Karakter Abidesi Mehmet Akif’in Hayatı
..        

Mehmet Akif baba tarafından Kosova dahilinde bulunan İpek kasabasının Şuşısa köyünden bir aileye dayanır. Anne yönüyle de Buharalı bir aileye bağlanır. Babası Fatih Medresesi Müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi(1826-1887), annesi Emine Şerife Hanım(1836-1926)'dır.1873 yılı sonlarında İstanbul'un Sarıgüzel semtinin Nasuh Mahallesinde dünyaya geldi. Tahir Efendi ebced hesabına göre bir çeşit ekmek anlamına gelen ve hicri 1290'ı gösteren 'ragyf' kelimesiyle oğlunun doğumuna tarih düştü. Yavrucuğa rağif ismini verdi.

İpekli Mehmet Tahir Efendi, adı gibi temiz, son derece titiz bir âlimdir. Oğlunun yetişmesinde de her türlü titizlik ve ihtimamı gösteriyordu. Mehmet Akif dini, ahlaki temel eğitimini babasından almıştır.

Din, irfan, ahlak ve üstün meziyetleri yönünden yetişmesini babasına borçlu olan Akif, Arapçayı babasından öğrenmiştir. Kırk yaşına geldiğinde; “Benim hem babam, hem hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim.” diyecektir.

Mehmet Akif dört yaşlarında Mahalle Mektebi- ne başlar. Ardından Fatih İbtidaiyesi(ilkokulu)ne devam ettikten sonra 1882'de Fatih Merkez Rüştiyesi'ne yazılır. Rüştiye öğrencisiyken şiire ilgi duymaya başlar. İlk okuduğu şiir kitabı Fuzuli'nin Leylavü Mecnun'udur. Ders Arkadaşı İbnu'l-Emin Mahmut Kemal İnal'ın naklettiğine göre şiir yazmaya çalışmakta, denemeler yapmaktadır. Yabancı dil derslerine büyük ilgi duymaktadır. Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde sınıfın en parlak öğrencisidir. Ayrıca okul haricinde Esat Dede'nin Farsça Gülistan ve Mesnevi derslerine katılarak Farsçasını geliştirir. Buradan yola çıkarak eğitimde özel dersler almanın kabiliyetli kişileri daha çok geliştirdiğini söyleyebiliriz.

Rüştiyeyi bitirdikten sonra Akif, Mülkiye Mektebini seçer. Okulun yüksek kısmına geçtiği sırada babasını, yani en büyük dayanağını kaybeder. Aynı yıl mütevazı konaklarının da yanması Akif'i iyice sarsar. Artık on dört yaşındadır. Hayatın acımasız ve ağır yükünü omuzlarında tek başına taşımak zorundadır. Gündüzlü olan Mülkiye'ye devamı imkansız hale gelmiştir. Bitirir bitirmez işe girebileceği, yatılı okuyabileceği bir okul düşünmek- tedir. Karşısına yeni açılan Yüksek Baytar Mektebi çıkar; oraya geçer, son iki sınıfını yatılı olarak okuduğu Baytar Mektebini birincilikle bitirerek hayata atılır. Ziraat Nezareti Umur-i Baytariye Müdüriyetinde 750 kuruş maaşla 1893'te memurluğa başlar.

Memuriyeti sebebiyle M.Akif Rumeli ve Anado- lu Vilayetlerini teftişe çıkıyordu. Zaman zamanda taşrada görev yapıyordu. Memurluğunun ilk yıllarında dört yıl kadar taşra'da, özellikle Edirne'de görev yapmıştır. Adana'da bir süre Vilayet Baytarlığı vazifesinde bulundu. Burada görev alanı Mersin'den Şam'a kadar uzanıyordu. Böylece Rumeli'den Suriye'ye kadar memleketi yakından tanıyacak, taşra halkının yaşayışını, köylünün sefaletini yerinde görme fırsatını Cenab-ı Hak kendisine bahşedecek- tir. Çok gezen mi yoksa çok okuyan mı? bilir, derler. Tabii ki ikisini birlikte yapan daha çok bilecek ve hadiseleri tahlil edebilecektir.

Mehmet Akif, memuriyeti esnasında yirmi beş yaşlarında İsmet Hanım'la evlendi. Önce Cemile, Feride ve Suat adlı üç kızı oldu. Ardından İbrahim, Naim, Emin ve Tahir doğdu. İbrahim Naim bir buçuk yaşında hayata veda etti.

Akif çok iyi bir aile babasıdır. Çocuklarının okumasını, iyi yetişmelerini çok istiyordu. İş yoğunluğu, kendini davasını adaması, hayatını cemiyetine, milletine feda etmesi ve toplum meseleleriyle uğraşması, ailesine yeterince vakit ayırmasına imkan vermemiştir. Tahir esnaflığı seçmiş, okuması için üzerine çok düştüğü Emin de olayların akışı içinde bunalıma sürüklenmiştir. Şair'in “Asım'ın nesli” arasında görmek istediği Emin, sahipsiz olarak 1967'de bir kamyon karoserinde ölü bulunacaktır. Küçük kızı Suat, 1990'larda 84 yaşında ortada kalmış, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın himmetiyle bir eve kavuşabilmiştir.

Akif'in şiir merakı “Rüştiye”nin son sınıfında başlar. Baytar Mektebi'nin üçüncü sınıfında Divan Edebiyatı tarzında şiirler yazar. İlk “gazel”i Hazine-i Fünun'da çıkmıştır. Bir yıl sonra aynı yerde 1894'te ikinci bir gazelinin yayınlandığı tespit edilmiştir. Bu iki gazelin tespitine kadar yayınlanan ilk şiirinin “Kuran'a Hitap” olduğu biliniyordu. Bu şiir 1895'te Mektep dergisinde çıkmıştı. İlk gençlik hevesi ile yazılan iki defter dolusu bu şiirlerin, bir defteri kaybolmuş, ikincisini de kendisi yok etmiştir.1895'te Resimli Gazete'de yirmi beş kadar şiiri yayınlan- mıştır. Akif'in gençlik yıllarına ait şiirleri bireysel özellikler taşır; bunları Safahat'ına almamıştır.

Genç şair 1900'lerde cemiyete yönelir. Sanat hayatının ikinci döneminde toplumun yaralarına parmak basacaktır. Hürriyet ve istibdat konularına eğilecektir. Çocukların sefaleti, düşkün ihtiyarların çilesi, toplumun kanayan yaraları bu dönemin başlıca konularıdır. İstibdat, Hürriyet, Hasta, Bebek, Küfe, Seyfi Baba, Kocakarı ile Ömer, Mahalle Kahvesi, Meyhane gibi manzumeleri bunların güzel örnekleridir.

Mehmet Akif bu toplumsal içerikli şiirlerini 1908'den itibaren Sırat-ı Müstakim Dergisi'nde yayımlamaya başlamıştır. Konusunu kendi yakın çevresinden, toplum hayatından, tarihten ve İslami değerlerden alan bu şiirlerini 1911'de “Safahat” adı altında birleştirdi. Safhalar, görünüşler(hayat manza raları) anlamına gelen Safahat, daha sonra diğer altı şiir kitabını da içine alacak, bütün şiirlerinin genel adı olacaktır.(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler) alınmayan şiirleri de eklenecektir. Safahat ülkemizde en çok okunan, örnek alınan, dillendirilen şiir kitapları arasındadır.

Baytarlık, yöneticilik görevlerini yürüten Akif, 1906'dan itibaren öğretmenliğe de başlar. Halkalı Ziraat Mektebinde Kitabet dersleri, 1907'de Çiftlik Makinist Mektebinde Türkçe-Edebiyat dersleri, bir yıl sonra da Daru'l Fünun'(İstanbul Üniversitesi)a Edebiyat-ı Osmanî Muallimi(Türk Dili ve Edebiyatı Profesörü) tayin edilir. M.Akif, 1913'te, müdürüne yapılan bir haksızlık üzerine Baytar Müdür Muavinliği görevinden istifa eder.

1912 yılının Aralık ayından itibaren uzak bölgelere gezilere çıktığını görüyoruz. İlk seyahati Mısır'a olmuştur. Oradan Hicaz'a geçer. Medine'yi ziyaret eder.1913 Martında İstanbul'a döner. Birinci Dünya Savaşı esnasında geziler resmiyet kazanarak sürer. Hükümet Teşkilat-ı Mahsusa aracılığı ile 1914'te Akif'i Almanya'ya gönderir.1915'te bir heyetle Necid'e gider. Birinci Cihan Harbinin sonlarında İzmirli İsmail Hakkı ile birlikte Lübnan'a gider.
Milli Mücadele yıllarında millete sabır, ümit ve cesaret aşılamak için Anadolu yollarına düşer. Elinde demir asa, ayağında demir çarık adım adım Anadolu'yu gezer.1920 Şubatında Balıkesir Zağanos Paşa Camiinde halka hitap eder. Onlara yurt savunmasının önemini, cihadın gerekliliğini anlatır. Artık Kuva-yi Milliye'yi desteklemektedir.1920'de Ankara'nın yolunu tutar. Aynı yıl Burdur Mebusu olarak milletinin emrinde yine halkı uyandırmak için il il dolaşır.
İstiklal Harbi esnasında İstiklal Marşı yazılması ihtiyacı doğar. Israrlar üzerine Akif İstiklal Marşımı- zı yazar.12 Mart 1921 yılında TBMM' de Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından heyecanla okunur. Mecliste kabul edilir.
İstiklal Harbinden sonra Vatan ve İstiklal şairi Yüksek İslam davasının nasıl seraba dönüştüğünü görecek, sükût-u hayale uğrayacaktır.1925'te Sebilür reşad dergisinin yayını durdurulacaktır. Ta ki 1948 yılına kadar…1923'te Prens Abbas Halim Paşa, Akif'i Mısır'a davet eder.1925'ten sonra dönmez.
1927'de ailesini de yanına alarak Mısıra yerleşir. Kahire Üniversitesinde vazife alır. Türkçe-Edebiyat okutur.
Vatan hasretiyle yanıp tutuşan Akif'in dünyasıyla birlikte vücudu da çökmeye başlamıştır.1935'te hastalanmış, ciğerleri harap olmuş, tedavi için gittiği Lübnan dağlarının çamlıklarında bir de sıtmaya yakalanmıştır. Son nefeste canı gibi sevdiği vatanını görmek için sabırsızlanır.1936 Haziranında ülkesine kavuşur. Ama ne yazık ki üzüntüden, vatan hasretinden erimiş, tükenmiş, pehlivan yapılı o gürbüz insan bir deri bir kemik kalmıştır.
Son günlerini Prens Halim Paşa'nın İstanbul’da- ki çiftliğinde geçirir. Akif, 27 Aralık 1936'da son nefesini çok sevdiği vatanında verdi. Sevdiği Allah'ına kavuştu. Resmi tören yapılmadı. Türk gençliğinin dalga dalga sevgi seliyle Edirnekapı Şehit liği karşısına defnedildi.Mekânı cennet olsun. Olsun.

Ruhuna Fatiha…


Bu Yazı 3170 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar