Kasırgaya Tutulan Bir Gemi Gibidir Gençlik
03.05.2015        

KASIRGAYA TUTULAN GEMİ GİBİDİR GENÇLİK

PROF. DR. KENAN ÖREN

 

 

 

Uçağın türbülansa tutulduğu zaman,  geminin kasırgaya kapıldığı amansız geçen zaman ya da trenin raydan çıktığı zaman dilimi gibidir mevcut gençlik çağları. Bunun böyle olmasının nedenini az çok hepimiz biliyoruz. İfsat komitelerinin, sürekli gelişen ve değişen siber âlemin marifetiyle şekillendirdiği gençlik profili, bütün mukaddes değerlere sırt çevirerek heva ve hevesin girdaplarında mefluç ediliyor maalesef.

Efsunlanmış gibi ve hatta meyyit-i mütehharikler (zombi) gibi yalpalayan gençlik için güvenli limanlar tesis etmek ve limanlarda onlara destek hizmetleri sunmak da hem devletin hem de akl-ı selim olan herkesin en önemli görevi olmalıdır.

Kendi değerlerine, kültürüne, dinine ve imanına yabancı olan bir takım ritüellerle çok farklı bir moda giren Müslüman gençlik, İslâm’ın yüce değerlerine sırt çevirmenin ağır bedelini hem dünyada hem de ukba aleminde ağır bir şekilde ödemek gibi bir yüke mahkum ediliyor. Bunun böyle olması için de gerek yazılı ve gerekse görsel basın var gücüyle mesai harcıyor.

Ayine-i Samed olan kalbe Allah sevgisini; yani hakiki aşkı yerleştirmek yerine, mecazî aşklarla gençliğe gayri ahlâkî bir çığır açarak gayri meşru birlikteliklerle menfez açan ifsat komiteleri, acımasızca, gençliği ebedi mutsuz edecek mecralara sürüklüyor. Bu bağlamda günümüz gençleri, nikâhsız birlikteliklerle barutla ateşi aynı mekânlarda buluşturuyor. Mezun olduklarında ise çok azı nikâhlanıyor ve birlikteliklerini evliliğe dönüştürüyor. Geri kalan kısım ise “Sen yoluna; ben yoluma..” diyerek ayrılıyor ve telâfisi mümkün olmayan acı bir geçmişi arkalarında bırakıyor. Bu öyle bir vicdani travma ki, bu travmanın bir ömür boyu tedavisi mümkün olmuyor. Vicdani ceriha bir türlü kapanmıyor ve ebedi bir elemin sancılarıyla baş başa kalıyor gençlik…

Diğer taraftan yapılan araştırmalara göre gençlik çağı, 24 yaşına kadar mantıkla değil, hissiyatla ve duygusal davranışlarla hayata yön veriyor. Bu bağlamda gençlik Bediüzzaman’ın tespitiyle üç kuvvede (yeti, his, düşünce) vasattan saparak ifrat ve tefrite; yani aşırılıklara kayabiliyor. Şimdi gençliğin düştüğü tuzaklardan olan üç kuvvenin analizini Bediüzzaman yorumuyla ele almaya çalışalım:

KUVVE-İ AKLİYE

İFRAT (AŞIRI) HÂLİ: Hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterme, safsataya girme ve şarlatanlıkta bulunma mânâsında "cerbeze" denir. Bu bağlamda gençler, gerçekleri görmede ve hakikati anlamada sıkıntı çekerler ve bu anlamda hakkı bâtıl, batılı hak gösteren ifsat şebekelerinin tuzaklarına düşebilirler.

TEFRİT HALİ: Hiçbir şeyi doğru-dürüst anlayamama, en basit şeyleri dahi idrak edememe anlamında "gabâvet" ve "hamâkat" denir. Bu kanalda gençlik zihinsel melekelerini okumaya, araştırmaya yöneltmeyip, zihinsel melekeleri körelten sanal dünyanın efsunlayıcı dünyasına kaptırırlar.

VASAT VE MÛTEDİL OLAN (SIRAT-I MÜSTAKİM): Herkesin gücü ölçüsünde eşya ve hâdiseleri olduğu gibi bilme, mâhiyet-i nefsü'l-emriyelerine uygun değerlendirip resmetme, lehinde ve aleyhinde olan, olması muhtemel bulunan şeyleri birbirinden ayırma keyfiyetine de "hikmet" denilmiştir. Gençliğin en çok ihmal ettiği kanal bu kanaldır. Bir nevi trenin raydan çıkması gibidir. Bu bağlamda gençlik hissiyatıyla hareket eder ve mutedil davranışlar yerine fevri davranış biçimlerini ihtiyar eder.

KUVVE-İ ŞEHEVİYE

İFRAT HALİ:  Tamamen ar ve hayâ hislerinden sıyrılarak, her türlü saygısızlığı, her çeşit küstahlığı irtikâp edecek kadar kayıtsız davranma anlamında «Fısk u Fücûr» denir. Gençliğin en çok tuzağa düştüğü alan bu alandır. Bediüzzaman bu kanalda gençlere cehennem korkusu aşılar. Cehennemi hesaba katmayan gençliğin bu tuzağa düşmesi kaçınılmaz olur.

TEFRİT HALİ: Aklın ve şer'in tecvîz ettiği ilâhî nimet, lezzet ve zevklerden dahi kat-ı alâka etme, hissiz ve hareketsiz kalma mânâsındaki şekline «humûd» denir. Bu hal, gençlerde cinsiyet kaymasına sebep olabilir. Bu yüzden münasip bir eğitimle gençleri iffete kanalize etmek gerekir.

VASAT (SIRAT-I MÜSTAKİM):

Behîmî hislerin kayıt altına alınması, gayr-i meşru arzu ve iştihalara iradî olarak kapalı kalmanın yanında meşru dairedeki zevk ve lezzetlere istek izhar etme diyeceğimiz tavra da "iffet". İffet kanalı, helâl dairesidir ve keyfe kâfidir. Harama girmeğe hiç lüzum yoktur.

KUVVE-İ GADABİYE

İFRAT HALİ:  Akıbeti düşünülmeden, sonucu hesaba katılmadan, ölçüsüzce ve muhâkemesizce altından kalkılmayacak işlere girişme ve âkıbeti mutlak felâket tehlikelere kendini salma manasında atılganlığa «tehevvür» denir. Bu hal gençleri körü körüne ifsat şebekelerinin ölüm ağlarına sürükler. Bu bağlamda gençler canlı bomba bile olabilmektedirler.

TEFRİT HALİ: Korkulmayacak şeylerden dahi korkma, sürekli vehimlerle oturup kalkma ve değişik paranoyalarla hayatı yaşanmaz hâle getirme anlamındaki sapkınlığına «cebânet» denir. Bu hal gençlerin hayatını zehir eder ve sonunda panik atak sendromu yaşayabilirler.

VASAT HALİ (SIRAT-I MÜSTAKİM): Korkulacak şeyler karşısında tedbirli ve temkinli davranma ve esbabda kusur etmeden ciddî bir soğukkanlılık içinde, korkulacak hususları herhangi bir telâş ve endişeye kapılmadan savmaya çalışma anlamındaki yiğitçe duruşa da "şecaat" denir ki, gençlerin bu hali bilhassa düşmana karşı elzem bir haldir. Tarihimizdeki kahramanlıklarla destan yazan ecdadımızın duruşu hep böyle olmuştur.

"ADALET" DENEN ŞEY DE, İŞTE BU ÜÇ FAZİLETİN İMTİZÂCINDAN HÂSIL OLAN VE "SIRÂT-I MÜSTAKİM" UNVANIYLA DA ANILAN DENGELİ OLMANIN MÜBECCEL ADIDIR. İŞTE GENÇLERİN EN ÇOK İHLAL ETTİĞİ HAT BU SIRAT-I MÜSTAKİM HATTIDIR.

Peygamberimizden (SAV) ve Bediüzzamna’dan ders aldığımız bu üç sırat-ı müstakim hattının genç nesillere etkin bir şekilde ders verilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu tarz dersi veren Risale-i Nur Külliyatı’ın çokça okunması gerekir.

ALLAH HEPİMİZİ VASAT VE HELÂL DAİRESİ OLAN “SIRAT-I MÜSTATİM”DEN AYIRMASIN.

 


Bu Yazı 2591 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar