Katsayı Engeline Karşı Mesleki Eğitimde Çıkış Yolları
..        

PISA araştırmalarına göre liselerimiz, eğitim kalitesi açısından dünyada son sıralarda bulunu- yor. Keza meslek kazası bakımından Türkiye'nin dünya birincisi olduğuna dair haberler var. Tüm bunlar ülkemizde liselerde de meslek liselerinde de eğitimin verimsizliğinin ve kalitesizliğinin birer göstergeleridir. Hâl böyle iken eğitimim muhtevası üzerinde durmamız gerekir, ama biz şekille uğraşıyoruz.
Yeni müfredat aslında büyük bir ümit olmuştu ve dönüşümün habercisi saymıştık. Yeni ders programları ile birlikte merkezi sınavların etkisi- nin azaltılması öğretmenlerin yeni müfredata göre hazırlanması gerekiyordu. Dönüşümün odağında öğretmenin bulunduğu fark edilemedi. Çünkü iyi aletler ustaların ve profesyonellerin elinde işe yaramaktadır. Bunlar yapılamayınca yeni müfre- dat can çekişmeye başladı. Eğer tedbirler alınmaz- sa yakın zamanda yeni müfredatın ruhuna bir Fatiha çekebiliriz.
Yetkili konumda yetersiz ve konuya hâkim olmayanların bulunması resmin bütününü göreme meyi, yani problem çözme yetersizliğini getirmek- tedir. Mevcut eğitimin bize problem çözmeyi öğretmiyor, bunun olumsuz etkilerini eğitimde görüyoruz. Örneğin yeni müfredatla birlikte merkezi sınavların bir şekilde kaldırılması gerekirken SBS'ler ihdas edilerek test sınavları ilköğretimde daha alt sınıflara kadar indirildi. Bilgi kalıplarına odaklanan ve doğruları öğrenmeye yönelten bu eğitim tarzı ile zihinsel özgürlüğümü- zü elimizden alınmaktadır. Yani toptan düşüneme- yen ve çözüm üretmeyen toplum haline gelmekte- yiz. Şartlanmaya (tepkisel öğrenme) dayalı bu eğitim tarzı, birçok olumsuz yan ürünleri oluştur- maktadır. Sabit fikirli insanlar yetiştirdiğinden kutuplaşmanın kaynağı olmaktadır. Üretemeyen ve problemler karşısında aciz, kendine güvensiz yığınlar oluşturmaktadır.
Mesleki Eğitimde İlk Çıkış Yolu: Piyasaya Duyarlı Eğitim
Bilindiği gibi mesleki eğitimde en iyi öğretim yolu usta çırak ilişkisine dayanır ve yaparak yaşayarak öğrenmedir. Hâlbuki hâlihazırda meslek okulu ve yüksek okullarında çoğu dersler uygulamadan uzak; laboratuar ve atölye imkânlarından, staj ve çağın gerektirdiği eğitim şartlardan mahrum ortamlarda sürdürülmektedir. Bu yüzden öğrenci okulunu bitirse de mesleğini öğrenememektedir. Bu bakımdan katsayı kaldırılsa da mesleki eğitim çoğu kere kâğıt üzerinde devam etmekte ve uygulamadan uzak bir şekilde sürdürülen eğitim meslekte uzmanlık kazanılmamaktadır.
Eğitimde önemli olan öğrencinin bilgiyle yüklenen nesne konumdan onu kullanan ve üreten özne konumuna çıkarılmasıdır.
Mesleki eğitimini; sınıfın duvarları arasında sıkışıp kalmış vaziyetinden kurtarmada ilk çıkış noktası, öğrencilerin en azından haftanın yarısını meslek atölyelerinde ve uygulama alanlarında sürdürebildiği bir yapılanmanın içine girilmesidir. Çalışma karşılığı olarak öğrenciye maaş verilmesi, öğrencinin sanayi ve meslek odaları gibi kuruluşlara ortak edilmesi mesleki eğitime olan ilgiyi artıracaktır. Dahası, sanayi ve uygulama sahalarındaki ustaların, işverenlerin meslek okullarındaki müfredatın belirlenmesinde ve okulların yönetiminde etkin konuma gelmeleri sağlanırsa, eğitim güncel piyasa ile uyumlu hale gelecektir.
ÖSS Sistemi
Bir eğitim sistemi, toplumdaki yetenek ve çeşitliliği keşfederek onu yerinde değerlendirecek bir esnek ortam meydana getiremiyorsa, orada insanların başarısından ve mutluluğundan nasıl söz edebiliriz?
Şimdi tüm okullar okulların tek başarı kriteri olarak ilköğretimlerde fen ve Anadolu liselerine ne kadar öğrenci gönderdikleri ile değerlendiriyorlar. Liseler ise üniversiteye ne kadar öğrenci kazandır- dıklarına bakıyorlar. Ne ilköğretimlerde ne de liselerde mesleğe yönlendirme veya kendi işini kurma gibi üretime yönelik teşviklere rastlamı- yoruz.
Yapı ve anlayış böyle olunca ÖSS sınav sistemi yüzünden öğrenci hayatının baharında mesleksiz- liğe ve adeta boşluğa terk edilmektedir. Gençlerin aileleri ve çevre içinde ne denli baskı içinde olduğunu bilmeyen var mı? Gecesiyle gündüzü ile hafta sonu ile kurslarda öğrenciler perişan olan öğrencilerin bu stresin altından kalkmaları nasıl mümkün olabilir? Bu bir sosyal patlamayla sonuçlanabilir nitelik taşımaktadır.
Öğrenci günün büyük bölümünü şahsi ve ilmi ve düşünce gelişimine hiçbir katkısı olmayan sınav hazırlığına hasretmektedir. Yapılan araştırmalar öğrencilerin ortalama 2,1 yıl dershaneye devam ettiği, arta kalan zamanda bile 24 saat arası ders çalışıyor. Üniversite kapısındaki öğrencilerimiz hayatında ÖSS'den daha önemli bir şey bulunmuyor. Öğrenci sosyal hayattan tecrit edildiğinden ruhi, şahsi gelişimini normal süreçlerde tamamlaması nasıl mümkün olabilir? Bu felaketli gidişi yetkililerin de görmeleri gerekir.
Lise mezunlarının da hayat becerileri ve mesleki kazanımlar elde edebilmelerinin önemli bir yolu ÖSS sistemini öğrencinin düşünce gücünü ve analitik zekâsını ve becerilerini değerlendiren yapıya kavuşturulabilmekten geçmektedir.
Teste dayalı sınavlar düşünce gücünü ve bilginin kullanışını ölçmekten uzak kalmaktadır. Bazı uzmanların iddiasına göre test soruları ile de kısmi de olsa düşünce ve yorumlama gücünü ve bilgiyi kullanmayı değerlendiren şekilde sorular tanzim edilebilir. Düşünce gücünü ve bilginin kullanışını değerlendirecek şekilde soru tanzim etmek ileri derecede uzmanlık ve derin bilgi ve eğitim yöntemlerini iyi bilmeyi gerektirmektedir. ÖSS de sorumlu yetkililer bu işin gerçek uzmanlarını istihdam ederek bu sorunun üstesin- den gelebilir mi? Bu konuda iyimser olmak zor görünse de temennimiz bu yönde.
Lise Eğitimini Kurtarmak
Orta öğretimde Milli Eğitim Bakanlığı ve liseler olmadığını çok kolaylıkla görebiliriz. ÖSS Liseleri ve dershaneler var. Mademki liselerde eğitim fiilen bitmiş görünüyor, kendi asli görevine dönemiyor, öğrenci özellikle son sınıfta düzmece raporlar alarak okuldan kaçmanın yollarını araştırdığına göre öğrenci nazarında lise eğitim ÖSS yolunda bir engel. ÖSS de soru gelmeyen dersler çoğunlukla boş geçiyor. Okullarda uygulama laboratuar hak getire. Siz okullarda laboratuar uygulamaları var mı dediğinizde size donanımlı laboratuarları gösterirler. Peki deney uygulama ne kadar dediğinizde cevap yok. Çünkü eğitim fakültelerin- de bile öğretmenler uygulama ve laboratuar çalışması yapmıyor. Bunun birçok örneğini göstere bilirim.
Fen liselerinin amacı nedir? Geleceğin bilim adamlarının yetiştirecek bu yerlerin çoğu kere laboratuarların yapılmadığını ve vakitlerini test çözmekle geçirdiğini yetkililerimiz bilmiyorlar mı acaba?
Burada mevcut sisteme alternatif birden fazla çözümler sunacağız.

A. Güney Kore Örneği
Lise eğitimini gerçek misyonuna nasıl döndüre ceğiz? Hep Batıdaki örneklere bakmak yerine bize benzeyen eğitim yapısından daha yakın zamanda kurtulan ve dönüşümü gerçekleştiren Güney Kore örneğine bakabiliriz.
Ne yapmıştı Güney Kore?
Daha 2002 yıllarında Kore ortaöğretim reformu nu üniversite bilim reformu ile birlikte ele almıştı. Seul'daki prestijli üniversitelerde okutmak isteyen öğrenciler, ÖSS benzeri sınavlara hazırlanarak yıllarca "sınav cehennemi" içinde kıvranıyordu. Aileler bir sektör haline gelen özel dersler ve kurslar için ayda 2000 dolara varan ücretler ödüyordu. Ezberciliği ve test çözme mekanik becerisini ön plana çıkaran ve defalarca değiştirilen bu eski sistem 1995'de başlayan bir eğitim reformunun parçası olarak temelden değiştirildi.
Yeni sistem 2002'de yürürlüğe girdi. Yeni sistem temel bilgi ve yetenek sınavları yanında asıl olarak öğrencilerin kişisel okul dosya kayıtları, makale yazma ve mülakatı ön plana çıkarıyordu.
Böylece lise eğitimi öğrencinin çok yönlü gelişimine anlamlı ve faydalı bir katkı yapmaya başladı. Yani liseler aslî görevine döndüler. Ayrıca, mezuniyet için gerekli asgari kredi sayısı da ABD'de olduğu gibi 120 olarak değiştirildi. Kredi sayısının azaltılmasını standardı ve kaliteyi düşürmek olarak görenler vardı. Modern eğitimde çok şeyi değil "öğrenmeyi öğrenmenin" daha önemli ve öncelikli hale geldiğini bilmiyordu bu çevreler. Sahasında temel bilgilerle mücehhez öğrenciye ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaşma özgüvenini kazandırmak gerekiyordu. Bunun diğer bir avantajı da mezuniyet için gerekli kredi sayısının mesela 180'dan 120'ye düşürülmesi, hiçbir ilave kaynak gerektirmeden öğrenciye kapasitesini %50 ye kadar artırmaya imkân veriyordu.
B. Başka bir Çözüm Yolu: Akreditasyon Sistemi
Üniversiteye girişte öğrenci bitime notunun kullanılmasına karşı çıkanlar şu gerekçeyi öne sürüyorlar:
Okullar arasında kalite farkı çok farklı. Bir okulun verdiği 80 puan diğer okulun 50'si bile etmez. O zaman ikisinin puanlarını aynı kategori- de değerlendirmek adaletsizlik olur.
Eğer akreditasyonu kullanırsanız bu problem ortadan kalktığı gibi okullara gerçek kalite gelir. Başarıda tek boyutlu sayısal değerlendirme yerine çok boyutlu değerlendirme ile gerçek gelişme ve kalite ortaya çıkar.
Bilgi yerine kaliteyi değerlendirmek için akreditasyon (doğrulatma) sistemleri kullanılmak tadır. Merkezi sınavlar yerine okullarda öğrenimi boyunca öğrencinin aldığı notları değerlendirmeye esas almak için akreditasyon sistemi önemli bir avantaj sağlamaktadır.
Akreditasyon “yetkili bir merci tarafından onaylanmak” olup buradaki kullanılışı itibariyle, bir okulun Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenecek eğitimöğretim ve yönetim kurallarının oluşturdu- ğu çerçeve içinde tanımlanabilecek bazı vazgeçil- mez özelliklere uygun olarak çalıştığının, bir “kural” tarafından doğrulanıp ilan edilmesi anlamındadır.
Liseleri eğitim kalitesine göre kredilendirmeye tabi tutar, yani bağımsız bir “öz değerlendirme sistemi” teşkil edersek öğrencinin ortaöğretim başarısını ve notlarını üniversiteye girişte esas haline getirebiliriz.
Kredilendirme sistemine göre kaliteli ve aktif eğitimi ile öğrencilerini gerçekten eğiten bir lisenin kredi puanı örneğin 100 üzerinden 95 olsun. Böyle kredisi yüksek bir liseden mezun olan öğrencinin kendi ders notlarına okulun kredi notu eklenecek sonuçta kredi yüksekliği nispetinde öğrenci istediği üniversite bölümüne girebilir. Kredisi düşük lise mezunu öğrenci ise bu şansı elde edemeyecektir. Kredilendirme sistemi sadece lise değil, ilköğretim kurumlarında uygulanarak öğrencileri meslek lisesi ya da liseye seçmede değerlendirme kriteri olarak kullanılabilir.
Bu kredilendirme, liseler kadar ilköğretim okulları arasındaki rekabetin artırılması için çıkış noktası olabilir. Sadece okul idaresi ve veliler değil, o bölgenin idari mekanizmalarını da harekete geçiren bir unsurdur akretitasyon sistemi. Sonuçta gerçek bir rekabet ortaya çıkacak ve kısa bir süre içinde yurt çapında öğretmenler kendilerini yetiştirmeye başlayacaktır. Mesleklerinde amatör- lükten kurtularak aktif modellerle eğitim vermeye başlayacaklardır.
Böylece hâlihazırda hiçbir kredilendirme ve öz değerlendirme sistemine dayandırılmadan kaliteli(!) olduğu varsayılan Anadolu lisesi, Fen Lisesi vs gibi birkaç çeşit lise saçmalığı son bulacaktır. Liseler tek tip olacak, ancak eğitim kalitesi ile kredisini artıran lise, öğrencisini üniversitede istediği bölüme girişte önemli avantajlar elde edecektir. Aynı durum ilköğretim okulları için de söz konusu olacak; liseye kaydol- kmada kredisi yüksek ilköğretim okulu öğrencileri avantajlı hâle gelecektir.
Oluşturacağımız bağımsız doğrulatma sistemi eğitimimize ne getirecektir?
Her şeyden önce ölçme ve değerlendirme sağlıklı zemine oturacaktır. Merkezi sınavların kafaya yığılan kuru malumatın değerlendirildiği tek boyutlu sayısal değerlendirme esas olmaktan çıkacak, öğrencileri eğitim boyunca aldıkları puan ve notlara göre değerlendirme imkânına kavuşmuş olacağız.
Çünkü oluşturacağımız doğrulama sistemi bilgiyi değil, beceriyi, düşünme gücünü, üretken- liği ve kişisel gelişimi öne çıkaracaktır. Bu çerçevede şu kriterler göz önüne alınacaktır:
1. Öğrenme merkezli aktif eğitimin gerekleri- nin yerine getirilmesi
2. Üretkenliğin desteklenmesi
3. Müfredat yapısının çağdaşlığı
4. Eğitsel gelişme ve yenileşme özellikleri
5. Öğretmen yeterliliği,
6. Eğitim-araştırma, teknik imkân, teçhizat durumu ve uygulama imkânları.
Sonuçta okullarda uygulanan eğitimin kalite farklılıkları asgariye inecek, okullar arasında olumlu bir rekabet başlayacaktır. Eğitimcilerin kendilerini yenileme ve geliştirme süreci içine girmeleri de böyle bir uygulama ile sağlanabilir.
C. Yeni Bir ÖSS Modeli
ÖSS puanlarının sadece sayısal ve sözel alanlardan gelmesi, diğer alanların ve derslerin gözardı edilmesine sebep olmaktadır. ÖSS sınav sistemi için yeni bir yapılanma şarttır. Bunun için ilk iş olarak, geniş katılımlı istişarelerle ve genel mutabakatlarla lise mezununun sahip olması gereken bilgi ve becerilerin belirlenmesi gerekir. Lise eğitimin misyonu ortaya konmalıdır.
Sınavlar bu misyonu ölçme ve değerlendirme- ye yönelik yapacaksak aşağıda sunduğumuz tarzda bir ÖSS modeli Türkiye gerçeklerine daha uygun olacaktır.
Tabi bu model, bilimsel etik anlayışın yerleşmediği ve ahlaki olgunluğun bulunmadığı ve güvensizlik üzerine kurulu mevcut yapıya uygun düşmektedir. Yeterli dürüstlüğe kavuştuğu- muzda (Kimseye dürüst değilsiniz demiyorum. Ama sistemin güvensizlik üzerine kurulu olduğunu ve eğitimde sorunun zihinsel olduğu kadar ahlaki boyutu olduğunu belirteyim.) böyle bir modele zaten ihtiyaç duyulmayacaktır.
Okul notları yerine merkezi sınavlara yönelme- de temel gerekçenin güvensizlik ve torpil kaygısı olduğunu bilmeyen var mı?
Örneğin ÖSS sınavlarında aşağıda sıraladığı- mız alanlardan sorular öğrenciyi mesleki alanlara ve hayat becerilerine bağlayacaktır:
1. Bilişim, bilgisayar, muhasebe gibi yaygın mesleki ilgi alanları
2. Yazma (kompozisyon) ve ifade becerileri
3. Genel sağlık bilgileri, genel kültür ve dünya olayları
4. Sanat, spor faaliyetleri ve iletişim becerileri
5. Yabancı dil.
Tabi bu sıralamanın keyfi ve deneme kabilinden bir fikir jimnastiğinden ibaret olduğunu belirteyim. Önemli olan sınavları mesleki bilgileri, beceri, yetenekleri ve muhakeme gücünü değerlendiren, entelektüel birikime önem veren yapıya kavuşturabilmektir.
Liselere bitirme sınavlarının getirilmesi ve sınavlarda açık uçlu soruların yer alması ve bilginin kendisine değil kullanımını ve bilgi üretmeye yönelik soru hazırlamanın önemini ve bu hususların anahtar noktaları teşkil ettiğini tekrar vurguluyoruz.
Bu yapı ÖSS sınavını tek boyutlu yapıdan çok boyutlu hale getirecektir. Elbette ÖSS sistemini dediğimiz şekilde yeniden yapılandırmanın olaya dört işlem mantığı ile bakan mevcut kadro ile yapılacağını zannetmiyorum. Bir takım anayasal geri zekalı kurumların iptal tehditlerine karşı da gerekli tedbirler alınmalıdır.
Mesleki Beceriler Puan Getirmeli
Sonuç olarak eğer hala ÖSS sisteminde ısrar ediyorsak lise mezunlarının aynı zamanda mesleki becerilere sahip kılabilmelerini sağlayacak önemli nokta mesleki kazanım ve tecrübeleri ÖSS sisteminde puan arttıran unsurlar haline getirilmesidir. Kazanımlar ve tecrübelerin belgelenmesi / sertifikalandırılması ve ÖSS puanına belir bir değerde eklenmesi sağlanabilirse bu durumda öğrenci avantajlı konuma yükselmek için becerilerini/tecrübelerini sürekli artırma ve geliştirme yoluna girecektir. Böylece üniversiteye kayıt yaptıramayan lise mezunu pazarlanabilir beceri(ler)i sayesinde işsiz ve mesleksiz kalmaktan kurtulabilecektir. Meslek lisesi mezunları ise böyle bir sistemde ek mesleki becerileri ile daha avantajlı konuma yükselecektir.
Dersanelerin Yeni Fonksiyonu
Böyle bir yapılanma durumunda, dershaneler okulların boşluklarını dolduran, onları destekle- yen ve tamamlayan, yani mesleki kurslarla beceriler kazandıran, yada okullardaki uygulama eksikliğinden dolayı laboratuar, atölye, kütüphane imkanları sağlayan faydalı kurumlar haline geleceklerini bekleyebiliriz. Bazı ülkelerde örneğin Japonya'da takviye kursları halinde çalıştıklarını belirtmekte yarar var.
Lise Fark Dersleri Verilerek Lise Mezunu Olma Yolu
Meslek lisesi fark derslerini vererek aynı zamanda lise mezunu haline gelme yolu kolaylaş-tırılmalıdır. Bu dünyanın birçok yerinde uygula- nan genel bir durumdur. Bunun için yollar kolaylaştırılır, yeni düzenlemeler yapılırsa bir meslek lisesi öğrencisi bir ya da iki yaz içinde ya da hafta sonu ya da akşam programları ile eğitim yılını uzatmadan halledilebilir. Önemli olan olayı tek boyutlu çözümlere mahkûm hissetmemek ve çok yönlü çözümlerin var olduğunun farkında olmak. Olumsuz görünen şeyler birer fırsat olabilir.
Üniversitelerde İlk Yıl Esnek Olmalı
ÖSS sınavının üniversiteye yerleştiren nihai kurum olmaktan çıkarılması ve esnek bir yapıya kavuşturulması bu çerçevede sistemde yapılması gereken değişikliklerdendir. Üniversitelerde ilk yıl öğrencinin kaydolduğu bölümü ve üniversite hayatını tanıma yılı olarak geçmektedir. İlk yıllarda öğrenci kolayca başka bölümlere geçebilmelidir.
Yapılan istatistiklerin ülkemizde büyük çoğunluğun mesleğini severek yapmadığını ortaya koymaktadır. Elbette mesleğini severek yapmayan insanların mutlu olması mümkün olmadığı gibi üretken ve verimli çalışması ve kendisini sürekli geliştirmesi de mümkün olmayacaktır.
niversiteler (fakülte ve bölümler) kendilerinin koyacağı ek standart ve ölçütler içinde [yada başka sınav(lar)] öğrencilerini kendileri seçebilmelidir. Bu durum öğrencinin aynı zamanda lise döneminde kendi yeteneklerine uygun bölümlere ve branşlara yönelmelerini (o alanda güçlenmesini) sağlayacaktır.
Bir diğer önemli konu ise Meslek Yüksek Okullarını bitirenlere dört yıllık üniversiteye geçiş imkanı yaygın olarak verilmelidir. Bu hakkın verilmesi bile Meslek Yüksek Okullarının cazibesini önemli ölçüde artırmaya vesile olabilir. Öğrenci prestij vesilesi yaparak dört yıllık fakülte bölümlerini tercih etmektedir. Hâlbuki ülkemizde çoğu dört yıllık okul mezunları iş bulma sorunu yaşamaktadır. Dört yıllık bir fakülteyi bitiren öğrenci aynı zamanda yüksek okul diplomasına (mesleği) sahip olduğundan daha kolay iş bulma şansını yakalamaktadır.
Toplumsal Bakış Değiştirilmeli: Meslek Kazanma Ön Plana çıkmalı
Filancanın çocuğunun kafası çalışmıyormuş meslek lisesine göndermiş" ya da "benim çocuğumun neyi eksik" laflarını duymamak için meslek liselerine çocuklarını göndermeyen aileler var. Ne yazık ki aileler çevresinden etkilenerek çocuklarını yönlendiriyorlar.
Bu anlayışları yıkmak elbette kolay değil.
Mesleki eğitimin ve meslek sahibi olmanın öneminin anlaşılması için ne yapmalı?
Toplumdaki tüketici toplum anlayışından, memur olma zihniyetinden kurtularak üretici anlayışın yerleşmesi lazım. Fiziki çaba gerektiren işler yapmayı, hizmet etmeyi bir aşağılanma olarak kabul eden değer yargılarımız var maalesef. Bir beceri sahibi olarak ayakları üzerinde durmayı değil, diploma sahibi olarak işsiz kalmayı tercih edebiliyoruz.
Üniversite önünde yığılmanın önlenmesi için her kesimde ve her eğitim kurumunda hedef olarak üniversite gösterilmesi yanlış telakkisinin kaldırılması gerekiyor bir kere. Sonra tabi ki bu arada mesleklerin gerekli saygınlığa ulaştırılması önem arz ediyor.
Bunun için ülke olarak mesleklerin itibarlı konuma kavuşması için basının ve kurumların benimsemesi önemli. Bu anlayış ülke önceliği ve devlet politikası haline getirilmeli. Ta ilkokuldan itibaren doktor, mühendis, öğretmen olma havasına sokuluyor öğrenci. Hâlbuki iyi bir usta ve sanatkâr olma, kendi işini kurma ve üretmeye yönelik meslekler ve bir meslekte uzmanlaşma gibi hedefler gösterilmiyor. Sınav odaklı mevcut eğitim yapısı, herkesi kendine yardıma mecbur addeden, başkalarına muhtaç insan yetiştirmenin yolu haline gelmiş bulunuyor. Bu yapı, üretim duygusunu ve kendine güveni geliştirmediğinden gençlerin dünyasına hazıra konma ve memur zihniyeti hâkim oluyor.
Tabi önemli olan tüketimci toplum anlayışından üretici toplum anlayışına geçebilmektir. Eğitimde açılımın odağında öğretmen ve eğitici bulunmaktadır. Keşfe dayalı, proje destekli ve yaparak-yaşayarak eğitim yapabilen öğretmenler yetiştirdiğimizde, eğitim doğru mihverinde ilerlemeye başlayacaktır. Üretken bir toplum anlayışına geçtiğimizde Meslek Okulları revaç bulmaya başlayacaktır.
İlköğretimde Mesleki Eğitime Yönlendirme
Önemli olan meslek okulu ve liselere öğrencileri yönlendirirken nasıl bir kriter uygulayacağımızdır. Eğitim ve insan çok boyutlu ve birbirine bağlıdır. Asıl yönlendirme ve öğrencileri değerlendirme ilköğretimde başlayacağına göre öğrencileri ilköğretimden sonra ilgi duydukları meslekî alana yönlendirmek için çok yönlü değerlendirme kriterleri kullanmalıyız. Bu kriterler şöyle sıralanabilir:
1. Öğrencinin merak konuları,
2. Başarılı olduğu dersler (diğer derslerle kıyaslamalı olarak),
3. Öğretmenlerinin gözlem ve intibaları,
4. Bilgiye değil, muhakemeye dayalı soruların ağırlıklı olacağı merkezi bir yetenek sınavından alacağı not,
5. Anadile hakimiyeti ve düşünce gücünü ortaya koyan bir Türkçe sınavı
6. Matematik sınav,
7. Öğrencinin ilerideki planlarını anlataca- ğı yazılı kompozisyonlar..
Öğrencinin yeteneklerini ve beceri profilini ortaya çıkaracak ve değerlendirecek sınav sistem- leri ile okul aile -öğrenci üçgeninde bu yönlendir- me işlemi kolayca gerçekleştirilebilir.
Sonuç olarak, üniversiteye yönlendirilmeyen öğrencilerin tamamının bir meslek öğrenmesi zorunlu hale getirilmelidir. Bu, eğitim probleminin halledilmesinde ana çıkış noktası görünüyor. Böyle bir sistem kurulduğu takdirde ve meslek liseleri çağdaş ve uygulamalı hale getirilip mezunlarına iş garantisi sağlandığında pek çok ana baba çocukları için meslek öğrenimini tercih etmeye başlayacaktır. Diğer taraftan meslek lisesi ve liseler arasında esnek geçiş imkânları sağlanırsa meslek lisesinde yüksek başarı gösteren öğrencinin liseye; lisede gevşeklik gösteren öğrencinin de bir meslek lisesine kaydırılması mümkün olur. Diğer bir nokta ise meslek lisesini bitiren öğrenci, lise fark derslerini tamamladığı ve gerekli başarıyı sağladığı takdirde üniversiteye aday haline gelebilme yolu da sürekli açık olmalıdır.
Problem Çözüm Anlayışı Değişmeli
Öğrenci çoğunluğunun daha lise çağında en az bir mesleği öğreneceği şartları hazırlamak lazım. İnsanları lise çağından sonra bir meslek sahibi yapmak zor. Sanayide çırak olarak da çalışamaz. Gururlarına yediremiyorlar. Meslek lisesini okuyan kişilerin üniversite düşüncesinden ziyade iş kollarında başarılı bir kariyer yapmaya odaklanması sağlayacak yapılanma ortamı oluşturmalıyız.
Şöyle diyenler olabilir:
“Hoca iyi yazmışsın da bizim yetkililerde sürece yönelik çözümleri bilmiyor. Yazdıklarını yapabilecek hayata geçirecek güç ve irade nerede? Eğer olsaydı şimdiye kadar bunlardan birisini bile uygulama geçerdi.”
Evet, böyle düşünceler haklı. Zaten zorluk burada ya.
Biz yazmaya devam edeceğiz. Yazdıkça problemleri anlayanların sayısı artacak ve çözüm için bir irade oluşacak. Belki de sonuçta siyasileri- miz kendi kafaları dinlemeyi bir kenara bırakacak gerçek çözüm ile uğraşanları göreve getirmeye başlayacak.
Problemi çözmek için onu etraflıca anlamak gerekiyor. Biz bunu yapıyoruz. Dönüşüm için kritik kütleye ulaşmak lazım.
Meslek Yüksek Okulu Mezunlarının Hakları
Ülkemizde beş yüzün üzerinde Meslek Yüksek Okulu bulunuyor ve şimdiye kadar bu okullarda eğitim alarak mezun olmuş milyonlarca insanımız var. Türkiye`de üniversite eğitimi almış çoğu meslek gruplarının kadroları, unvanları, yetkileri ve statüleri aşağı yukarı belirlidir. Meslek Yüksek Okulu mezunlarının diplomalarında üniversite mezunu yazmasına rağmen gerek iş hayatında, gerekse askerlik görevi sırasında lise mezunu statüsünde sayılıyor. Meslek Yüksek Okullarının iş hayatında ve askerlik görevi sırasında avantaj sağlamaması düşündürücüdür. Diğer ülkelerde meslek yüksek okulu mezunu olmak 4 yıllık fakültelere girmede büyük bir avantaj oluşturur- ken, ülkemizde bu hak bile esirgeniyor. Sadece çok sınırlı sayıda mezuna dikey geçiş imkânı veriliyor.
Çalışma Bakanlığına atfen çıkan bir haber iş dünyasının temsilcileri, meslek yüksek okullarının yönetiminde yer alacak ve eğitim müfredatının oluşmasında aktif rol oynayacak. Böylece öğrenciler patronların istediği donanımla okuldan mezun olacak. Haberde ayrıca şunlar yer alıyor:
“Meslek yüksekokullarının programını YÖK ile iş dünyası ortak tespit edecek. İşadamları örgütleri, meslek yüksekokullarının yönetimine ortak olacak. Örneğin meslek okulunun müdür yardımcısı, iş dünyasından seçilecek. İşadamlarının istediği dersler ve eğitim yöntemi okullarda okutulacak…”[1]
Meclis Gündemine Gelen Kanun Teklifleri
Meslek Yüksek Okul mezunlarının hak ve kazanımlarına iyileştirecek, bu okulları ilgi odağı haline getirebilecek bir başka teşebbüs daha yaşamıştık. Meclis gündemine şöyle bir kanun teklifi gelmişti:
"Tekniker, yüksek tekniker unvanını alanlar, Meslek Yüksek Okullarının iktisadi bölümlerinden meslek elemanı olarak mezun olanlar ve denk eğitim görmüş olanlar; diğer meslek gruplarının yetki ve sorumluluklarına sahip bulunacaklar. Kamu ve özel işyerinde ustabaşı, amir, formen, sorumlu şef statüsünde çalışabilmek için, üniversite ve meslek yüksek okulu diplomasını ibra etmek zorunlu olacak. İşverenlere, çalıştırdıkları meslek yüksek okulu mezunlarının yüzde 50`sini geçmemek üzere, sigorta prim muafiyeti tanınacak."
Taslakta ara kalifiye insan gücü yetiştiren bu okullarda okuyan öğrencilerin sigortalı hale gelmesi, Meslek Yüksek Okullarına farklı olarak ayrı bir sınav (Meslek Eğitim Sınavı) ile öğrenci kabulü öngörülüyor. Askerlik sürelerinin kısaltılması ile ilgili şu hükümler yer alıyordu:
"İki yıllık Meslek Yüksekokulu mezunu olanlar için er veya erbaş olarak 9 aydır. Bu sürenin barışta önce 1/6 ay bilahare 2/6 aya indirilmesine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyacı dikkate alınarak Bakanlar Kurulunca karar verilir." [2]
Bu kanun teklifi hayata geçirilebilseydi; Meslek Yüksek Okulu mezunlarının askerlik sürelerinin kısaltılacak olması bile tek başına bu okullara önemli bir itibar ve cazibe merkezi olması için yeterli olacaktı. Temennimiz benzer kanun tekliflerinin tekrar meclis gündemine getirilmesi ve hayata geçirilmesidir. Daha da önemlisi bu konuların öneminin anlaşılması ve eğitimde gerçek sorunların ne olduğunun anlaşılmasıdır. Asıl sorunda burada zaten. Problem doğru anlaşılırsa çözümün nerede olduğunu bulanabilir.
Mesleki Eğitimin Gereken İtibar Kavuşması
Mesleki eğitimin ayağa kaldırılması ve gereken itibara kavuşması için aslında yapılması gerekenler çok da karmaşık şeyler değil. İlk yapılması gerekenler şunlar:
1. Meslek sözlüğünün" hazırlanması ve mesleklerin sertifikalanması,
2. Mezunların statü ve haklarının kanunlarda açık ve belirli hale getirilmesi,
3. Mesleklerin gerçek ihtiyaçlara göre çeşitlenmesi.
4. Meslek ne kadar basit görünürse görünsün diploması ve eğitimi olmayanlara ilgili mesleklerde iş yapma yetkisi verilmemesi.
5. Mesleklerin yasal ve piyasa ile ilgili uyumunun sağlanması,
6. Okul, atölye ve öğretmenlerin hazırlan- ması.
Konuyu ciddiye alan ülkeler mesleki eğitimde bunları yapıyorlar. Örneğin dâhil olmaya çalıştı- ğımız AB ülkeleri böyle yapıyor. Almanya'da eğitimden sorumlu bakanlık, o sene için her mesleğe ait gerçek ihtiyacı iş ve işçi bulma kurumu ile ortaklaşa çalışarak güncelleniyor. Bizde meslek çeşidi 100 ü bulmazken Almanya"da 500'ü aşkın mesleğe kod verilmiş; ABD meslek çeşidi çok daha yüksek sayıda. 2000 kadar kodlanmış meslek türü var. Üstelik bu mesleklerin piyasa ve iş dünyası ile intibakı sağlanmış ve ayrıca yasal zemin oluşturulmuştur okulların, uygulama alanları ve öğretmenleri hazırlanmıştır.
Bu ülkelerde okulların öğrenci kontenjanları piyasanın gerçek ihtiyacına göre belirleniyor. AB ülkelerinde zorunlu eğitim döneminde öğrenci çalıştırmak yasak. Bir çocuk- öğrenci sanayide staj amacı ya da sınırlı saatler dışında çalıştırılma- maktadır. Meslek ne kadar basit görünürse görünsün elinde meslek diploması olmayan kişiler bir işe girme ya da işyeri açma gibi teşebbüslerde bulunamıyor.
AB sürecinde bulunduğumuz halde o ülkeler- deki eğitim standartlarının hala gündemde olmaması düşündürücü. Önceki Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorkink sık sık uyarıda bulunmuştu:
"Ya şimdi eğitim reformunu yaparsınız ya da AB`nin ucuz işgücü olursunuz."
İrlanda AB sürecinde önce eğitime yatırım dedi. Aldığı destekleri 3 yıl boyunca eğitime yatırım yaptı. Ve karşılığını da fazlası ile aldı.

Dünya Bankası Türkiye Raporu
Dünya Bankası ve OECD"nin ülkemizin eğitim durumu ile sundukları raporlar gerçekten dikkat çekici. Tüm anlattıklarımızı özetleyici nitelikte. İşte Dünya Bankası 2005 Türkiye raporunda yer alan çarpıcı çözüm önerileri:
1. Tüm orta öğretim öğrencilerine yüksek öğrenime ve vasıflı istihdama hazırlanmaları için fırsat sağlayın.
2. Meslek okullarındaki öğrencilere, hem genel orta öğretim diploması getirecek, hem de kendilerini vasıflı istihdama hazırlayacak temel becerileri öğrenme imkânı tanıyın.
3. Meslek liseleri için iş piyasası ile ilgili hedefler koyun.
4. Gençlere, üniversite de dâhil olmak üzere eğitim süreçlerinin herhangi bir noktasında çalıştıkları konuları seçme esnekliği tanıyın.
5. Orta öğretimi, tüm öğrenciler için yeni beceriler geliştirecek şekilde yapılandırın.
Uzmanlaşmaya daha yüksek sınıflarda geçmeye başlayın ve son aşamada da üniversite- de uzmanlaşmaya geçin.
6. Devlet, yaşam boyu öğrenmeyi öncelik haline getirsin.
7. Eğitim sisteminin yapısı ile ilgili uluslar- arası normlar yok.
8. Türkiye"nin “Ulusal Eğitim Sektörü Stratejisi”ne ihtiyacı var.
9. Türkiye kendi geleceğini, politika ve tartışmaların üstünde tutmalı, kapsamlı bir eğitim reformu stratejisi oluşturmalıdır.
10. Türkiye`nin geleceği, çalışanlarının eğitimsel niteliklerine bağlıdır. Kalite anahtardır.
11. Okul sistemi, çok az öğrenciyi iyi eğitiyor. Öğrencilerin çoğunu başarısız kılıyor.
12. Okulların kaynak, yetki ve özerkliği yok. Ayrıca okullar, sonuçlardan sorumlu tutulmuyor.
13. Okul kalitesi için gösterge ve standartlar belirlenmelidir.
14. Her okul için kalite hedefleri belirlen- meli ve okullar bu hedefe ulaşmaları için teşvik edilmelidir. Okul performans sonuçları kamuo- yuna bildirilmelidir.”
Son Söz
Kimsenin darılmasını istemeyiz, ama problem çözüm konumunda bulunanların problemi anla- dıklarını, anlasalar bile doğru çözüm önerileri üzerinde ısrarlı bir politika geliştirdiklerini sanmıyorum. Hatta çoğu kere problemlerin varlığından bile haberdar değiliz, ya da problemin bir yönünü görebiliyoruz. Bu konuları basında gündeme getiren yeterli aydınımız olduğunu söyleyemiyoruz.
Büyük problemler ancak ilgili tarafların örneğin iş ve meslek dünyamızın temsilcileri- yer aldığı büyük takımlar kurularak çözülebilir. Malum problemler onu meydana getiren nedenler kaldırılmadıkça çözüm yoluna girmiyor. Üstelik çözüm adına yanlış teşebbüsler problemi daha da karmaşık ve çözümsüz hale getiriyor.
Yine de ümidimizi kaybetmeyelim ve çözüm temennimizi ve çözüm yollarını göstermeye devam edelim. Artık ısmarlama ve taklit modeller yerine kendimize has çözümler üretebilecek ve işe derin düşünce ve ekip anlayışı ile başlayan, kimlikli ve kişilikli bir duruş sergileyen bir anlayışın oluşacağı; siyasetin yerine bilimin ve ortak aklın hakim olacağı günleri bekleyelim.
(*)Yalova Üniversitesi
[1]http://www.samanyoluhaber.com/h_317574_hukumet-myo-icin-dugmeye-basti.html
[2 ] http://www.tumgazeteler.com/?a=2500518


Bu Yazı 3335 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar