Kâğıt Savaşları
..        
Adına ister asimetrik harp diyelim, isterse psikolojik savaş diyelim ülkemizde büyük bir savaşın yaşandığı kesin. 1850li yıllardan beri devam eden bu mücadelenin temelin- de ise racon belirleme ve ülkeye hükmetme kavgası yatıyor. Çok farklı güç odakları ve menfaat grupları, farklı niyet ve beklentilerle bu kavganın içinde yer almış, taraf haline gelmiş olabilir. Fakat mücadelenin temel nedeni hep aynıdır: Türkiye'yi kontrol altına almak, Milleti arzu edilen istikamete yönlendirmek ve dönüştürmek, ülkeye hükmet mek, yönetme kudretine sahip olarak devlet idaresinde muktedir kalmak.
Osmanlı döneminde asker-sivil bürokrasi ve aydın zümreler arasında cereyan eden iktidar mücadeleleri Cum huriyet döneminde yeni bir mahiyet kazandı. Cumhuri- yetin kuruluşundan sonra devlet yönetimine hakim olan kadrolar, yönlerini tamamen Batıya dönerek, dinin etkisinden arındırılmış, seküler yaşam tarzını benimseye-rek millete kabul ettirmeye çalıştılar. Dini değerlerine bağlı Müslüman halkın bu değişime göstereceği direnç nedeniy- le büyük bir kültürel dönüştürme ve dini inançlardan arın- dırma projesi de başlatıldı.
Cumhuriyet tarihimizdeki önemli mücadelelerin temelinde hep bu proje bulunmaktadır. Kültürel dönüştür- me ve dini inançlardan arındırma projesine karşı ilk sivil ve kapsamlı direnişi Bediüzzaman Said Nursi ortaya koymuş- tur. Ömrü boyunca sürgünlerde, mahkemelerde, hapisha- nelerde her türlü zulüm ve eziyete göğüs gererek milletin iman selameti ve Sünnet-i Seniyye'nin ihyası için çalışmış- tır. Telif ettiği Risale-i Nur eserleriyle dinsizlik akımlarına karşı en etkili mücadeleyi yürütmüştür. Yazdığı eserlerle adeta küfrün belini kırmıştır. Her türlü yasak ve baskılara rağmen iman ve Kur'an hakikatlerini neşretmeye devam etmiştir.
1946'da çok partili siyasi hayata geçilmesiyle birlikte yeni bir cephe daha açılmış oldu. Asker-sivil bürokrasinin milleti dönüştürmek amacıyla kurmuş olduğu CHP ile, millete yakın duruş sergileyen ve milletin inanç ve değerle- rine saygı duyan diğer siyasi partiler arasında bugün bile hala devam etmekte olan büyük bir mücadele başladı. Mücadele; devleti kimin yöneteceği mücadelesi olarak gö- rünmekle birlikte, millet ile milleti zorla ideolojik kalıplara sokmak isteyenlerin mücadelesidir.
Son günlerde cerayan eden kağıt ve belge tartışmaları da, 150 yıldır devam eden bu psikolojik savaşın bir tezahü- rüdür. Darbe planlarına, AK Partiyi ve Fethullah Hoca Efen- di Cemaatini bitirme planına kağıt parçası diyenlerde var, utanç belgesi diyenlerde var. Düzenlenmiş böyle bir resmi belge vardır diyenlerde var, öyle bir resmi belge yoktur bu Genelkurmay'ı töhmet altında bırakmak için tertip edilmiş sahte bir belge ve bir komplodur diyenlerde var.
Askeri savcının belge sahtedir, soruşturmaya yer yoktur gerekçesiyle serbest bıraktığı bir zanlıyı, sivil yargıya mensup başka bir savcı, darbecilikle suçlayarak Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklattırıyor. Ağır Ceza Mahke- mesinin tutukladığı zanlıyı ise, bir başka nöbetçi mahkeme serbest bırakıyor. Yani bulmaca gibi anlaşılması ve çözül- mesi zor ve sadece Türkiye'de görebileceğimiz, bize özgü hadiseler zinciri yaşanıyor.
Süreç ve yaşanan hadiselerle ilgili olarak, dikkat çekmek istediğimiz bazı hususlar var: Öncelikle; söz konusu AK Partiyi ve Fethullah Gülen Cemaatini bitirme planının gerçek olduğunu herkesin çok iyi bildiği kanaatin- deyiz. İstihbaratçılarda meşhur biz söz vardır: “Yakalanın- caya kadar benimsin, eğer yakalanırsan bir birimizi hiç tanımıyoruz” derler. Aynı bunun gibi, şuan zanlı konumun- da olan Kurmay Albay hiyerarşik silsile içerisinde amirleri tarafından kendisine verilen görevleri yapmış ve istenen planları hazırlamıştır. Plan deşifre olunca da kamuoyunun tepkisinden çekinilerek inkar etme cihetine gidilmektedir.
Ayrıca biraz ilgisi olan herkes çok iyi bilir ki, bu tür planlar yeni değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca psikolojik harekat ve irtica ile mücadele planları hep yapılmış, her zaman uygulanmış ve halen yoğun biçimde uygulanmak- tadır.
Türkiye'de birazcık okuyan ve düşünen herkes bilir ki, hazırlanan bir yıkıcı ve bölücü faaliyetler tablosu vardır. Bu tabloda Türkiye'de ki yıkıcı ve bölücü faaliyetleri aşırı sağ ve aşırı sol olarak ikiye ayırırlar. Sonra aşırı sağı da, aşırı milliyetçi ve ırkçı akımlar ile aşırı dinci ve irticacı akım- lar diye iki gruba ayırırlar. Aslında buraya kadar her şey normal gibi görünür. Fakat arıza bu noktada başlamakta- dır. Yapılan tehlike algılaması ve tehdit tanımı ülke gerçekleri ve milletin değer yargıları ile örtüşmemektedir. Adeta milletin tamamını tehdit unsuru olarak algılayan bir yaklaşım söz konusudur.
İnsanlar kategorize edilirken ve bu gruplardan birisine dahil edilirken vehimlerle haraeket edilir ve hiçbir ilmi, hukuki, mantıki delile dayanmaksızın kategorize edilir. Ar- şivler bir açılsa muhtemelen Türkiye'de yıkıcı ve bölücü faa liyetler kapsamına dahil edilmeyen hiç kimsenin kalmadığı ve herkesin bir şekilde potansiyel tehlike konumuna yerleş tirildiği görülecektir. Bu, hep böyle olagelmiştir. Bu tür planlar ve belgeler yeni değildir. Yeni olan şey ise, artık hiçbir şeyin gizli kalmaması, gizli planların deşifre olması, millete karşı ve millete rağmen yapılan planlara karşı kamuoyunun duyarlılığının ve tepkisinin artmasıdır.
Yapılması gereken; hukuk devletinin gereklerine uygun şekilde tehdit ve tehlike tanımlarının açık ve net olarak yapılması, kavram kargaşası ve keyfiliğe yol açabile cek belirsizliklerin ortadan kaldırılmasıdır.
Bu Yazı 2497 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar