Kamusal Olmayan Alanda BAŞÖRTÜSÜ SORUNU
..        
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunun 83. yıl dönümünde, en büyük milli bayramımız olan Cumhuriyet Bayramı'nı kutladık. Cumhuriyet Bayramı, bu yıl ülke genelinde çok muhteşem etkinlikler ile ve büyük bir coşku içersinde kutlandı.
Cumhuriyet Bayramı, Devletimizin kuruluşunun kutlandığı en önemli milli bayramımızdır. Onun için kutlamalara ne kadar çok özen gösterilse, ne kadar çok emek çekilse ve kadar çok masraf yapılsa yeridir. En muhteşem etkinliklere ve en büyük coşkuya layıktır Cumhuriyet Bayramımız.
Çünkü varlığımızın, birliğimizin, dirliğimizin, hürriyet ve istiklalimizin bütün dünyaya ilan edilmesi ve hatırlatılmasıdır cumhuriyet bayramı.
Milli bayramlarımız, milli ruhun canlanmasına; milli ve manevi değerlerimize yönelmemize; milli birlik ve bütünlüğümüzü tesis eden manevi bağlarımızın güçlenmesine; milli heyecanın uyanmasına; milletçe çalışmaya ve kalkınmaya motive olmamıza; ulvi duyguların galeyana gelerek Devleti ebet müddet kılacak milli ruh portresinin vücuda gelmesine vesile olmalıdır.
Ne yazık ki; ülkemizde çoğu zaman milli bayram ve resmi törenler gerginlik ve polemik kaynağı olur. Her tören veya bayram öncesinde, “acaba yine hangi kriz çıkacak” diye gergin bir bekleyiş vardır. Törenlerin, sorunsuz, polemiksiz, krizsiz geçmesi en büyük dileğidir görevlilerin.
Ülkemizin tanınmış gazetecilerinden birisi, milli bayramları, özellikle de Cumhuriyet Bayramlarını; “eskiden Türk'e karşı Türk'ün, şimdilerde ise Türk'e karşı Atatürk'ün propagandasının yapıldığı” ve halka karşı gözdağı verilerek adeta tehditlerin savrulduğu etkinliklere benzetmektedir. Bayram törenlerinde irad edilen nutuklar ile, devletin atanmış bürokratlarının halk tarafından seçilmiş olan iktidar ve hükümet yetkililerini ve icraatlarını eleştiri bombardımanına tuttuklarına dikkat çekilmektedir.
Devlet bürokrasisinin halka ve halkın değer yargılarına karşı takındıkları negatif yaklaşımlardan dolayı, halk milli bayram ve törenlere karşı gerekli duyarlılığı göstermez, ilgisiz ve alakasız kalır. Maalesef bayram ve törenlere halk katılımı yok denecek düzeyde olur. Genellikle, öğrencilerin, öğretmenlerin, asker, polis, memur ve amirlerin yani törenlere katılması mecburi olanların iştirakiyle kutlanır bayramlarımız. Kutlama etkinliklerinde görev alan öğrencilerin, çocuğunu seyretmeye gelen velileri ile siyasi parti temsilcilerinden başka hemen hemen hiç sivil vatandaş bulunmaz milli bayramlarımızda. Bu son derece üzücü ve endişe verici bir durumdur. Bu böyle olmamalıdır. Milli bayramlarımız en üst düzeydeki halk katılımı ve en büyük coşku ile kutlanır hale getirilmelidir.
Ancak bunun için, bayramlarımız kriz ve sorun kaynağı olmaktan çıkarılmalı, bürokrasinin halka ve halkın değerlerine soğuk, uzak ve negatif yaklaşımları sona ermelidir.
Coşku içerisinde kutladığımız Cumhuriyet Bayramı'nda bu yıl yine can sıkıcı, yürek burkan hadiselere şahit olduk:
TV kanallarının haber bültenlerinden öğrendiğimize göre; bir ilimizin Valisi Cumhuriyet Bayramı kutlama etkinlikleri kapsamında, tüm illerimizde olduğu gibi; 29 Ekim akşamı bir “ Cumhuriyet Resepsiyonu” verir. Resepsiyona katılmak üzere etkinliğin düzenlendiği otele gelen Garnizon Komutanı Generalimiz, salonda başörtülü bayanların bulunduğunu öğrenir. Salonda başörtülü kadın var gerekçesi ile resepsiyonu protesto ederek, salona girmeden geri döner, oradan ayrılır, resepsiyona katılmaz. Ve generalimiz katılmadığı için bütün subaylarımızda geri dönerek hiçbir subay Cumhuriyet Resepsiyonuna katılmaz. Meğer Resepsiyon salonunda ki başörtülü kadınlar, valilik tarafından davet edilen “Şehit Anneleri” imiş.
Adeta yanlış anlaşılma oldu. Boşuna tepki gösterildi demeye getiriliyor.
Peki, Resepsiyon salonunda ki tesettürlü bayanlar ilde görev yapan bürokratların, siyasetçilerin, sivil toplum örgütü mensuplarının eşleri veya kızları olsaydı ne değişecekti. Bir il müdürünün, bir şube müdürünün, bir parti başkanının tesettürlü eşinin veya kızının Cumhuriyet Resepsiyonuna katılmasının bu ülkeye veya başka kime ne zararı var? Onlar bu ülkenin vatandaşı değil mi? Bu nasıl bir anlayış?
Burada çok ciddi bir sorun ile karşı karşıyayız. Maalesef, dindar insanlara karşı çok büyük bir manevi baskı ve psikolojik şiddet uygulamaktadır.
Dindar aileler, kamusal olmayan alanlar da da ciddi bir başörtüsü sorunu yaşamaktalar.
Ülkemizde, başörtüsü sorunu denince hemen, üniversite kapılarında bekletilip derse alınmayan kız öğrenciler, inancı gereği tesettürlü giyindiği için okulunu terk etmek zorunda kalan kızlarımız gelir aklımıza. Bire de “Kamusal alan” da yani resmi daireler de çalışan bayan personel. Gerçi şimdi sokaklarda Kamusal alan sayılmaya başlandı ya...
Başörtüsü sorununun yaşandığı, fazla gündeme gelmeyen ancak çok önemli olan başka bir alan daha var. Bu ”Kamusal olmayan” bir alan. Kamu personelinin, memur olmayan tesettürlü eşleri nedeniyle yaşamaya maruz bırakıldıkları sıkıntıdan bahsediyoruz. Fazla konuşulmayan, dillendirilmeyen fakat yıllardır kanayan derin bir yaradır bu!
Eşi tesettürlü olan bürokratlar, hukuk dışı bazı manevi baskılara maruz bırakılıyor. Fişleniyor. Terfi ettirilmiyor. Ataması kararnameleri onaylanmıyor, mağdur ediliyorlar. İkinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Her an mağduriyete uğratılabileceği endişesi ile psikolojik baskı altında tutuluyorlar. Memura, devlet memuru olmayan eşinin tesettürlü olması nedeniyle kurumu veya amirleri nezdinde sıkıntı yaşatılıyor.
Eşi tesettürlü olduğu için atama ve terfi kararnamesi imzalanmayan, onaylanmayan pek çok bürokratın durumu ve yaşadıkları sıkıntılar bütün milletin dilinde dolaşıyor. Pek çok bürokrat, sırf bu sıkıntıdan dolayı asaleti onaylanmaksızın yıllardır geçici olarak, vekâleten ve tedviren görev yapıyor.
Değerli bir dostum kendisinin başından geçen bir olayı şöyle anlatır:
18 yıllık eşi, üç çocuk annesi ve ev hanımı dır. Genç kızlığından beri aldığı aile terbiyesi ve inancı gereği tesettürlüdür. Eşi, nişan ve düğünden önce de tesettürlü bir bayan idi.
Dostumun çalıştığı ilden başka bir ile tayini çıkar. Yeni görev yerinde, göreve başlamadan önce il valisi ile tanışmak ve göreve başlama müsaadesi almak üzere vali ile görüşür. Vali, Türkiye'de milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanınan ve mevcut iktidarın ve Sayın Başbakan'ında terfi ve taltiflerine mazhar olmuş bir zattır.
Dostum, böyle bir vali ile çalışacağı için çok mutlu ve umutludur. Çok olumlu ve güzel duygularla girer valinin yanına.
Daha makam odasına girer girmez valinin ilk söylediği sözler şunlar olur:
-“Hoş geldin. Hayırlı olsun. Senin eşin türbanlı imiş. Söyle buraya gelmeden önce başını açsın.”
Sonra vali ile memur dostum arasında şu diyalog yaşanır:
Efendim eşim devlet memuru değil, ev hanımıdır.
Olsun sen bir…/bürokratsın.
Ama efendim eşim ben tanıdım tanıyalı hep tesettürlü idi. Onun örtüsünün kime ne zararı var ki?
Kardeşim sıkıntı olur, sıkıntı… Anlamıyor musun?
Anlayamadım efendim, nasıl bir sıkıntı olabilir ki?
Kardeşim burada Tugay var, sıcak bakmazlar, sorun çıkar…
Sayın valim ben daha önce ..........ilçesinde çalıştım. Orada tümen vardı. Ayrıca ben buraya ……… İlinden geliyorum orada da Tugay vardı. Bizim Tümen ile de Tugay ile de çok iyi ilişkilerimiz, diyalogumuz ve tam bir işbirliği ortamı vardı. Subaylar ile de çok güzel dostluklarımız oldu.
Burası farklı. Senin çalıştığın yerlere benzemez. Oralarda sıkıntı olmamıştır. Ama burada olur.
Efendim benim 18 yıllık eşim. Evimin hanımı, çocuklarımın annesi… Ve ben tanıdım tanıyalı hep tesettürlü. Eşim çok vatansever, milletini, ülkesini, bayrağını, devletini çok seven inanç ve güzel ahlak sahibi bir insan. Ben şimdi ona nasıl söylerim başını aç diye. Ona vereceğim ekmek karşılığında onun kişiliğiyle nasıl oynayabilirim? Bu ona bir saygısızlık ve hakaret olmaz mı? Ayrıca böyle bir şey bizim aile huzurumuzu ve mutluluğumuzu da yıkar. Kusura bakmayın ben eşime “başını aç” diye bir teklif yapamam. Bu konuda bana gelecek bütün sıkıntılara katlanmaya hazırım efendim!
Başına geleceklere katlanmaya razı isen bildiğin gibi yap… Sen bilirsin.
Teşekkür ederim efendim.
Bu görüşmeden sonra memur dostum bütün olumlu kanaatlerini kaybederek başına gelecekleri beklemeye başlar. Oturabileceği tam 6 adet boş lojman olmasına rağmen, daha yüksek kira bedeli ödeyerek piyasadan ev kiralar. Resmi törenler dışında diğer sosyal ve kültürel etkinliklere eşi ile birlikte gitmezler… Vs.
Vali de bir süre sonra daha büyük bir ile vali olarak atanır.
Başta söyledik ya… Kamusal olmayan alanda da, konuşulmayan ama yıllardır insanları mutsuz, huzursuz ve mağdur eden büyük bir başörtüsü sorunu yaşanıyor.

Bu Yazı 3279 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar