Katılım Bankacılığı Üzerine Düşünceler
..        
Hüseyin Tunç İle Söyleşi
Hüseyin TUNÇ kimdir?
1968 Kastamonu doğumlu yazar, İstanbul Üni. Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur.
Bankacılık mesleğine 1989 yılında Töbank’ta Müfettiş Yardımcısı olarak başladı ve aynı bankada 1992 yılına kadar çalıştı. 1992-1995 yılları arasında T. Halk Bankası'nda görev yaptı. 1995 yılı Şubat ayında Albaraka Türk Katılım Bankası’na geçti. Albaraka’da Müfettiş Yardımcılığı, Müfettişlik, Birim Müdür Yardımcılığı, Adapazarı ve Bakırköy Şube Müdürlükleri, Genel Müdürlükte Bankacılık Hizmetleri Yönetmeliği, Kalite Yönetim Sistemi Temsilciliği ve Kurumsal Bankacılık Yönetmenliği görevlerinde bulundu. Halen Albaraka’da Kurumsal Krediler Müdürü olarak görev yapmaktadır.
Yazarın Nesil Yayınları’ndan yayımlanan “Biz Aslında Neyiz” ve “Katılım Bankacılığı, Teorisi, Felsefesi ve Türkiye Uygulaması” isimli iki kitabı bulunmaktadır.
hüseyin tunç Faizsiz bankacılık denilince ilk olarak ne anlama- lıyız?
Faizsiz bankacılığın ülkemizdeki adı katılım banka- cılığıdır. Katılım bankası denilince ilk önce anlaşılması gereken iki önemli husus bulunmaktadır: Bunlardan birincisi, katılım bankası, kendisine fon yatıran tasarruf sahibine herhangi bir getiri veya anapara garantisi vermemektedir. İkincisi ise, fon kullanma talebinde bulunan müşterilerine nakdi kredi kullandırmamakta- dır. Sistemin ana faaliyet alanı; katma değer üretmeye dönük ticaret ve üretim faaliyetleridir. En basit tarifiyle katılım bankacılığı; dahil olduğu ticari ve üretim faaliyetleri neticesinde oluşan kâr veya zararı, müşterileri ile paylaşan bir bankacılık modelidir.
Katılım bankacılığı modern anlamda dünyada ve ülkemizde ne zaman başlamıştır ve günümüzde bankacılık sektörü içindeki payı nedir?
Modern anlamda katılım bankacılığın dünyadaki ilk uygulama örnekleri 1960'lı yıllara rastlar. 1975 yılında İslam Kalkınma Bankası faaliyete geçtikten sonra dünyada faizsiz bankaların sayısı hızla artmaya başlamıştır. Ülkemizde ise ilk katılım bankacılığı uygulaması 1985 yılında Albaraka Türk'ün ve Faysal Finans Kurumu'nun faaliyete geçmesi ile başlamıştır.
Sektörün hem İslam ülkelerinde hem de diğer ülkelerde her geçen gün hacmi ve toplam finans sektörü içindeki payı hızla artmaktadır. Bugün beş kıtada seksene yakın ülkede faaliyet gösteren faizsiz finans kuruluşlarının sayısı üç yüzün üzerindedir. Son beş yılda ortalama yıllık % 23,5 oranında büyüme gösteren sektörün, 2013 yılında 1,5 trilyon dolarlık bir hacme yükseleceği öngörülüyor.
Ülkemiz bankacılık sektörü içinde katılım bankalarının payı % 5-6 civarındadır. Önümüzdeki beş altı yıl içinde bu oranın % 10'lar düzeyine çıkması beklenmektedir. Sektör bu oranı yakalayabilecek hacim, alt yapı ve donanıma sahiptir.
Katılım bankacılığındaki temel prensiplerden söz eder misiniz? Genel bankacılık sisteminden farkları nelerdir?
Katılım bankacılığının temel prensibi ''faizsizlik''tir. Sistemin daha iyi anlaşılabilmesi için, faizsizlik esası yanında bu esasın niteliğini daha iyi anlamamıza yardımcı olacak değerleri de göz önünde tutmamız gerekir. Bunlar iktisadi alanda birey ve toplum olarak dikkate almamız gereken ve bizim inancımızın gereği olan; adalet, hakkaniyet, şeffaflık, kanaat, tasarruf, emeğe ve çalışmaya değer vermek gibi prensiplerdir. Salt kapitalist dünyanın bakış açısı ve davranış modeliyle katılım bankacılığını anlamak ve takdir etmek çok zor olsa gerektir.
Sadece şekli açıdan baktığımızda bile, katılım bankacılığının klasik bankacılık modelinden farklı olduğunu görebiliriz. Bunların belli başlılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
·Katılım bankacılığında nakdi kredi kullandırımı yoktur. Mutlaka bir ticari veya üretim faaliyetinin finanse ediliyor olması gerekir.
·Riskin ve getirinin taraflar arasında dengeli paylaşımı asıldır. Burada klasik bankalardan farklı olarak, tasarruf sahipleri de müteşebbislerle birlikte riske ortak olurlar. Klasik bankacılıkta ise mevduat sahipleri ile kredi müşterileri arasında böyle bir bağlantı yoktur.
·Paradan para kazanmaya yönelik nominal işlemler bu kurumların faaliyet alanı dışındadır.
·Normal ticari hayatın içerdiği belirsizliklerden öteye geçen muğlak ve aşırı belirsiz faaliyetler, toplum ahlakına ve sağlığına aykırı alanlar katılım bankalarının ilgi alanı dışındadır.
·Finansman modelleri, toplanan kaynakların hangi alanlara yöneltildiğini takip imkânı vermektedir. Tasarruf sahipleri fonlarının hangi alanlarda kullanıldı- ğını takip edebilirler.
·Çalışma prensipleri gereğince, fon kullanan müşterilerinden, alacaklarını gününden önce çağır- mazlar.
·Yine fiyatın belirli olması prensi gereğince, alış veriş anında belirledikleri fiyatları sonradan değiştir- mezler.
·Tasarruf sahiplerinin elde edeceği getiri piyasa şartlarına ve katılım bankasının performansına bağlıdır.
·Katılım bankaları kâr zarar ortaklığı yöntemi ile topluma yeni müteşebbisler kazandırırlar. Sermayesi olmayan ama herhangi bir alanda yeterli uzmanlığı olan güvenilir kişilerle ortaklıklar yaparak üretime ve ticari faaliyetlere destek olurlar.
Katılım bankacılığı, içinden çıktığı toplumsal ve manevi kültürün yanında, felsefesi ve kullandığı tekniklerle de daha dengeli bir ekonomi ve sosyal hayatın kurulmasına müsait bir modeldir.
Katılım bankaları fon kullandırma yöntemi olarak neden murabahaya ağırlık veriyor?
Katılım bankacılığının fon kullandırma yöntemleri içinde ağırlıklı olarak kullanılan model hem ülkemizde hem de dünya genelinde ''murabaha'' olarak bilinen peşin alıp vadeli satma işlemidir. Kurumların faaliyet yöntemleri içinde murabahaya ağırlık verilmesinin nedeni sadece kendilerinden kaynaklanmıyor. Piyasa şartları, müşterilerin beklentileri ve diğer bazı teknik unsurlar rol oynuyor. Murabaha yöntemi basit ve toplanan fonların değerlendirilmesinde daha güvenli bir yöntem olmasının yanında, toplanan fonların kısa vadeli oluşu ve müşteri beklentileri de bu yönteme ağırlık verilmesinde önemli rol oynuyor. Kurumların gelişme seyri ve piyasa koşulları önümüzdeki dönem- de kâr zarar projelerine ağırlık verileceğini göstermek- tedir. Kâr zarar projelerinin portföy içindeki payı arttıkça katılım bankalarının klasik bankalardan farkı çok daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Faizsiz bankacılık sistemi, son yıllarda Batı'nın da gündeminde. Özellikle İngiltere'nin bu anlamda merkez olması planlanıyor. Bu da faizsiz bankacılığın sadece Müslüman kesim tarafından değil, diğer dinlere mensup kişilerin de talep ettiğini gösteriyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca Türkiye merkez olma konusunda bir misyon yüklenemez mi?
Dünyada katılım bankacılığına gösterilen ilgi giderek artıyor. Müslüman ülkelerin dışında da birçok ülkede bu model araştırılıyor ve uygulanıyor. Batı bu modele iki nedenden dolayı ilgi gösteriyor. Bunlardan birincisi, faizsiz finansal ürünler pazarından pay alabil- mek. Çünkü Müslüman ülkeler de giderek zenginleşi- yorlar ve zenginleştikçe kendi değerlerine uygun bir hayat tarzını sorguluyorlar. İkincisi de Batı artık kapitalizmin sivri uçlarını törpülemenin arayışı içinde. Katılım bankacılığı modeli bu amaca hizmet edecek bir model olarak görülüyor. Bu alanda en iddialı ülkeler- den biri İngiltere'dir. Malezya faizsiz ürünler pazarında liderlik için İngiletere'ye rakip olarak ciddi gayret sarf eden bir ülkedir. Aslında ekonomik güç olarak, konum olarak, alt yapı olarak, mevzuat ve işgücü olarak bu alanda en iddialı olması gereken ülkelerden biri de Türkiye olmalıdır.
Faizsiz bankacılık sistemi kriz vb. durumlara karşı dayanıklı bir yapıya mı sahiptir?
Krizlere karşı hiçbir kurum tam bağışık değildir. Krizlerin tek nedeni bankalar da değildir. Hatta çoğu kez krizlerin nedeni kamuoyu algılarıdır. Fakat kapitalist ekonomi ve finans dünyası çok daha sık krizler üretmekte ve sonuçları da oldukça yıkıcı olmaktadır. Bunda ekonomik modeller kadar etken olan diğer bir unsur, hâkim anlayışın şekillendirdiği insan davranışıdır. Yani, güven kaybı, gelecek endişesi, daha fazlasına sahip olma arzusu, ölçüsüz rekabet, spekülatif davranışlar vb. Katılım bankalarının krizlere karşı daha dayanıklı olduğu ve çalışma modellerinin de krizleri engelleyici içerikte olduğu genel kabul görmüş bir anlayıştır. Belki de asıl önemli olanın davranışları- mıza yerleşmesi gereken adalet anlayışı, dayanışma, ölçülü hareket etme ve sosyal güven duyguları olduğu unutulmamalıdır. Etik ve ahlaki değerlere öncelik veren toplumlarda krizlerin hem sıklığı azalacak hem de tahribat gücü zayıflayacaktır.
Katılım bankacılığı ülkemize ne gibi yenilikler getirmiştir?
Bir ülkenin diğer tüm ekonomik faktörleri bir yana, finansal sisteminin derinliği, çeşitliliği ve etkinliği, o ekonominin sağlamlığı ve büyümesi için çok önemli bir etkendir. Bu açıdan bakıldığında katılım bankacılığı Türk finans sektörüne getirdiği çeşitlilik ile çok önemli ekonomik ve sosyal fonksiyonları ifa etmektedir. Bu fonksiyonların başlıcaları şunlardır:
Toplumun düşünce yapısını zenginleştirmek,
Parayı üretim faktörüne dönüştürmek,
Krizlerin tahrip gücünü zayıflatmak,
Fon kullanan müşteriler için yeni fırsatlar oluştur- mak,
Tasarruf sahipliği için fırsat eşitliği oluşturmak,
Faiz dışı modelleri gündemde tutmak,
Körfez Ülkeleri'nden fon temin etmek,
Ekonominin kayıt altına alınmasına katkı sağlamak ve
Finansal ürün çeşitliliği sağlamaktır.
Türkiye ekonomisinin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Temel eksiklikler nelerdir?
Türkiye ekonomisi büyüklük anlamında dünyanın sayılı ekonomilerinden ve ayrıca gelecekte çok daha öne çıkacak ekonomilerinden biridir. Büyüme oranı, enflasyonun kontrol altına alınması, kamu borçlanma oranı ve ihtiyacı, borçlanma maliyetlerinin düşmesi, disiplinli bir şekilde uygulanan maliye ve para politikaları olumlu göstergelerdir. Tabi ki yapısal sorunlarımız da var. Üretim ve ihracat alanında katma değeri düşük mal ve hizmetler hâkim. İthalatımız fiyattan çok gelire karşı duyarlı. Genel ekonomide sıkıntı gözüktüğü zaman ithalat hemen azalıyor ama ekonomi iyileşmeye başladığı anda çok hızlı artıyor. Lüzumsuz birçok ürün ülkeyi istila ediyor. Toplumumuz tasarruf etmeyi unutmuş gözüküyor. Yaygın bir harcama kültürü yerleşti. Tasarruf hacmimiz yatırım ihtiyacını karşılamıyor. Kalıcı yabancı sermayeyi çekmekte de çok başarılı değiliz. Spekülatif sermaye hareketleri ekonomiyi tedirgin ediyor.
Bütün bunlar bir yana, Türkiye son 20 yılda gelecek vaad eden önemli bir dönüşüm yaşadı. Bu dönüşüm müteşebbis ruhunda ve kalitesinde gerçekleşti. İş adamalarımız dünyanın her tarafında ticaret ve üretim yapıyor. Sermaye Anadolu'ya yayıldı. Müteşebbis tabanı genişledi, kalitesi arttı. Türkiye enerji yatırımla- rına hız verirse ve mal ve hizmet üretiminde katma değeri yüksek alanlara doğru yönelirse on yıllık bir süreçte hayal bile edemeyeceğimiz bir ekonomik güce kavuşacaktır.
Son olarak söylemek istediğiniz hususlar?
Katılım bankacılığının akademisyenlerimiz ve entelektüel çevrelerimiz tarafından daha yakından incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. İnanıyorum ki bu model birey ve toplum için çok daha dengeli ve üretken bir ekonomi dünyasının kapısını açabilir. İnsanlık olarak daha dengeli ilişkilere ve daha adilane paylaşıma ihtiyacımız var.

Bu Yazı 3223 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar