Kendimi Hiç Yaşamadım
..        
Doğdum beni sevenleri memnun etmek için güldüm. Güldüm ki belki beni bana bırakır da giderler diye umdum. Gitmediler. Hep bir fazlasını istediler. Verdim. Verdikçe bir fazla daha, bir fazla daha…

Oyun zamanım geldi. Komşunun çocuğu, akrabanın çocuğu, sokaktaki çocuktan hep daha ileri olmalıydım; giyim, yürüyüş, oturuş, kalkış… Yetti mi? Yetmedi elbet. Annem babam mutlu olsun diye hep bir fazlası…

Okula başladım. Öğretmenimi, annemi babamı mutlu etmek için bir fazlasını verdim. Ödevlerimi zamanında yaptım, arkadaşlarımdan iyi olmak için çalıştım. Oyun oynarken hep ben verdim; bir fazlası.

Beni sevsinler, beni beğensinler, benimle gurur duysunlar diye hep bir fazlası… Hep başkalarının beklentilerine uygun yaşadım. Kendime güvenimi, sevgimi, saygımı, yeteneklerimi hep bir fazlası derken vermişim.

Çocuklarını büyüklerinin yanında kucağına alıp sevemeyen, eşine ismi ile hitap edemeyen büyüklerimiz vardı bizim. Eski adamlardı onlar. Babalarının yanında çocuk sevmenin ayıp olduğunu öğrenmişlerdi. Sevgilerini içlerinde büyüten kahramanlardı; “Seni seviyorum” diyemeyen. Mezar taşlarına bakarak ömrünce sana bunu söyleyemedim bile diyemeyen büyük adamlardı. Birinden sevgi beklemek mahcubiye- te hazır olmak demekti. Açılan kolların boş kalacağını bilerek koşmak… Eller boş, yürek sevgi dolu. Gözler yerde; anla beni demede.

Belki bu yüzdendi annemi, babamı, kardeşlerimi, eşimi, çocuklarımı, öğrencilerimi, akrabalarımı, idarecilerimi mutlu etmek için bir fazlası.
Benim bir gelecek sarayım var. Kendime güvenmek, kendimi keşfetmek için farkındalığımın olması gerek. Dünyanın, evrenin, çevremdekilerin benim farkıma varmaları gerek. Bugüne kadar hep başkalarının farkında olan ben! Başkaları için yaşayan ben! Başkala- rını anlamak için kafa yoran ben!

Aslında herkes beni sarayıma hazırladılar kendile- rince. Dünkü güneşle bugünkü çamaşırı kurutmaya çalıştıklarını hiç bilmeden. Tek tip formalar içine sığıştı- rılan bizlere, ömür boyu bebeklik ve çocukluk dönemlerine aitmişiz gibi davranılması; taze ekmek dururken bayat ekmek yedirmeye benzer. Kağnılar için açılan yolda Mercedes araba nasıl gider ki! Sınavlara boğulmuş, test arası tost yapılanlar nasıl ışıktan çiçek sunarlar?

“El adama ne der.”, “Bize yakışmaz.”, “Herkesin çocuğu yapabilir ama sen asla!”denilerek duygularımız bastırıldı, köreltildi, yok edildi ufak ufak. Kol kırıldı, yen içinde kaldı. Sessiz çığlıklarımızı martılar çaldı. Hep elin çalgısıyla kendi türkümüz söylendi. Biz böyle değildik, dendi. Eski adamlar arandı durdu. 'Yaşıyorken hayatı- mın, varlığımın kendilerine bir değeri olup olmadığını görmedim' dediğiniz vakit, ölümünüzle size ait farkındalıkları sayıp dökmeleri ne garip! Varken yok sayanlar, yokken varlığınızın doldurduğu boşlukları sıralamaları ne acı! Dilinize kilit vururlar. Yüreğinizde sıcak sıcak akan muhabbeti okyanusa götürmeye izin vermeyen diller.

Çocukluğunda, gençliğinde, evliliğinde, işinde başkalarının söylediklerine göre yaşamaya kendine rehber eden, eleştirilmekten çekinen, istediği halde istemediğini söyleyen, el âleme uygun hayat tarzı olan anneler, babalar, öğretmenler!

Halimiz Edison'un keşfettiği ampule benzer. Eskiden kilerlerimiz vardı. Ampulü kararmış, üzerine sinekler pislemiş. Ne hikmetse o ampul değiştirilmez veya temizlenmezdi. 100 watlık ampul zamanla 10 wat ışık vermeye başlardı. Kaynaktan 100 wat çıksa da ampul dış etkenlerden dolayı 10 watlık olurdu. Beynimize, ruhumuza, cesedimize bulaşan tozlardan, kötü alışkanlıklarımızdan, ağzımızdan çıkan kontrolsüz sözcüklerden arınmak ister misiniz? Öyleyse evde, sadece varlığını kontrol ettiğin eşini, çocuklarını mükemmel yaratıp sana emanet ettiği emanetçi gibi davran. İnsanın ruh ve cesetten oluştuğunu bil. Kalk aynaya bak. Muhteşem birisin. Allah seni seviyor. Sana eş, iş, sağlık, çocuklar vermiş. Sen başta kendine lazımsın. Sen harikasın, mükemmelsin. Çok özel ve farklısın. Önce kendine gereken değeri vermelisin. Hak ettiğin saygıyı ve sevgiyi önce sen sana vermelisin. Vermeyen istemseyemez. Sana senin, ailenin, ülkenin ve insanlığın ihtiyacı olduğuna bir bak. “ Ah bu hayat çekilmez”, deme. Senden öncekiler çekti, gitti. Allah seni de mükemmel yarattı. Ülkemizde insanlar 25 yaşına kadar ümitle yarına hazırlanırlar. Saraylarını inşa ederler. 30 yaşında psikolojik ölümle tanışırlar. Ümitsizlikle yaşarlar. 50 yaşında hayattan çekilir, 65 yaşında gerçekten ölürler.

“Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor. O yangını söndürmeye koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi?” Yangını kimin çıkardığını aramak yerine yangından kurtarılacak canlara ehemmiyet vermek gerekmez mi? Ev, eşyalar yandıktan sonra suçluyu bulmak neye yarar ki!

Çözüm aramak dururken problemlere odaklanmak ve acımak, acınmak: Mutsuzluk, huzursuzluk, güvensiz-lik. Gerçekle, bizim gerçek hakkında algıladıklarımız farklı olabilir. Gerçekle, beynimizde onun hakkındaki düşüncemiz ne kadar farklı olursa problemler de o denli büyük olur. Filtrelerimiz var; ön yargı, öfke, anlayışsızlık, iletişimsizlik, duygudaşlık eksikliği, aşağılanma, onur kırıklığı, endişe, korku, gıybet… Algılarımız ile gerçekler birbirleriyle örtüşmediği sürece mutluluk kapımızı çalmayacaktır.

Okul, bizi hayata hazırlar aslında. Kuralları belli, amaçları ve hedefleri standart tek tip mutluluğa ulaştıran bir hayata. Biz saraylarımıza hazırlanmak istiyoruz. İçinde hayallerimizin at koşturduğu, macera- larımızın serüvenlere dönüştüğü, kalbimizin götürdüğü genişlikte ummanlara denk bir saray. Mükemmel yaratılan varlığın sınırlarını sınırlamak ona iyilik yerine körelterek evcilleştirmektir.

Çok gülen, mutlu görünen insanların da sıkıntıları olduğunu bil. Mutluluk maskesi takarak gezen yüzlerce insan var aramızda. Çaresizlik, sorumluluğu başkasına yıkmak, stres, nemelazımcılık, öfke, sıkıntı, üzüntü…

Şimdi kenetlenme zamanı… Ormanda birbirine yaslanarak büyümüş üç ağaç vardı. Ortadaki ağacı beğenen, kaçak ağaç kesen el, baltasıyla kesmeye başladı ağacı. Ağaç gövdesinden ayrılmıştı. Ama bir türlü yıkılmıyordu. Adam beş altı adım geri çıktı. Bir kestiği ağacın gövdesine bir de ağacın üst tarafına baktı. Gövde kökten ayrılmıştı, boşta duruyordu. Lakin yandaki iki ağaç tutmaktaydı. Düşmesine engel oluyorlardı.

Ailemizi bu iki ağaç gibi sağlam tutan eş ve çocuklarımızdır. Ortadaki ağaç babadır. Kökünden ayrılsa bile yandaki ağaçları onu tutar. İster anne, ister baba, ister çocuk olarak ailemize sahip çıkmak, kenetlenmek zamanı geldi. Kendimizi güçlendirmeli, güncellemeliyiz. Biz güçlü olmazsak kenarlardaki iki ağaç güçlü durur mu? Onlar çürük olsaydı ortadaki ağaç ayakta durur muydu?

Akşam babalarını balkonda, kapı arkasında, bahçede, pencerede bekleyen baba okey masasında otururken okey taşı kadar okşamadığı çocuğuna nasıl sahip çıkar?
İşini bahane eden, sırf sizin çalışıyorum, dershane okul parası denkleştireyim kaygısından eve bir karış surat asık gelen baba elinde TV kumandasıyla uyuya kalan baba çocuklarına nasıl sahip çıkar?

Derneklere, günlere hayır edeyim derken kendi çocuklarını unutup başkalarının çocuklarına sahip çıkarak kendi çocuklarından daha iyi tanıdığını söyleyen anne ne kadar evini, ailesini sahiplenir?

TVdeki dizilere, programlara değer verdiği kadar eşine çocuklarına değer vermeyen eş ailesini nasıl sahiplendiğini söyleyebilir?
Evinize her gün misafir olarak gelmekten sıkılmadı- nız mı? Evsahibi olamayacak kadar meşgulseniz neden ev/lendiniz? Sizin asıl işiniz; eşiniz, çocuklarınız ve siz değil misiniz?
Siz taze, güncel ve yarınlara hazırlanamazsanız torunlarınız sizin kucağınıza gelip oturur mu sanıyor- sunuz? Kaliteli baba, kaliteli anne, kaliteli öğretmenler ancak kaliteli Erdem Toplumu yetiştirirler. Çocuklarınız, eşiniz kaliteyi hak etmiyorlar mı?

“ Çocuklarımızı kendi zamanınıza göre değil, onları gelecek zamana göre hazırlayıp yetiştiriniz.” buyuran Hz. Ali Efendimiz; ruhu ve cesedi olan bir varlıktan bahsetmektedir. Biz çocuklarımızı değil geleceğe bugüne bile yetiştirsek ne âlâ!

İncir çekirdeğini doldurmayan meselelerle; eşini, çocuğunu yanlış anlamaktan sakın! Onlara konuşma fırsatı ver. Sabırla, onları anlamaya çalışarak dikkatle dinle. Maddi imkânsızlıklar, eşlerin aileleri, çocukların anlayış farklılıkları seni üzmesin. Bilakis zenginleştiğini, her zorlukla berber kolaylığı yaşadığı hatırla. Dışarıdan aileye benzeyen kurumunu içeriden cehenneme çevirme. Dört duvar arasında problemleri çözecek kişi, lider, yönetici olarak sen varsın. Sen güçlü yaratıldın, çoban yaratıldın. Sürünü kurda, kuşa kaptırma! Sıkıntı, problem ve çatışmada çocukların ağır ağır ölecek biliyor musun? Önce sesini kısarsın sonra yanından kovarsın sonra da küsersin. Unutma o senden bir parçadır. Parça bütüne tabidir.

Arabanıza bindiniz. Trafik sıkıştı. İleride bir patlama oldu. Alevler mavi göğü kızıla boyadı. Ağır isli bir hava. Nefes almakta zorlanıyorsunuz. Bir anons duyuyorsu- nuz: 30 dakika içinde gaz maskesi olmayanlar ölecek. Lütfen 30 dakika içinde sakin olunuz, panik yapmayınız. Kaçacak bir yerimiz yok. Torpidodan beyaz kâğıdınızı çıkarın ve sevdiklerinize söylemek istediklerinizi yazın.30 dakika olmadan görevlimiz kâğıtlarınızı alacak ve adreslerine ulaştıracaktır.
25 dakika kaldı. Bir daha hiç göremeyeceğiniz eşinize neler söylemek isterdiniz?

Hayatım, senin kapıda beni karşılarken gülen gözlerini öpüyorum. Bir karış asık suratla, bir çete lideri gibi kapıda zili basan ben miyim? Elimde hiç çiçekle gelmemişim. Doğum gününü kutlamadığım gibi, evlilik dönümlerimizi unutarak bahaneler bulan da mı benim? Çocuklarımın annesine, temizlikçi, aşçı gündelikçi bir hanım gibi de davrananım? Hayır, bu ben değilim. Nasıl da üzmüşüm gonca gülümü! Hâlbuki evlenirken elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacağım, diye söz de vermiştim. Yemeğin tuzunu bahane ederek öfkemi yansıtarak tadımızı tuzumuzu kaçırmaya değmezmiş meğer. Pantolon ütülenmemişse kafa ütülemeye değer miydi oysa?

15 dakikanız kaldı. Pencerede seni bekleyen ama gelmeyeceğini bilmeyen çocuklarına da bir şeyler yazmayacak mısın?
Canım yavrularım benim. Doğduğunuzda işim dolayısıyla yanınızda olamayan babanızım. Başkalarının çocuklarından üstün olsun diye çalıştığımı zanneden babanızım. Sizi yaşarken öldüren babanız; bugün ve bir daha hiç gelemeyecek babanız. Evimize aldığımız her eşyanın kullanma talimatı ve onları kurup çalıştıran servisleri var. Aile kurumunun kurulmasını onaylayan belediyemiz var lakin aile ve onun bireylerini anlatan kuran servisleri, kullanma talimatları yok maalesef. Biraz babadan biraz aldığımız eğitimden biraz da yapamadıklarımızı sizde yapma gayretimizden aşırı koruyucu bir baba olarak yaşadım sizinle evde; bir misafir olarak. Her baba deyişinizi harçlık, her el öpüşünüzü bir rüşvet görmüşüm. Hâlbuki küçükken ne kadar çok sevmişim; her ağlayışınızda doktora koşturan ben büyüyünce para harcama makinesi olarak sizi gören ben. Dersine çalış, ödevini yap, sınavları iyi geçiyor mu? SBS de bizi mahcup etme. Üniversite tercihlerini beraber yapacağız, unutma! Bak … kadar da olamazsan sakın gözüme gözükme! Allahım neler yapmışım sizlere ben. Keşke geri dönme fırsatım olsa kollarımı açarak sizi beklemek yerine açılan kollarınıza doğru sürünerek varsam, o minicikken öptüğüm sakallı bıyıklı çocuğun da sen olduğunu bilerek. Küçükken sırtıma hoplayan kızımla yetişkin bir bayan olarak karşımda duranın da sen olduğunu bilerek. Sizden özür dileyerek, af dileyerek, ellerinizi öpsem. Her defasında bize bir fazlasını verdiğiniz için. Okulda karnelerinizi almaya gidemeyeceğim. Mezuniyet töreninizde olamayacağım. Evlilik saadetiniz göremeyeceğim. Torunlarımla dolaşa- mayacağım. Ne hayallerim vardı benim hiç gün yüzü görmemiş, hiç dillendirilmemiş. Yüreğimin bir köşesin- de size bakarak kurduğum, söylemekten çekindiğim ambalajlı hayallerdi bunlar, gün gelince postaya verilecekti. Kızmaya hayatın tadını bozmaya değmezmiş meğer.

5 dakikanız kaldı. 5 dakika sonra yoksunuz. Patlamaya hazırlanın. Son cümlelerinizi yazın. Birazdan görevlimiz kâğıtlarınızı alacak. Adresi tam ve doğru yazınız. Hakkınız helal ediniz mi yazardınız son cümleniz olarak?

Kendim… Kendimi hiç yaşamamışım meğer. Ne kadar kısaymış ömür. Daha neler yapacaktım oysa… Beni de ben ihmal etmişim. Ben kendimi ihya etseymişim hiç kimseyi ihmal etmezmişim meğer. Eşimden, çocuklarımdan ne kadar çok zaman çalmışım. Derneklerde, kahvehanelerde, işte onlara vakit ayırmam gerektiğini hiç bilememişim. Sanki onlar angarya imiş gibi davranmışım. Sanki ben olmazsam başkası benim yerime geçermiş gibi davranmışım. Çocuklarımın saçları yerine okey taşlarını okşamışım. Hiçbir vakit eşime, çocuklarıma gün içinde cep telefonlarından arayarak seni seviyorum dememişim.

Arabamın camına vuran bu kişi de kim acaba? Bayım, kâğıdınızı verir misiniz? 10 saniyeniz kaldı. 9, 8, 7, 6… Geri dönme imkânınız bitiyor. Lütfen kâğıdınız görevliye teslim ediniz. 5, 4, 3, 2, 1.
Şükür Allah'a. Patlamalar kontrol altına alındı. Kızıl olan gökyüzü, dumandan dev elektrik süpürgeleriyle temizleniyor. Geçmiş olsun. Kabul olmuş dualarınız varmış, Allah sizi ailenize bağışladı. Hepimize çok geçmiş olsun. Trafik birazdan açılacak. Hayırlı yolculuklar…

Şimdi sen dönüş yolundasın. Sen gidince evdekiler mutsuz, sahipsiz, gözleri sönük, yüzleri soluk. Unutulmuş değerlerimizi yaşatmak için, problemleri çözmek için, anneni, babanı, eşini, çocuklarını daha iyi anlamak için yolda gülen markete uğrayıp kendine hoşgörü, anlayış, uzlaşma, duygudaşlık, şefkat, tefekkür, sağduyu, muhabbet almak için durmuşsun. Aile bağını güçlendirmek, kenetlenmek için tatlı dilli güler yüzlü dönüş yolundasın. Kavga gürültü yerine mutluluk şarkıları rüzgârlara eşlik ediyor. Beklenen baharı muştularken seher yeli çocuklarımızın gözlerindeki parıltı artıyor, eşimizin kalbindeki sevgi buhar olup tüm aileye soluk oluyor. Kendini eğitemeyenin başkasının yüreğine sevgi yerine zehir bıraktığını anladın, yaşadın, yaşattın. Haydi, bir daha güneşi biz uyandıralım yıldızların yerine. Sesimiz insanlığın sesi olsun, nefesimiz insanlığın kurtuluş muştusu.
Bu Yazı 2394 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar