Keşke "Mahalle Baskısı" Olabilseydi!
..        

“Mahalle baskısı” günümüzün moda kavramlarından. Değerli bir ilim adamı ortaya bir fikir attı, sonra herkes ona kendi cephesinden izahlar, yorumlar getirmeye başladı. Herkes bir şeyler yazıyor, söylüyor. Modaya uyup, “mahalle baskısı” kavramı hakkında bizde birkaç kelam söylemek istedik.
Öncelikle bu “mahalle baskısı” olayı öyle korkulacak, ürkülecek, kendisinden kaçılıp uzak durulacak, hatta yok edilecek öcü gibi bir şey değil. Tam aksine demokratik sistemin sağlıklı işleyebilmesi için mutlaka olması gereken, kendisine saygı gösterilip, korunması ve varlığı muhafaza edilmesi gereken bir şeydir.
Zira, demokratik bir siyasal sistemin katılımcıları, aktörleri ve sistemin varlık nedenleri baskı gruplarıdır. Sistemin girdileri; seçmen talepleri, oy ve ödenen vergilerdir. Sistemin çıktıları ise seçmen taleplerine göre üretilmiş kamu hizmetleridir. Demokratik sistemde kamu gücünü elinde bulunduranlar, seçmen tercihlerine göre hizmet üretirler. Kendi ürettikleri hizmeti veya ideolojiyi seçmenlere dayatmazlar. Baskı grupları benzer talep ve tercihlere sahip seçmenlerin oluşturduğu seçmen kümeleridir ki, bu demokratik bir sistemin olmazsa olmazlarındandır.
Mahalle dediğimiz şey, insanların yaşadığı alandır. Demokratik anlamda ise mahalle, “halk” demektir. Yani mahalleden anlamamız gereken şey sosyal çevredir. Mahalle baskısı da, sosyal çevrenin yani halkın, sahip olduğu ortak değer yargılarını, ortak talep ve tercihlerini gerek kendi bünyesi içinde yer alan fertlere, gerekse siyasal sisteme yani kendisini yönetenlere kabul ettirme eğilimidir. Bu ise toplumsal hayatın sürekliliğinin temel şartlarından birisidir. Toplumu meydana getiren fertler ortak değerler etrafında birleşemezse, toplumdan söz edemeyiz, anarşi ve düzensizlik hakim olur.
İnsanları bir araya getiren ve birlikte yaşamayı sağlayan şey, genel kabul görmüş ahlak kuralları ile ortak değer yargılarından meydana gelen inanç ve kültürdür. Her toplum, sosyal hayatın sağlıklı ve ahenkli bir şekilde devam edebilmesi için kendi inanç ve kültürünü topluma yeni katılan bireylere yani yeni nesillere öğretmek ve benimsetmek ister. Bu sürece “sosyalleşme” süreci diyoruz. Yani topluma yeni katılan bireyin toplumun ortak değerleriyle, inanç ve kültürüyle donatılması, toplumun uyumlu bir ferdi haline getirilmesi; toplumun üzüldüğüne üzülen, sevindiğine sevinen bir kişiliğe bürünmesi… Sosyalleşme sürecinin sağlıklı işlemesi, her toplumun en önemli işi ve varlığını sürdürebilmesinin gereğidir. Aksi halde toplum dağılır, sosyal hayat mahvolur.
Mahallenin yani sosyal çevrenin yani halkın siyasal sisteme (yönetime) karşı baskısı ise “siyasal katılım” dır. Siyasal katılım ise demokratik sistemin olmazsa olmazıdır. Çünkü demokratik sistemi besleyen şey seçmenlerin/baskı gruplarının talep ve tercihleridir. Mahalle baskısı da halkın/seçmenlerin tercihleri ve siyasal sistemden talepleridir. Gerek halkın mutluluk ve huzuru, gerekse siyasal sistemin selameti bakımından halkın talep ve tercihleri doğrultusunda icraatlar yapılarak, kamu hizmeti üretmek son derece önemlidir. Aksi halde demokrasiden söz edemeyiz, kendi ideolojisini, inanç ve tercihlerini halka dayatan müstebit, faşist devlet yönetimleri ile mutsuz ve huzursuz halk kitleleri varolur. Bu ise siyasal sistem ile halkın karşılıklı uyumsuzluk ve memnuniyetsizlik içerisinde olması sonucunu doğurur. İşte “devletmillet kavgası” dediğimiz durum budur.
Tüm bu izahlardan anlaşılacağı gibi, mahalle baskısı, halkın ortak duruş gösterebilme, ortak tavır sergileyebilme, ortak tercih ve talepte bulunabilme yeteneğidir k; sağlıklı bir devlet ve millet hayatından söz edebilmek için hayati öneme sahiptir.
Mahalle baskısının kırılması demek, halkın susturulması, pasifize edilmesi, inanç ve kültürüne değer verilmemesi, tercih ve taleplerinin dikkate alınmaması, baskı gruplarının ve siyasal katılımın yok edilmesi demektir. Bu da demokratik yönetim yerine zorba, müstebit yönetim sisteminin mevcut olması anlamına gelir. Onun için, mahalle baskısı mutlaka var olmalı ve mutlaka korunup yaşatılmalıdır.
Son günlerde bazı çevreler, mahalle baskısından yakınıyor, mahalle baskısının devlet yönetimini ve kendi hayatlarını etkileyeceğinden endişe ederek adeta mahalleye karşı hasmane tavır alıyorlar.
Bizde diyoruz ki: Türkiye'de mahalle baskısı yok. Keşke ülkemizde mahalle baskısı olabilseydi. Aynı gelişmiş hürriyetçi demokrasilerde olduğu gibi, keşke bizde de halk kendi haklarının ve kendi gücünün farkında olabilseydi. Keşke mahallemiz kendini güdülmeye layık sürü, kafası çalışmayan, göbeğini kaşıyan bidon kafalılar topluluğu olarak gören, ideolojilerini ve kendi yaşam tarzlarını zorla halka dayatıp benimsetmeye ve yaşatmaya çalışan güç odaklarının ve sahte halkçıların niyetini ve zihniyetini fark edebilecek feraset ve basirete sahip olabilse ve bu müstebit anlayışa karşı dik duruş sergileyebilse!.
Bizde mahalle baskısı falan yok. Varsa da yok denecek kadar az. Tam tersine mahalle üzerine çok dehşetli bir baskı söz konusudur.
Mahallenin inançları, talep ve tercihleri itibar görmüyor. Birileri halkın sesine birazcık kulak verse ve istekleri yerine getirmeye kalkışsa hemen tribünlere (yani mahallenin taleplerine) oynamakla suçlanıyor ve maçtan atılmaya çalışılıyor.
Halkı karınızararını ayırt edemeyen cahil sürü olarak algılayan zihniyete sahip çağdaş müstebitler, halkı dar kalıplara sokarak, kendi inanç ve ideolojilerini halka zorla benimsetmeye ve yaşatmaya çalışıyorlar. Sokulmaya zorlandığı dar kalıpların içine girmemek için biraz direnenler ise bir şekilde cezalandırılıyor, örseleniyor ve mağdur ediliyor.
Yaklaşık 100 yıldır hürriyet, meşrutiyet ve cumhuriyet maskesi altında halk istibdat altında ezildi. Maruz kalınan baskı ve zulüm karşılığında, “nemelazımcılık” hastalığı nüksetti. Yılanlar tarafından ısırılıp zehirlenmekten korkan insanlar “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” denilen bir noktaya getirildi. “Duymayacaksın görmeyeceksin bilmeyeceksin söylemeyeceksin” prensipleri ferdi ve toplumsal hayatta cari kılındı. “Aman uzak dur, bela sana da bulaşmasın” duyarsızlığı topluma aşılandı. Yüce değerler ve büyük hedeflerden uzaklaştırılıp, insanların himmeti nefislerine, midelerine ve yataklarına indirgendi. Hamiyet duyguları örselendi, törpülendi.
Mahalleli, kendi mahallesinde kendi inanç ve kültürünü yaşayamıyor. Çokbilmiş seçkin aristokrat efendiler izin vermiyor. Korku duygusu kamçılanmış. Halk ürkütülmüş ve sindirilmiş. Kesinlikle baskı yapacak hali kalmadığı gibi, her türlü baskıya açık hale getirilmiş. “Yeter ulan! Sende kimsin” diyebilme cesaret ve ferasetinden mahrum.
Müslüman halkın mahallesinde salyangoz satılıyor. Mahallelinin ahlaki değerleri yozlaştırılmak ve yok edilmek için her türlü tahripkar faaliyet icra ediliyor. Mahalleli kendini güvende hissetmiyor. Sokağa çıkmaktan korkuyor, çocuğunu okula gönderemiyor. Hırsızlık, uğursuzluk, yan kesicilik, dolandırıcılık, kapkaççılık, uyuşturucu, fuhuş vs. her türlü suç örgütleri, çeteler ortalıkta cirit atıyor. Mahalleli bırakın sokağı, kendisini evinin içinde bile kendini güvende hissetmiyor. Üstüne üstlük birde devletin hürriyetleri kısıtlayan baskıcı mevzuatı! Örtmeyeceksin, yapmayacaksın, gitmeyeceksin.. okumayacaksın, öğrenmeyeceksin, düşünmeyeceksin, konuşmayacaksın vs.
Yani kısacası bırakın mahalle baskısından söz edebilmeyi, mahalleli legal veya illegal her kesimin, her türden baskıları altında inim inim inliyor. Başını kaldırıp, çevresine bakacak, haklarını bilip yetkilerini kullanabilecek halde değil! İçiniz rahat olsun! Rahat uyuyun kuştüyü yataklarınızda ve sırça saraylarınızda! Mahalle baskısı falan yok. Keşke mahalle baskısı olabilseydi!
Bırakın baskı yapmayı, eğer mahalleli birazcık uyanık, basiret ve feraset sahibi olsaydı;
- Kendi oyları ile seçtiği meşru iktidarlar, silah soru ile darbelerle alaşağı edilip milli irade ayaklar altına alınabilir miydi?
- Milyarlarca dolar hortumlanıp, hortumcular keyif çatarken; zararı milletin sırtına yüklenip faturası halka ödetilebilir miydi?
Beceriksiz ve basiretsiz görevli ve yetkililerin elinde milli kaynakların çarçur edilmesine, heba ve heder edilmesine göz yumulur muydu?
- Müslüman mahallesinde salyangoz satılıp, halkın inanç ve kültürü aşağılanıp, kısıtlanabir miydi? Dinsizlik komiteleri, koministler, masonlar yularsız aslan gibi her türlü faaliyetlerini serbestçe icra ederken dindarlara bunca engelleme ve kısıtlamalar olabilir miydi?
- Halkı “göbeğini kaşıyan, kafası çalışmayan bidon kafalılar” ilan eden medya organları hala tiraj listesinin üst sıralarında yer alabilir miydi?
- Beşikten mezara kadar ilim tahsil etmeyi ve ömür boyunca sürekli öğrenmeyi, çok okumayı, araştırmayı, tefekkür etmeyi, çok çalışmayı ve üretmeyi emreden bir dinin mensupları olarak Müslümanlar, bugün hala cahil, geri kalmış, fakir ve muhtaç halde olur muydu?
“Allah'a hakiki kul olan, başkalara tezellüle/zillete tenezzül etmez, kul olmaz” hakikatlari mucibince; mahallenin içler acısı hali iman zafiyetinden kaynaklanmıyor mu?

Mahalle üzerinde baskı kuranlar, neyin ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Mahalleyi de, kendilerini de bizim ne söyleyeceğimizi de çok iyi biliyorlar. Onun için biz onlarla değil, asıl baskıya maruz kalan mahalleli ile konuşmak istiyoruz
Ey yıllardır her türlü baskıya maruz kalan mahalle halkı!
- Sen de insansın. Aynı sana efendilik taslayıp seni hakir gören ve horlayanlar gibi… Artık insan olduğunu fark et. Sırf insan olmaktan kaynaklanan ve doğuştan sahip olduğun yani sana verilmeyen, insan olduğun için sahip olduğun “insan hakların” olduğunu bil ve haklarına sahip çık!
- Sen de bu devletin eşit haklara sahip bir vatandaşısın. Seni “göbeğini kaşıyan bidon kafalı” olarak niteleyen seçkinci bey ile kanun karşısında eşitsin ve eşit/aynı vatandaşlık haklarına sahipsin. Sahip olduğun vatandaşlık haklarını bil, haklarına sahip çık ve haklarını kullan!
- Hukuk dışı dayatmalara, anti demokratik uygulamalara, psikolojik baskılara itibar etme, seni korkutup, sindirip, pasifize etmek isteyenlere fırsat verme!
- Psikolojik savaş taktiklerine veya toplum mühendisliği projelerine piyon ve yem olma. Basiret ve feraset sahibi ol, güdülen değil, egemenliği kullanan ol!
- Nemelazımcılık illetinden kurtul, çevrene ve hadiselere karşı duyarlı ol. Himmetini nefsine değil milletine feda et!
- Kıymetli ömrünü, mide(mutfak)yatak odası(cinsellik)tuvalet üçgeninde heder etme. Yüce değerler uğrunda büyük ideallere ve yüksek hereflere odaklan!
- Yılanın dönüp dolaşıp günün birinde mutlaka seni de ısıracağını unutma ve kötülüklerle mücadeleye uzak durma!

Uzun sözün kısası: Ne zaman mahalle baskısı vücuda gelirse; huzur, güven, mutluluk ve sosyal hayattaki ahenkte tesis olur. Keşke bir an önce mahalle baskısı olabilse…!


Bu Yazı 3161 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar