Kâğıt
..        
Ey kâğıt! Tertemiz bağrını fikirlerimize mukàbil tut; saf beyazlığına karşı kalemimi- zin acz gözyaşları aksın... Sakın, şefkat edip o kara yaşları dindirmeğe kalkma! Onlar, isti- ridyeyi rahatsız eden kum tâneleri gibi ehem- miyetsiz iseler de netîceleri inci gibi kıymetli- dir. Eğer sen ve üzerinde hazin cızıltılarıyla ağlayan şu kalem olmasaydınız, insanlığın pek çok hissiyâtı bir an ışıldar, sonra söner giderdi...
Ey kâğıt! Verileni almağa, üzerinde tecellî edeni aksettirmeğe, güzeli çirkini göstermeğe kàbil şu andaki hâline gelinceye kadar ne istihâleler geçirdin?
Nice kötü muâmeleler gördün? Nasıl işkencelere katlandın?!. Doğrusu, nefsime hâl diliyle ettiğin şu nasîhatı, binler satır yazı ancak ifâde edebilirdi.
Ey kâğıt! Herhâlde, dün, muhtevâna bakmayarak seni hürmetle yerden kaldıran ve ayak basılmayan bir köşeye sıkıştıran atalarımın sana verdiği kudsiyeti hatırlıyor- sun. Bugün, bizim neslimizden gördüğün nankörlük ve kıymet-bilmezlikten, kim bilir, ne kadar mahzûn ve müteellimsin?!. Onların yanında yerin sarıklarda, sadırlarda idi. Şimdi, maddeten ve mânen ayaklarda, çukurlarda- sın.
Ey kâğıt! Dün, üzerindeki yazılar sebebiy- le seni belden aşağı tutmayacak kadar hür- met edenlerle bugün, üzerindeki rakamlar sebebiyle uğrunda her cinâyeti işleyebilenler arasındaki fark ne acıdır!..
Ey kâğıt! Kelâmullâh'la yücelerin en yücesine çıktın; rûhları, akılları, kalbleri, bilinen-bilinmeyen nice hisleri, nice âlemlerde nice varlıkları etrâfında pervâne ettin!.. Münâcaât, tehlîl, tesbîh, tahmîd ve tezkîrlerle evrâd olup çağladın! Abdulkadir- lerle, Ahmed-i Fârûk'larla, Gazâlî'lerle, Bedi- üzzamân'larla nurlu yola mürşit oldun! Yap- rak yaprak, forma forma, cilt cilt âlemi ışık- landırdın! Hassan'larla, Fuzûlî'lerle, Nâbiler- le, Bâkî'lerle şiir olup su gibi aktın! Mevlâna- larla, Yûnus'larla, İkbâl'lerle, Âkif'lerle aşkı hikmet ile yoğurup dertlere dermân kıldın! Vak'alarla ibret veren târih oldun; ıklîmlerle vatan oldun! Harf harf, hece hece ilim oldun, irfân oldun!
Ey kâğıt! Vekîlimiz ol; ölüm dilimizi bağlayınca, yerimize konuş! Yaratanımızın rahmet kapısında bizim için merhamet ve afv dilemeğe devâm et! Ardımızda gözleri yaşlı olarak bıraktığımız yürekleri tâziye et; tesellî ver! Onlara vasiyetimizi söyle! O sırada, kefenimizin rengine benzeyen soluk ve so- ğuk yüzünle, senden daha te'sirli şekilde nasi hat edecek bir vâiz var mıdır?..
Ey kâğıt! En mahremlerimize bile fısılda- maktan çekindiğimiz veyâ dille ifâdeye muktedîr olamadığımız ne sırlarımızı, ne duygularımızı sana tevdî ediyoruz. Nâmah- remlere sırrımızı fâş etme! Nâehillere hissiyat ımızı bildirme!
Ey kâğıt! Sen, seslerimizin, sözlerimizin mezarlığı; düşüncelerimizin, duygularımızın tarlası hükmündesin. Onlar bir gün ba'sü ba'de'l-mevte mazhâr olacak; acı-tatlı meyveler verecekler. O zaman, cezâmızı yalnız çeksek de, mükâfâta birlikte ereceğiz, ey mâsûm kâğıt!..
Bu Yazı 2408 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar