Kıbrıs’ta Neler Oluyor?
..        

KIBRIS'TA NELER OLUYOR?

Ahmet Faruk Nizamoğlu

 

 

Kuzey Kıbrıs'ta 28 Ocak 2011 günü bazı sendikaların düzenlemiş olduğu “Ulusal varoluş mitingi”nde Türkiye aleyhinde sloganlar atılması ve küfür içeren pankartlar açılması, Kıbrıs halkı arasındaki Türkiye aleyhtarlığını gün yüzüne çıkardı ve bu menfi tavır büyük tepki doğurdu.

Türkiye'den alınan mali yardımların tamamına yakınını personel maaşlarına harcayan KKTC, sosyo- ekonomik kalkınmasını ve temel altyapı yatırımlarını gerçekleştiremedi. KKTC ekonomisi iflasın eşiğine geldi. Türkiye, iki ülke arasında yapılan protokoller gereği KKTC'den yapılan protokollere ve anlaşma- lara uyulmasını, gerekli reformların hayata geçirilme- sini, mali disiplin uygulanmasını ve tasarrufa riayet edilmesini istedi. KKTC Hükümetinin uygulamaya koyduğu mali ve ekonomik tedbirler, az çalışıp çok ücret almaya alışan Kıbrıslı kamu çalışanlarını rahatsız etti. Yapılan protesto eylemleri ile Türkiye'ye karşı duyulan hoşnutsuzluklar açıktan ve yüksek tonda seslendirilmeye başlandı. Kuzey Kıbrıs'ta estirilmeye çalışılan Türkiye aleyhtarı rüzgar, kamuoyunda şaşkınlık yarattı ve “nankör evlat” tepkisini ortaya çıkardı.

Kıbrıs meselesi, Türk Milleti'nin milli davasıdır. Kıbrıs, bu milletin namusu ve vazgeçilmezlerinden- dir. Türkiye açısından Kıbrıs meselesi, Kıbrıs'ta yaşayanların insafına bırakılamayacak kadar önemli bir konudur.

Osmanlı Devleti, son yıllarında içine düştüğü çaresizlikle Kıbrıs ve on iki adaları İtalya'nın tasarru- funda bırakmak zorunda kalmıştı. İstiklal Harbinde kazanılan büyük zafere rağmen, Lozan Anlaşmasın- daki basiretsizlik nedeniyle de İngilizlerin himayesi- ne terk edilmişti. İngiliz menfaati, Kıbrıs'ın Müslü- man Türk Milleti'nden kopartılıp, Hıristiyan Rumla- rın eline bırakılmasını gerektiriyordu. Bu nedenle, İngiltere, Amerika, Yunanistan ve Rusya destekli Kıbrıs Rumları, Kıbrıs'taki Müslüman halka karşı büyük bir zulüm ve asimilasyon hareketi başlattı. Müslüman Kıbrıs halkı üzerindeki baskı ve zulümler zaman zaman dayanılmaz boyutlara ulaştı. Kıbrıs halkının maruz kaldığı bu baskı ve zulümler, Türk milletinin yüreğini yaktı. Onlar orada çile çektikçe, biz de burada acı çektik, galeyana geldik.

Türkiye'de milletin duyarlılığı ve yoğun kamuo- yu baskısı Devleti de harekete geçirdi. 1967 yılında Türkiye ile Yunanistan savaşın eşiğine geldi. Savaş tehlikesi Rumları biraz dizginlemiş ve gerginliği azaltmışsa da, bir süre sonra Rum zulmü artarak devam etti. Baskı ve zulmün şiddetlenmesi ve bir soykırıma dönüşmesi nedeniyle; Türkiye Müslüman Kıbrıs halkının can ve mal güvenliğini korumak amacıyla, garantör devlet sıfatıyla 1974 de Kıbrıs Barış Harekâtı'nı düzenledi. Rum zulmünün yeniden hortlatılmaması, Müslüman halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması için de Kıbrıs'ta askeri güç konuşlandırıldı.
Türkiye'nin maddi ve manevi himayesi altında huzur ve güven içerisinde yaşamaya başlayan Kıbrıs halkı, 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurdu. Türkiye, KKTC'yi hemen tanıdı ve her konuda tam destek sağladı. Hem güvenliğini sağlamayı üstlendi hem de Kıbrıs'taki tüm devlet ve halk yaşamının finansmanını üstlendi. Adeta bir baba gibi tüm Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin geçimini üstlendi.

Türkiye, Kıbrıs'ın maddi ve manevi yükünü her zaman taşımış ve bundan asla yakınmamıştır. Ne yazık ki, bugün Kuzey Kıbrıs halkı, Türkiye'nin taşıdığı ağır yükün ve yaptığı büyük fedakarlığın yeterince farkında ve bilincinde değildir. Maalesef, “Türkiye aleyhtarı söylemler” her geçen gün artarak devam ediyor. Özellikle genç nüfus arasında Türkiye aleyhtarlığı hızla yayılıyor. Yazmaya elimiz, söylemeye dilimiz varmasa da; Kuzey Kıbrıs halkı arasında Türkiye Cumhuriyeti'ni işgalci ve oradaki askerlerimizi de işgal kuvveti gibi görenlerin; “Türk askeri, adayı terk etsin, Türkiye elini üzerimizden çeksin! Yardımlarınızı da, paranızı da alın gidin!” diyenlerin sayısı hızla artıyor.

Rum zulmü altında inlerken, “Bayrak” etrafında kenetlenip, “Mücahit teşkilatları” kurup, yönünü Türkiye'ye dönüp; kurtarın bizi bu zilletten feryatları ile Türk milletinden himmet talep eden o aziz insanlara ne oldu da bugün Türkiye aleyhinde konuşup, menfi tavır sergileyebiliyorlar?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Türkiye aleyhtarlığının yayılmasının başlıca sebeplerini şöyle özetleyebiliriz:

1- MANEVİ HAYATTA OLUŞAN BOŞLUK VE KİMLİK BUNALIMI:
Barış harekâtı ile 1974 de Kuzey Kıbrıs'ta Rum baskısından kurtarılmış bir alan oluşturan Türkiye, burada Türk halkına da örnek gösterilebilecek ve adeta Kemalizm'in uygulanabilirliğini ispatlayacak nitelikte bir laik devlet prototipi oluşturmaya çalıştı. Türkiye tamamen kendi kontrolünde olan Kuzey Kıbrıs'ta dini değerlerden soyutlanmış bir laik devlet modeli vücuda getirmek ve Kemalizmin hayata geçirildiği bir prototip oluşturmak için dini öteleyen politikalar uyguladı. Anadolu insanı ile fiziki bağlantının kopuk olması ve nüfusun az oluşu böyle bir politikanın başarı şansını yüksek gibi gösteriyor- du. Dini hayatı ihmal eden politikalar nedeniyle, Kıbrıs halkının inanç ve kültüründe meydana gelen yozlaşma, maneviyatı zayıf, milli kimliği silik, maddi çıkarı esas alan bir kitle ortaya çıkardı.

İslami şuur ve duyarlılığını kaybeden insanların, Türk olma bilinci de zayıfladı. Zira tarih boyunca İslam dini ile Türklük mezc olmuştur.
Müslümanlığını kaybeden Türkler, bir süre sonra Türk kimliklerini de kaybetmişlerdir. İslam'a bağlı kalanlar ise Türk kimliğini de korumuşlardır. Müslüman kimliği ile Türk kimliği arasında çok sıkı bağlar bulunmaktadır. Müslüman kişiliğini kaybe- denler, bir süre sonra Türk kimliğini de kaybetmek- tedir. Kuzey Kıbrıs'ta dini dışlayan laikçi politikalar nedeniyle Kıbrıs Türkü İslami şuurunu ve Müslüman kişiliğini kaybetmeye başladı. Dinden uzaklaşma, beraberinde kimlik kaybını da getirdi. Maneviyatı bozulan insanların Türk kültür ve kimliği ile bağları da zayıfladı. İnanç ve kültürün yerine, maddi çıkar ve menfaat ilişkileri öncelikli değerler olarak kabul görmeye başladı. Kendi çıkarı için Rum kesimi ile işbirliği yapmaktan, Türkiye aleyhine davranmaktan rahatsızlık duymayan, inanç birliğinden ziyade menfaat birliğini esas alan bir kitle ortaya çıktı.

2- MİLLİ HAFIZANIN ZAYIFLAMASI VE MİLLİ HİSSİYATIN KÖRELMESİ:
1974 deki Kıbrıs Barış Harekâtı'nın üzerinden yaklaşık 37 yıl geçti. Bugün, Müslüman Kıbrıs halkının maruz kaldığı Rum zulmünü yaşamayan, akan kan ve gözyaşını görmeyen, Türkiye'nin olmadığı bir Kıbrıs'ın Rumlar tarafından nasıl cehenneme döndürüldüğünü bilmeyen; huzur ve güven içinde doğup büyümüş yeni bir nesil yetişti. Bu yeni kuşak, Müslüman Türk Milleti'nin inanç ve kültürel değerlerinden ziyade batılı değer yargıları ile yetişti. Türk olarak doğdular fakat İngiliz ve Rum kültürünün etkisi altında büyüdüler.

Rum kesimi, yeni doğan çocuklarını Türk askerinin adada yapmış olduğu katliam ve cinayet hikayeleri ile büyütüp, her vesile ile Türk düşmanlığı aşılarken; Türk kesimi yaşadığı Rum zulmünü çok çabuk unuttu ve milli duyarlılığı kaybetti.

Çocuklarına Müslüman Türk olma bilincinden ziyade Avrupa hayranlığı aşıladılar. Kıbrıs Rum halkı çok dindar ve kiliseye bağlı olduğu halde, Kıbrıs Türk halkı Müslümanlığından utanır ve Türk kimliğinden sıkılır hale getirildi. Dini ve milli hissiyatı köreltildi.

3- ULUSLARARASI ARENADA YALNIZLIĞA İTİLMİŞ OLMAK:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadı. Müslüman Kıbrıs halkı, uluslar arası arenada yalnızlığa itildi. KKTC vatandaşları, uluslar arası hukuk açısından adeta vatansız konumuna düştüler. Bu durum K.Kıbrıs halkı arasında çok ciddi bir probleme dönüşmeye başladı. Rum propagandaları- nın da etkisiyle yalnızlığa itilmenin sebebi olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni görmeye başladılar. Rum kesiminin Avrupa Birliğine üye olması, Türk kesimindeki rahatsızlığı iyice su yüzüne çıkarmış ve Türkiye karşıtlığını körüklemiştir. Bir yandan “Türk Ordusu ülkesine geri dönsün” propagandası yayılırken, öte yandan Rum kesimi ile yakınlaşma çabaları da artmaktadır.

Başta Rum kesimi, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere batı dünyası tarafından Türkiye aleyhine büyük bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Türkiye, Kıbrıs halkının ekonomik gelişmesinin ve barışın önündeki en büyük engelmiş gibi gösterilmekte ve halk bu propagandalara inandırılmaktadır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, kendisini adanın tek yetkili mercii olarak gösterebilmek için isteyen KKTC vatandaşlarına kendi pasaportunu vermekte- dir. Bu şekilde Kıbrıs Türkünü kendi vatandaşı yaparak Türkiye ve KKTC'nin halk zeminini kaybetmesine çalışmaktadır. Kıbrıs doğumlu KKTC vatandaşlarının pek çoğu, Güneydeki Rum Kesimin- den “Kıbrıs Cumhuriyeti” Pasaportu almıştır. Bunların sayısının 60.000 kadar olduğu tahmin edilmektedir. Bugün uluslar arası camiada dünyanın tanıdığı tek Kıbrıs devleti, Kıbrıs Cumhuriyeti namıyla Güney Kıbrıs Rum Kesimidir. Avrupa Birliği Üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin pasaportuna sahip olanlar, Avrupa Birliği Üyesi insanların her hakkına sahipler. Avrupa'da serbest dolaşma hakları var. Avrupa ülkelerinde iş bulma hakları var. Vize dertleri yok. Sorunlarında Avrupa Kurumları, sosyal yardım kurumları emirlerinde… Güney Kıbrıs bu pasaportu sadece Kıbrıs doğumlu Türklere veriyor, Anadolu- 'dan göçenleri Kıbrıslı saymıyor. Oysa, elinde sadece KKTC pasaportu olanları Türkiye dışında tanıyan yok. Bunlar, ancak Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile seyahat edebiliyorlar.

Kıbrıs pasaportlu Kıbrıs Türklerinin bir bölümü, artık dünyanın değiştiğini, bundan sonra, Kıbrıs Türklerine yönelik katliamların ve menfi eylemlerin mümkün olmadığını, zamanında kurulan iki toplum- lu Kıbrıs Devleti'nin yaşayabileceğini düşünüyor ve KKTC'li değil, AB üyesi Kıbrıslı olmak istiyorlar. İki toplumlu Kıbrıs devletini de Türkiye'nin engelledi- ğini düşünerek “Bizi kendi halimize bırakıp gidin” diyorlar.

4- DEMOGRAFİK YAPI VE
GÖÇ SORUNU:
Yüzölçümü 3355 km kare olan KKTC'nin nüfusu yaklaşık 265.000 kişi. Kıbrıs'ın yerlisi olan ve Kıbrıs doğumlu olan nüfus miktarı yaklaşık 150.000 kişi kadar. Anadolu'dan göç edip Kıbrıs'a yerleşen ve KKTC vatandaşı olanların sayısı ise yaklaşık 46.000 kişi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup çalışmak için Kuzey Kıbrıs'a gelenlerin sayısı ise 50-60 bin dolayında. KKTC' deki üniversitelerde yaklaşık 43.000 öğrenci öğrenim görüyor ki, bunların 15.000 e yakını T.C. vatandaşı.

Doğma büyüme Kıbrıslı olan yerli halk, Anadolu- ‘dan göçenlere sıcak bakmıyor. “Dağdan gelip bağdakini kovuyorlar” nazarıyla bakıyorlar. Onların sosyal ve ekonomik hayatta aktif olmalarından, etkinlik kazanmalarından rahatsızlık duyuyorlar. Türkiye'nin Kıbrıs'taki nüfus yapısını ve ekonomik dengeleri değiştirmek için planlı şekilde bu göçleri teşvik ettiğini ve organize ettiğini düşünüyorlar. Anadolu'dan gelerek Kıbrıs'a yerleşenler de yerli halkı beğenmiyor; “Kıbrıslılar tembel. Her işi biz yapıyoruz, onlar yatıyorlar” diye düşünüyorlar. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de bu bölünmeyi teşvik ediyor. Anadolu'dan göç edenlere pasaport vermediği gibi, Kuzey Kıbrıs'ta kalan Güney taşınmazlarını da geri istiyor.. Rumların terk ettiği evlerin, çiftliklerin, iş yerlerinin çoğuna göçmenler yerleşmiş durumda. Eğer ileride birleşme olursa, Güneyde malları olan Kuzeyliler de, Kuzeyde ev, iş sahibi olan Güneyliler de geride bıraktıklarına yeniden sahip olacaklar. O zaman göçenler, bugün oturdukları ve sahibi oldukları evleri kaybedecekler. İşlerini kaybedecekler. Bu durum halk arasındaki bölünmeyi artırıyor ve doğma büyüme Kıbrıslı olanları Rum kesimine daha fazla yaklaştırıyor.

5- EKONOMİK SORUNLAR:
KKTC, verimli tarım arazileri ve su kaynakları bakımından oldukça fakirdir. Kıbrıs'ın verimli tarım arazileri genellikle Rum kesiminde kaldı. Sanayisi de yok denecek düzeyde. Ülkenin ekonomisi kamu personeli maaşlarına ve kumarhaneler ve eğlence sektörü başta olmak üzere turizm gelirlerine dayanmaktadır. Türkiye ile yapılan ticaret dışında dış ticaretleri de yok denecek kadar az.

KKTC'nin en önemli gelir kaynağı Türkiye'nin yapmış olduğu mali yardımlardır. 2010 yılında Türkiye'den aktarılan para miktarı 916 milyon TL (eski rakamla 916 trilyon lira) dır. Bunun yaklaşık 450 milyon lirası bütçe açığında kullanılmış. Bütçe giderlerinin yaklaşık %85 ini personel giderleri teşkil ediyor. Ücretler çok yüksek olduğu gibi, personel yılda en az 13 maaş alıyor. Onun için alt yapı yatırımlarını gerçekleştirmek ve özel sektörü teşvik ederek ekonomik gelişmeyi sağlamak için kaynak bulunamamaktadır.

KKTC, Uluslararası alanda tecrit edilmiş olduğu gibi Ülke'de kamu kesimi dışında yeterli istihdam alanları da bulunmamaktadır. İşsizlik önemli bir sorundur. Halkın bir kısmı az çalışıp çok ücret aldığı halde; diğer bir kısmı da işsiz veya çok çalışıp az ücret alır, geçim sıkıntısı çeker durumda.
Kıbrıs Rum kesimi ile Türk kesimi arasında ekonomik gelişmişlik ve refah düzeyi bakımından büyük bir uçurum mevcut. Rum kesiminin ekonomik refah düzeyi, Türk kesiminin gözlerini kamaştır- makta ve Rum kesimine gıpta ile bakılmaktadır. Türk kesimindeki ekonomik geri kalmışlık, Rum kesimine duyulan hayranlığı sürekli artırmaktadır. Bu da milli kimliği silikleşmiş olan ve şahsi çıkarını ön planda tutan insanları, Türkiye'den uzaklaştırarak Rum kesimine yakınlaştırmaktadır.

6- KÜLTÜR EMPERYALİZMİ VE
PSİKOLOJİK SAVAŞLAR:
Türkiye Cumhuriyeti çok büyük strateji hataları yaptı. Müslüman Kıbrıs halkının maddesini yani canını ve malını Rum zulmünden kurtardı fakat maneviyatı ile ilgilenmedi. İnsanların ruh dünyasını aç bıraktı. Müslüman Kıbrıslının bedeni Rum zulmünden kurtuldu ama ruhundaki manevi istila devam etti. Beden kurtarıldı ama ruh kaybedildi.

Türkiye'nin insanların maneviyat cephesini boş bırakmasına karşın; başta İngiltere ve Yunanistan olmak üzere Hıristiyan batı dünyası, Kuzey Kıbrıs'ta çok yoğun bir psikolojik harekat ve misyonerlik faaliyetleri yürüttüler. Maddesine sahip olamadıkları Kıbrıs Türkünü, maneviyat cihetinden öldürerek ruh dünyasına hakim olmaya çalıştılar ve bunda önemli ölçüde başarılı da oldular.

Maalesef sömürge kültürüyle yetişen; kendini Türkiye'den ziyade İngiltere'ye daha yakın gören, İslami değerlerden uzak, inancı zayıf bir kuşak yetişti Kuzey Kıbrıs'ta. Yazık ki batı hayranı olan ve Müslüman Türkün inanç ve manevi değerlerinden habersiz olan bu yeni kuşak Türkiye aleyhtarı sözler ve davranışlar sergilemekten kaçınmamaktadır.

7- ULUSLARARASI GÜÇ ODAKLARININ ÇIKAR ÇATIŞMASI:
Son zamanlarda Kıbrıs, dünya gündeminin önemli konuları arasında yer almaya başladı. olmaya başladı. Önce Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, ardından da Almanya Başbakanı Angela Merkel Güney Kıbrıs'ı ziyaret ettiler. Fransa Cumhur- başkanı Nicholas Sarkozy'nin de ziyaret edeceği söyleniyor. Angela Merkel, ziyareti sırasında Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın 'Annan Planı'na verdiği desteği görmezden gelerek adanın bölünmüşlüğünün bütün suçunu Türkiye'nin üzerine atıyor…İsrail, Suriye ve Güney Kıbrıs arasında münhasır bölge anlaşmaları imzalanıyor, İsrail ve Yunanistan arasında da üst düzey ziyaretler yapılıyor. Ve bu arada Kuzey Kıbrıs'ta Türkiye aleyhtarı protesto gösterileri patlak veriyor ve Türkiye ile KKTC arasında gerginlik yaratılmaya çalışılıyor. Hemen akla şu soru geliyor: ne oldu da Kıbrıs birden bire dünya siyasetinde bu kadar önemli hale geldi?
“Son 2.5 yılda İsrail'in Doğu Akdeniz'de yaptığı sondajlar bu bölgede çok büyük ölçekte doğalgaz bulunduğunu gösterdi. İsrail önce 2009'da Tamar Bölgesi'nde 227 milyar metreküpün üzerinde doğalgaz buldu. Ardından 2010'da son döneminde kuzeydeki Leviathan Bölgesi'nde ilk tahminlere göre yarım trilyon metreküpün üzerinde doğalgaz tespit edildi. Tahminler Kıbrıs, İsrail ve Mısır arasındaki bölgede trilyonlarca metreküp doğalgaz bulunduğu yönünde. İşte Kıbrıs'ı Avrupa'nın gözünde önemli bir hale getiren nokta tam da bu.

Avrupa Birliği enerji bakanlarının yaptıkları son toplantının ardından yapılan açıklamada, Avrupa'nın enerji ihtiyacının sağlanacağı üç koridor arasında Rusya'dan gelen 'Kuzey Akım' ve Türkiye üzerinden gelen 'Nabucco'nun yanı sıra Kıbrıs'tan gelecek yeni bir boru hattından bahsedilmesi de bu konudaki yeni bakışa işaret ediyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği'nin bu konuda önemli adımlar atmasını bekliyor. İlk olarak Güney Kıbrıs'ın bölgede sondaj çalışmaları yapmasını engelleyen Türkiye'nin baskılarının ortadan kaldırılması hedef- leniyor. Ayrıca ada üzerindeki Türkiye etkisinin azaltılması da bir diğer hedef. Bu da Türk askerlerinin adadan çekilmesi anlamına geliyor.”

(http://www.cnnturk.com/2011/ekonomi/dunya/02/08/kibrista.neler.oluyor/606083.0/)
Kıbrıs önemli bir enerji kavşağı haline gelen Doğu Akdeniz'in kontrolü bakımından da çok büyük bir stratejik öneme sahiptir. Dünya enerji yollarının kontrolü bakımından hayati önem taşıyor. Onun içinde küresel güçlerin Kıbrıs üzerindeki etkinlik ve hakimiyet kavgaları da her geçen gün daha fazla kızışıyor. Görüldüğü gibi Kıbrıs, küresel güçlerin enerji savaşlarında açılan yeni bir cephe konumunda. Türkiye'nin uluslar arası arenada oynanan oyunları görmezden gelme ve yapılan mücadelelerin dışında kalıp seyirci olma lüksü bulunmamaktadır.

Onun için Kıbrıs meselesi Kıbrıs'ta yaşayan bazı batı hayranı ve Rum sempatizanı çevrelere bırakıla- mayacak kadar hayati öneme sahiptir. Artık tehlike sirenleri çalıyor! Felaket kapıya dayandı! Canını ve malını kurtardığımız; huzur ve güvenliğini sağlamak için kendi huzur ve güvenliğimizi tehlikeye atmaktan çekinmediğimiz; yemeyip yedirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz, bir evlat gibi yıllarca bakıp büyüttüğü- müz Kıbrıs insanını kaybediyoruz. Dün Kıbrıs Türkünün maddesini Rum emperyalizminden kurtar mıştık. Ancak ruhunu kaybedersek, bir daha ne mad- desini nede manasını kurtarabiliriz. Kıbrıs halkı, göz göre göre her geçen gün bizden biraz daha uzaklaşıyor.

Onun için çok acil önlemler almalıyız. Müslüman Kıbrıs halkının can ve malını Rum zulmünden kurtardığımız gibi; ruh dünyası ve maneviyat cephesi üzerindeki kültürel istilayı sona erdirmek için de, daha büyük bir harekat ve daha kapsamlı bir operasyon yapmalıyız. Kıbrıs'ta yaşayan kardeşleri- mizi, Hıristiyan misyonerlerinin ve batılı emperyalist lerin insafına terk etmemeliyiz. Kuran'da ki iman hakikatlerini ve İslam'ın güzel ahlakını bir an evvel Kıbrıs'taki muhtaç gönüllere ulaştırarak manevi hayattaki yozlaşmayı durdurmalıyız. Aramızdaki manevi köprüleri yeniden kurarak milli ve manevi bağları yeniden güçlendirmeliyiz.

Bu manevi operasyon, sadece Devletin maaşlı memurları eliyle yapılamaz. Zira Devletin maaşlı memurları, orada zaten 35 yıldır çalışıyor ve neticesi ortada! Sivil ve gönüllü dava erleri sorumluluk üstlenmeli bu büyük manevi operasyonda. Bütün dini cemaatler, cemiyetler, hizmet gurupları sorumlu- luk hissedip; Kıbrıs'ta ki hizmetlerine ağırlık vermelidir.

Devlet de onları her konuda destekleyerek önle- rini açmalıdır. Kıbrıs'ı ancak topyekün bir manevi seferberlik ile elimizde tutabiliriz. Gaflet ve duyarsız- lığın bedelini çok pahalı ödememek için derhal uyanmalı ve Müslüman Kıbrıs halkının maneviyatına sahip çıkmalıyız.


Bu Yazı 4675 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • gökhan 28.04.2015 19:52:23
    Gerçekten kıbrıs türkleri acayip derecede bozulmuş türkiye karşıtı olmayan bir kıbrıslı hemen hemen yok gibirumların onlara yaptıkları zulümleri unutup bizlerin onların yardıma koşmalarını silip atmışlaraklım almıyor bir insan ana vatanına nasıl böyle kin güder Türkiye güçlendikçe kıbrısıda güçlendiriyor ama onlar bize diş biliyorlaryarın birgün bize yunanla birlikte saldırırlarsa hiç şaşırmam gerçektenyukarıda sayılan sebeplerden dolayı insan kendi düşmanına sempati duyar mı ? ama maalesef duyuyorbende bir batı trakya türküyüm ama anavatanım türkiyeye sırt dönüp rum sempatizanı olacağıma paramparça doğranmayı tercih ederim