Kalbimden Tut Ey Gül Dalı
..        

Ey benim, ruhumun soluklarına kor diye düşen ümitsizliğimi, gökte ışıl ışıl yanan bir yıldız gibi ümide çeviren kandilim…
Burçların gölgeleri altında avutamadığım kırılmış kalbimi, ismiyle onaran tesellim…
Ömrümün soğuk tenhalıklarındaki merhamet- ten yana üşüyen bakışlarıma şefkatinle hemhâl erguvan dallarından salkımlar sızdıran mevsi- mim...
Kirpiklerinden gül renkli menevişler dökülen, gülüşünde cihanı tebessüm ettiren, hüznünde Arşı Âlâ'yı hazin bir sesle inleten, sözlerini merhametle söyleyen Ey Efendim…
Nice nakkaşlar yıllardır , gülümseyen sûretindeki o bitmez şefkâtini, muhayyel bir resim gibi gönüllerinin içine çizercesine nakşettiler gül desenlerini...
Nice hattatlar ömürlerince, gögüs kafeslerinde çoğalıp duran münzevî karanlıklarını, senin ismini yazarken her bir harfinde bin kandil yakarak ışıklandırdılar.

Nice şâirler yaşadıkça, gül devşiren mısralarıy- la hasretinden derde düşenlere bir parça devâ oldular.
Niceleri kimseler bilmeden gecenin sükûtunda usul usul seni andılar, sana ağladılar… Nice çâreden yoksunlar seni vesile ederek dermanların sahibinden çâre istediler. Değil mi ki, sen O'nun en sevdiğiydin ve O senin isminle kapısına geleni geri çevirmezdi. Nice yoksullar fakirleri sevdiğini bilip, senin gibi yokluğa sabrettiler… Ben de o hattatlar gibi, o şâirler gibi gülle demlenen vakitlerde, gülle hemhâl edilmiş kelimelerle sana yazıyorum.
Gözlerim kelimeler çoğaldıkça buğulanıyor. Gül isimli bir çağlayan içimde coşup göz pınarlarıma yürüyor. Şu gözlerim bir sefer olsun sana bakmışlığın bahtiyarlığını yaşasaydı Efendim. Ezanla, Bilal-i Habeşi'nin o gümrah sesi bir bahar çiçeğinin rayihâsı gibi ruhumun gökyüzünde dalga dalga yayılıp. İçimin kubbelerine damla damla dökülseydi, Şehit olan Sümeyye'nin meleklerin taşıdığı o son nefesi, kalbimin üzerinde büklüm büklüm gezinseydi. Seni gören çocukların o heyecanlı hevesleri beni baştanbaşa sarp, gönlümde salkım salkım büyüseydi.
Varlığının uğruna alemlere nice canlar bahşedilen Efendim… Mübârek saçlarını uçuşturup, yanından esip geçiveren bir kuru rüzgar olsaydım. Ya da, ayak izinin değdiği bir ot parçası, bir avuç çöl toprağında bir kum tanesi… Ya da, kirpiklerine değip düşüveren bir yağmur damlası… Sana uzaktan bakan yetim bir çocuk olsaydım da, bir köşede sevginle sarılmış bakışlarını bekleyip dursaydım. Gecenin kuytu- sunda minicik bir yıldız olsaydım da, uyurken seni seyretseydim. Senden merhamet dilenen sessiz, kelimesiz bir bakış olsaydım…
Bir nazarına muhtaç olan varlığımız senden asırlar sonra da yalnızlığın sızısına müptela Efendim… Ne seni sörmüş bir bulut parçası, ne sana bakmış bir çift göz, ne de yokluğuna gözü olmadan ağlayan bir kütük olabildim. Ne Hira Dağı'nda seninle beraber beklemiş küçük br taş, ne de Sevr' de seni bekleyen bir güvercin tüyü olabildim Efendim…Sesini rüyalarımda olsun duyamamışlığın hüznüyle içim buruk, kırık dökük ve yıkık. Senin ilk nefesinle arş ve yeryüzü bahara açmıştı kapılarını. İşte öyle bir bahar gecesinde ben, seni anıp, sana birkaç kelime yazabilen birisi olabildim.ancak Efendim….

Ne çok şeyden yoksun kaldık asırlardır. Korkmuş nazarlarla bakıyoruz her yana. Kanatları kırılmış, yolunu şaşırmış kuşlar gibiyiz. Senin çizdiğim yoldan uzaklaştıkça ömür denilen şey darağacında sallanan ip misâli boynumuza dolanmakta.. Seni anmadan geçirdiğimiz vakitler sırtımızda ağır bir yük gibi. Adını unuttukça nice zehirli sevgiler ve sevgililer sivri uçlu mızraklar gibi kalbimizde derine battıkça battı. Nice ağulu hevesler dağıttı, ezdi, yok etti bizi. Nice yaralı nağmeler zihinlerimizde gezindi de, sonu yine acı, eziyet, zulüm oldu. Yalan tuttu elimizden, riya tuttu kalbimizden, dilimize dedikodu, zihnimize suizan girdi. Kimi aldatsak sandık ki, kar ettik, , cebimiz şişkin olunca her kuruşun hesabını unutup huzura erdik. Para denilen kirin içinde öyle boğulduk ki, onun uğruna neredeyse her şeyi mubah bildik.
Topraktan fışkırırcasına bir iniltidir Arşı titretti Efendim… Zâlimler yine zalim, müslümanlar yine mazlum. Bombalar yetim yavruların göğüslerinde patlamakta, sokaklardan masum kanları akmakta. Çâresizlik kalbimizde kapanmayan bir yara. Avuçlarımız her gece semânın yıldızlarına duaya kalkar Efendim.
Kalplerin merhameti azaldı. İnsanlar sevgiden habersiz ömür sürmekte. Yoksulun yüzü soğuk, kapılar yüzüne kapandı. Oya sen onları ne çok sever, korur, kollardın. Şimdi zevk, sefa, eğlence, servet çoğaldı. Huzur, şükür, sabır öyle azaldı ki, her şey öyle bozuldu ki Efendim. Asıl kıymetliler değersiz, asıl değersizler baş tacı oldu. Fakirler itildi kakıldı, yetimler yalnız bırakıldı, alınlar secdeleri, avuçlar da duaları unuttu.
Öyle yalnızız ki Efendim… Çıkacak bir kapımız da yok, gidecek bir yerimiz de yok... Şefaatinin kapısı önünde çaresiz beklemekteyiz. Seninle yaşayamadık, sesini duyamadık, yüzünü göremedik bir yalnızlık çağında zulümle, kötülükle baş başa kaldık. İçimiz, dışımız, rüyalarımız bile kirlendi. Bunca kirin içinde de olsa temiz kalmaya çalıştık. Şefaatinin umududur bizleri ayakta tutan Efendim bir de senin ismini vesile ederek yaptığımız dualarımız… Asırlar sonrasının kirlenmişlikleri içinde herkes birisini severken bizler de seni sevdik, seni özledik, seni andık. Bildik ki, seni her andığımızda bunu hissettin ve sen de bizi andın. Bizim bu dünyadaki zenginliğimiz de, mutluluğumuz da bu oldu.

Selamı ile bizlere cennet çiçeklerinin rayiha- larından getiren, cennet bahçelerinin rüzgar- larından estiren Efendim Sen de bizi sev ne olur…
Pişmanlıklarımızla yıka bizi, yetim çocukları okşadığın gibi merhametle başımızı okşa ne olur… Gözlerimizin ta içine şefkatle bak, kalplerimize sevginle dol ne olur… Senden sonra biz de bu koca dünyada yetim kaldık Efendim… Bu diyardaki bütün kapılar yüzümüze kapansa da, sen kalbinin kapılarını bizlere kapama. Bütün insanlar bizi yalnız bıraksa da sen bizi yalnız bırakma Efendim…

Ey her bir çiçek açışında, her bir çiçek meyveye duruşunda, bir yıldız kayışında, bir kuş uçuşunda, bir karınca yürüyüşünde “hepsi senin hürmetine” deyip andığım Efendim..
“Allah hazin kalpleri sever” demiştin ya… Bizim de kalplerimiz hazin, gözlerimiz hüzünlü…
Mâsivâya dalmadan tut bizi…
Tut kaldır, dupduru eyle nefeslerimizi…
İçimiz bildiklerimizin yangını
Dışımız bilmediklerimizin vurgunu
Ruhumuzdan tut, gönlümüzden tut ey gül dalı…
Gurbetinde İçimde taşıdığım sılası senin sevgin olan bir kalptir Efendim.
Ve senin sevgin kalbimde olmadıkça bütün sılalar gurbettir bana Efendim…


Bu Yazı 2711 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar