KİLİMİN DİLİ
..        

Tabiat şartlarına bağlı olarak ortaya çıkan el sanatlarımız, insan oğlunun yaratılışından bu yana örtünmek ve korunmak amacı ile ortaya çıkmıştır.

Daha sonra gelişerek çevre şartlarına göre değişimler gösteren el sanatları, toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıtır hale gelerek günümüze kadar gelmiştir.

El sanatları Anadolu'nun binlerce yıllık tarihinden gelen çeşitli uygarlıkların kültür mirasıyla, kendi öz değerlerini birleştirerek zengin bir mozaik oluşturmuştur. Geleneksel el sanatlarımızın mihenk taşlarından biri de elbette kilimlerimizdir.

Kilim nedir ki ? Çoğumuza göre ayağımızın altına serdiğimiz bir ev eşyası biraz daha duyarlı kent entellektüeli birilerimize göre ise otantik, birde etnografik özellikler taşıyan ve sahip olmaktan zaman zaman gururlandığımız değerlerdir.

Oysa kilimlerimiz kadının beynini, kalbini ve ellerini kullanarak yaptığı şekillerin bazen soyut bazen somut bütünlük kazandığı bir mükemmelliktir. Kilimlerin ne demek istediklerini ancak gönül gözüyle bakınca anlayabiliriz. Onlar yedi dağın çiçeğinden derlenmiş gibi seyrine doyulamayacak kadar güzel, öylesine ustalık ve zevkle seçilip kaynaştırılmış ki adeta bunların insan elinden çıkmış değil de kırlardan, bayırlardan toplanıp üzerlerine atılmış yığın yığın demetler olduğu sanılmaktadır.

O yeşiller, sarılar, pembeler, kırmızılar, maviler ne ot ne kök ne de çiçektir, onlar insan elinin bereketleri, o eller, o kadın zevkinin kadın zarafetinin ve yaratıcılığının kumanda ettiği eller onlar buna benzer neler yapmamış, hele birde ellerin ve kalbin bütünleşmesi ile motiflere yansıyan o duygular;

Gün olur güneş gizlenir, dağların ardına gökyüzü çehresini eğer, bulutlar dolanır başının üstüne, gel gör ki Türk kadını aldırır mı bunlara, güneşi açtırır kiliminde, çiçekleri renklendirir, gökyüzünü güldürür, bulutları gök mavisine döndürür, sevgisini, derdini, güzelliklerini, ilmik ilmik işler kilimlere ve kilimler dillenir o yaratıcı ellerle gönül yolculuğuna çıkılır.

Ben “Seleser”im, motiflerimde eşini askere gönderen Türkmen gelininin özlemini, hasretini ve endişesini işlerim. Eşinin ermeni isyanında şehit olduğunu duyan Türkmen gelini kilimi evinin önünden geçen dereye atar ve sel alıp gider. Kilimi bulanlar ise Türkmen gelininin olayını ve acısını bildikleri için kilime “Seleser” adını vermişlerdir.

Ben “Avşar güzeli”yim, benim motiflerimde genç kızların evlenme isteği işlenir.

Ben “Eli belinde”yim, analığı ve doğurganlığı simgelerim, kadının bütün kötülüklerden korunması yaşamın iyilik ve kötülüklerden oluştuğunu, kadının iyilik tarafında bulunduğunu anlatırım.

Ben “Pıtırak”lıyım, genç kızlarımızın evlilik hayallerini dile getiririm. Evlilikle birlikte değişen ev yaşamında sevgiyi, huzuru ve çoğalma isteğini anlatırım. Yaşamın bolluk ve bereket içerisinde geçmesini de dile getiririm.

Bu gönül yolculuğuna “Çitimeli”, “Ejderli”, “Gülser Hayat Ağacı”, “Gülsan”, “Karabağ”, “Koçboynuzu”, “Saçbağı”, “Sine”, “Sehvani” ile devam edilir günün batışı ile ertesi gün ertesi gün tekrar buluşmak üzere bu birlikteliğe son verilir.


Bu Yazı 2695 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar