Kelimelerin Dili
05.11.2015        

KELİMELERİN DİLİ

 

 

Mustafa ÖZÇELİK

 

 

Dil ile anlatıyor, dil ile anlıyor, dil ile anlaşıyoruz. Dil’in de ana malzemesi kelimelerdir. Mesele burada gelip kelimeye dayanmaktadır ama kelimenin hecelerden oluştuğunu bir kavramın karşılığı olduğunu bilmek, bu malzemeden yararlanmak için yetmemektedir. Kelimelerin de malzeme olmanın ötesinde bir dilleri, bir gerçekleri vardır. Bu dil, çözülmedikçe, bu gerçek anlaşılmadıkça kelimelerden gereğince ve yeterince yararlanmak mümkün olmamaktadır.

Kelimeler, bir kültür ortamında doğarlar. Bu ortamda mana kazanırlar. Bu yüzden kelimeleri şu veya bu gerekçeyle vakitsiz ölümlere muhatap kılmak, hele dilden atmaya çalışmak, kelimenin doğduğu kültür ortamını dinamitle yok etmekle eş anlamlıdır. Dilden sun’i sebeplerle atılan her kelime, vatan topraklarından bir kısmından vazgeçmek gibidir. Giden sadece toprak olmaz burada. Tarihtir giden, hatıralardır, toprağı vatan yapan manadır. Bunun gibi kelime de giderken o kültür toprağından bir parçayı beraberinde götürür. Hafızamız daralır. Hatırasız kalırız. Hatırasız kalmak ise hayalsiz, ülküsüz kalmak kadar tehlikelidir.

Kelimelere düşmanlık, kendimize düşmanlıktır. Bizi dünden bugüne getiren, yarına da ulaştıracak olan duygulara, düşüncelere, ideallere düşmanlıktır. O kelimelerle yazıldı, söylendi onca masal, türkü şiir. Bir kelimeyi gerekmediği halde öldürmeye ya da dilden atmaya çalışmak, bu eserlerin birer binaya benzetecek olursak duvarlarından taşlar sökmek gibidir. Dilde bu şekilde meydana getirilecek olan her kelime kaybı, bizi hafızasız bırakacaktır. Hafızası olmayanın dünü olmadığı gibi bugünü ve yarını da olmayacaktır. Savaşta fatihi kaybetmek ne ise, kültürde Fuzili’yi kaybetmek de odur. Bu yüzden bugün, kültür hayatımız, edebiyat hayatımız ne Fuzuli’den ne Şeyh Galip’ten. Ortaya çıkan duygu ve düşünce kısırlığı da bu gafletin en acı sonuçlarından birisidir. Gaflet sürdükçe acı sonuçların yenileri de gelecektir.

Kelimeler, nasıl doğmuşlarsa öyle ölmelidirler. Dil müdahale kabul etmez. Doğumu ve ölümü gibi hayatı da normal geçmelidir kelimelerin. Zira dil, canlı bir varlıktır. Kelimeler, dili bir geniş aileye benzetecek olursak, bu ailenin fertleridir. Sayıca çokluğu, menşelerinin şu veya bu oluşu bir kültür hayatı için felaket değil saadet sebebidir. Öyle görülmelidir. Zengin bir duygu düşünce dünyası elbette ki çok sayıda kelimeye ihtiyaç hissettirecektir. Bunların bir kısmı da doğal olarak başka dillerden girecektir. Bu girişte zaten, adeta bir dil gümrüğü uygulandığından, yabancı bir kelime girdiği dilin ses ve mana özellikleriyle o dile uyum sağlamak zorunda kalacaktır. Kelimelerin bir kısmını da zaten biz kendi dilimizin imkânlarıyla elde ederiz. Dilimizde daha çok bizim kelimelerimiz olsun diyorsak, buna çaba harcamalıyız. Bu da dil’e gösterilecek özenle, verilecek önemle mümkündür. Ama bunun da ucu gelip düşünce’ye dayanmaktadır. Biz, hangi düşünce toprağında nefes alıp veriyorsak, ona göre kelimelerimiz olacaktır.

Ne eski, ne yeni.. Meseleye böylesine dar bir pencereden bakamayız. Ne eski, eski olduğu için korunur ya da reddedilir, ne yeni, yeni olduğu için benimsenir ya da yok sayılmak istenir. Eskide de yenide de aramamız gereken, işe yararlık, güzellik ve değerdir. Eski bu niteliklere sahipse korunur, yeni de öyle… Burada muhafazakârlık da, devrimcilik de içi boş kavramlardır. Tanpınar’ın şu sözünü hatırlayalım: “Devam ederek değişmek, değişerek devam etmek…” Bu söz, kelimeler içinde dikkate alınmalıdır.


Bu Yazı 1720 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar