Kapitalist Zihniyet İle Madde Bağımlılığına Çözüm Bulunabilir mi?
03.05.2015        

KAPİTALİST ZİHNİYET İLE MADDE BAĞIMLILIĞINA ÇÖZÜM BULUNABİLİR Mİ?

TAYİP KARAKAYA

tayyip_karakaya@yahoo.com.tr

 

 

Türkiye’de gençlerin uyuşturucu bataklığına düşme oranları her geçen gün artmakta, bu illet yüzünden binlerce gencimizin hayatı heba olmakta, ne yazık ki buna yönelik ya ciddi bir çalışma yapılmamakta ya da yapılanlar, bataklığın kurutulmasına değil sineklere yönelik olduğu için, kalıcı bir çözüm noktasında eksik kalmaktadır.

Gerçi hükümetin kararlı duruşu sayesinde, özellikle madde bağımlılık sürecinin önemli basamağını oluşturan ve onun önünü açan sigaranın belli yerlerde içilmemesi konusunda, dünyaya örnek olacak bir uygulama yapıldı. Başbakan, uyuşturucu ile mücadeleyi terör ile mücadele kapsamına alınmasından bahsetti. Ayrıca Türkiye'de ilk kez 2011'de görülmesine rağmen hızla yayılan ‘Bonzai’ gibi sentetik uyuşturucu maddeleri Türk Ceza Kanunu kapsamına alındı.

Buna rağmen, araştırmalar alkollü içki hatta uyuşturucu kullanım yaşının 9’a düştüğünü(Milli Gazete, 28 Kasım 2014); Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi(TUBİM) tarafından hazırlanan “2013 Türkiye Uyuşturucu Raporu”nda, Türkiye genelinde toplam 83 bin 133 uyuşturucu operasyonu yapıldığı, 130 bin 49 kişinin gözaltına alındığı belirtilerek, bu sayının bir önceki yıla göre operasyon sayısında yüzde 23.90, gözaltına alınan kişi sayısında ise yüzde 23.8 artış olduğu ifade ediliyor. (Hürriyet Gazetesi, 31 Ocak 2014). Lise 10'uncu sınıf öğrencileri arasında esrar kullanımı 2001 yılında yüzde 3,3 iken bu oran 2004 yılında yüzde 5,8’e ulaştı. (Yeniçağ, 22.09.2005) Genellikle esrar ile başlayan süreç, tatminsizlik sebebiyle bir müddet sonra eroin gibi daha ağır uyuşturucuları tercihe varan bir vetire izliyor.

 

Uyuşturucu, insan sağlığını ve beyini olumsuz etkilemekte; ruhi, bedeni ve zihni faaliyetleri bozmakta; fert ve toplum yapısını tahrip ederek düzensiz ve mutsuz ailelerin oluşmasına, boşanmaların artmasına sebep olmaktadır. Tabi bu tür bağımlılık, aynı zamanda maddeyi temininde gerekli olan para için, suç işleme oranını artırmaktadır. Hırsızlık‚ kapkaç‚ kendini satma‚ tehditler hatta adam öldürme bu gerekçelerle en çok işlenen suçlardır.

Sözü edilen maddeler; akılını sağlıklı kullanamayıp, karar verme ve muhakeme yeteneğini kaybederek bağımlısını, tamamen kontrol edip bir süre sonra da onun özerkliğini ve özgürlüğünü ortadan kaldıran bir süreç olmasına rağmen neden kullanılıyor? Üstelik ihtiyaç olmadığı, birçok zararı olduğu halde insanlar, özellikle gençler neden madde bağımlısı oluyorlar? İktidardaki parti ile mahalle baskısı adı altında belli kesimlerin yaşam tarzlarına müdahale edilerek toplumun muhafazakârlaştığı iddiaların sık sık dile getirildiği bu zamanda artış süreci neden devam ediyor?

        Bu illetin bağımlısı olanlar maddeyi, hayatının en büyük gayesi ve kurtarıcısı, dertlerinin dermanı, sıkıntılı zamanların vehmi bir dostu olarak görüyor. Hayali bir cenneti yaşamak,  kendini ispatlamak, maddi doyum aramak, günlük yaşamdaki ümitsizlikten, kaygılardan, manevi boşluktan kendilerini uyuşturarak kurtulmak istiyorlar. Böylece başta psikolojik gerekçeler ile başlanan süreç, düzenli kullanılarak, zamanla fizyolojik bağımlılığa dönüşüyor.

Çevreye özenme, arkadaş ortamına uyma, özel günlerde kullanılan içkiler, hatta okuduğu romanlar, seyrettiği filmler, tedavi amaçlı ilaçların doktor kontrolü dışında kötü kullanımı (Sefa Saygılı, “Madde bağımlılığı ve önlemleri” meb.gov.tr), kişiye ya da nesneye aşırı bağlılık gibi hususlar yine bu illete başlama nedenlerindendir.

Araştırmalar madde bağımlılığı olan kişilerin hemen hemen tamamının ailelerinde problem yaşandığını göstermekte, bağımlılık eğilimi gösteren gençlerin ailelerinin ortak özellikleri kendi sorunlarını halletmemiş, çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuramamış aileler oluşmaktadır. Yani Söz konusu kişilerin ya ana-babaları ayrı yaşamakta ya da böylelerin ebeveyni arasında ciddi problem-çatışma olmaktadır.

Dolayısıyla gençleri bu illetten kurtarmanın önemli yolu, gençlerin bir nevi taasungâhı olan aileyi hem maddi hem de manevi olarak güçlendirerek korumaktan ve ona önem vermekten geçmektedir.  Aile bağlarını kuran unsurlar, maddi gerekçeler değil, fedakarlık, saygı, sevgi, merhamet ve şefkat gibi değerler olmalıdır.

Alkol kullanma alışkanlığını engellemek için, iyi arkadaş seçimini yapmak, sıkıntıları yenebilmeyi öğrenmesini sağlamak, içkiyi dinlendirici bir ilaç gibi görmemek, olumlu düşünmek, stresi yenmeyi öğrenmek, kendini tanımak, boş vakitlerini değerlendirmek için sosyal aktivitelerin tercih edilerek ilgi alanını genişletmek gibi hususlar gereklidir.

Ayrıca uyuşturucu kültürünün aktif unsuru olan idol (çirkin örnek)’lerin yerine iyilerini ikame etmektir.(Yeşilay)

Doğrusu yukarıdaki önemler acil görülerek bir an önce hayata geçirilmesi gerekmekle birlikte kısa vadeli ve aperatif olarak düşünülmesi gereken çözümlerdir. Zira daha uzun ve kalıcı çözümler için bu önlemler yeterli olmayıp, hem bir zihniyet değişikliğine hem de kurumsal ve bireysel bazda top yekûn her türlü madde bağımlılığı ile mücadele edilmesine ihtiyaç var.

Mücadele için öncellikle bir zihniyet, bir ruh değişikliği gerekmektedir. Zira günümüz dünyasında geçerli paradigma, kapitalist zihniyet olup, bu paradigmanın ana umdelerini belirleyen ruh, “menfaat” dir. Bu durumun doğal sonucu, sermayenin tek üstün güç olarak kabul edildiği, paraya, tüketime ve güce aşırı prestij etmek suretiyle insani değerlerin ikinci plana atılmasıdır. Bu anlayış büyük oranda ne yazık ki, sokakta, okulda, iş hayatında hatta ailede yaşanıyor.  Bencillik, egoizm, hedonizm geçerli akçe haline gelmiş, insanın kıymetini belirleyen, insani ve ahlakî değerler değil, sahip olduğu maddi şeyler olmuştur.

Doğal olarak hem birilerine ait olmak hem de kendi başına bir birey olmak isteyen ve duygusal bir fırtına içinde olan gençlerin de ulaşmayı hedefledikleri, hayatlarının gayesi haline getirdikleri şeyler maddi faktörler oluyor.  Yani ne kadar çok maddi servet, o kadar çok tüketim, ne kadar çok tüketim o kadar çok mutluluk olacağı vehmi, gençlerin virüsü haline gelmiştir.

Hedonizme zorlanması, isteklerinin nerdeyse kölesi haline getirilmesi, sanılanın tersine gençleri daha da mutsuz ve umutsuz hale getirildiği muhakkaktır.

Acaba gençlerin teneffüs ettiği bu ortam, aldığı bu değerler madde bağımlılığını engelliyor mu yoksa tetikliyor mu?

Kısacası Kapitalist zihniyette esas olan maddiyat ve bu maddiyatın içini dolduran şey daha çok ahlaki hassasiyeti olmayan sayısal veriler olduğu için günlük hayatta birçok zulmün, haksızlıkların yaşanmasına zemin hazırlamıştır.

Kimlerle irtibat halinde ise karar verme süreçlerinde etkilenerek onların değer yargılarını alan gençlerin sosyal çevresi diye kabul edilen aile, arkadaş ve sosyal gruplar onların değer sisteminin temeli olarak görülürler. Dolayısıyla maddi ve sayısal veriler gençler için de ulaşılması gereken hedefler olmakta, bunları elde edememeleri durumunda kendilerini başarısız sayarak ümitsizliğe düşmekte, sukutu hayal yaşamaktadırlar.

Unutmayalım kendi halinde bırakılan bir tarlada dikenli otun bitmesi gibi, güzelliklere yönlendirilmeyen genç hem kendine hem de topluma zehir olur.

Kısacası, hayatlarının baharında olan ve hayata alışmaya henüz başlayan gençler için esas olan bencillik, hedonizm, maddiyat değil, diğerkâmlık, fedakârlık gibi insani değerler olmalıdır.

 

                       


Bu Yazı 2668 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar