar olmuştur. Müslüman kadın, toplum hayatına katkısını, savaşlara katılmakla bile ortaya koymuş- tur. Yaralılara bakmak, tedavi için gerekli malzeme- leri hazırlamak, savaşçılara hizmet etmek ve daha bir sürü görevler için harplere iştirak etmiş; hattâ bizzat savaşmıştır da.
İslâm, kadına sözleşme yapmada, girişimcilikte, kazanmada ve mülk sahip olmada erkeğinkiyle eşit haklar tanımıştır. Onun hayatı, şerefi, malı erkeğinki kadar kutsaldır. İslâm, kadına kâğıt üzerinde haklar tanıyıp, sonra da bir köşeye çekilmiş değildir. Bilakis, onları korumak ve pratik hayatta tatbikini sağlamak için her türlü tedbiri almıştır. Kur'an, kadına karşı önyargı taşıyanlara müsamaha göstermediği gibi, kadın-erkek ayrımcılığı yapanla- ra da müsamaha göstermez. Kadını erkekten aşağı görenlere zaman zaman uyarıda bulunur. Peygam- berimiz (s.a.s.) "Cennet, annelerin ayakları altında- dır" sözü ile, yine aynı değeri ifade buyurmaktadır.
O, fizikî güzelliği ve cazibesiyle dünyanın, insanları dünyaya çağıran dünya, madde ve menfaatperestlerin, onu, behimî arzularını tatmin ve mallarını reklâm aracı olarak kullanmak isteyen sermaye çevrelerinin, onu kullanarak insanlığın ahlâkını bozmak, insanı varlıklar hiyerarşisinin en altına düşürmek isteyenlerin plânlarına âlet olmamalı, bir tüketim vasıtası olarak istismar edilmesine fırsat vermemelidir Şimdi açıktır ki, İslam'da kadının konumu, emsalsiz derecede yüksek ve gerçekçi olarak onun fıtratına uygundur. Onun hakları ve görevleri erkeğinkiler ile eşittir ama ,her bakımdan onlarla aynı değildir. Zaten aynı olacak olsa idi, iki farklı çifte gerek olmazdı. Kadın olması, onun insanlık konumuna veya özgür şahsiyetine bir yük değildir.

Bu Yazı 1750 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar