Kişilik Bağımlılık İlişkisi
..        

Bağımlılık sorununun üç ayağı vardır. Birincisi maddenin özellikleri, ikincisi çevrenin etkisi (Alt Kültür), üçüncüsü ise kişilik özellikleridir.
Maddenin verdiği kolay haz duygusu bağımlı- lık için yeterli değildir. Aynı maddeyi kullanan binlerce kişide bağımlılık oluşmaz. O maddenin tekrarla kullanımı için alt kültür gereklidir.
Diskoteklerde ışık oyunlarının karanlığında güçlü hoparlörle “Hard rock, heavy metal, black metal” müzik; cinsel özgürlüğün çılgınlığı gibi eğlence kültürü özellikleri bağımlılığın ikinci ayağını oluşturur. Bağımlılığın üçüncü ayağı ise kişilik özellikleridir. Aynı ortamda olduğu halde bazı kişiler madde bağımlısı olurken bazıları olmaz.

Varoluş ve alışkanlık tuzakları:

İnsanoğlu annesinin karnında her ihtiyacı gideriliyor, dudağını bile oynatmıyor. Sıcak ve korunmalı bir ortamda iken birden dünya gerçekle- riyle yüzleşiyor. Varolma yaşamı sürdürme ve kendini gerçekleştirme sürecine doğumla birlikte giriyor. Kozmik âlemde dünyamız milyonlarca gezegenden bir tanesi ve yaşamını sürdürüyor. Böcek dünyadaki milyarlarca böcekten bir tanesi yaşamını sürdürmek istiyor. İnsan da dünyadaki milyarlarca insandan bir tanesi yaşamını sürdür- mek istiyor.
İnsanın evrensel varoluşta bir farklılığı var. Beyninin ön bölgesinde (frontal alan) bir gen kodlanmış. DNA'da yazılı üç özellik Metakogmis- yon genleri olarak tanımlanıyor. Varoluşun farkın- da olma, anlamlılık kavramı, zaman kavramı, yenili ği arama kavramı genleri. İşte bu genetik yapı kendi algoritması ile insanı diğer varlıklardan farklı yapıyor.
Bu farklılık insanın kendini gerçekleştirirken, kişiliğini oluştururken çeşitli risklere girmesini gerektiriyor. Beynin ön bölgesinde bir alan; kişinin, kişilik sınırlarının yok olduğu, evrende bütünleştiği duygusunun yaşandığı an aktif hâle geliyor. PET birçok beyin haritalama çalışmaları ile doğrulanan bu çalışma insanın zevk tuzaklarına düşmesini de açıklıyor. Şöyle ki; kişi evrenle bütünleştiğini hissederken bütün ihtiyaçlarının karşılandığı, bütün arzularının tatmin edildiği, huzurlu, dingin, keyifli bir halde oluyor aynı zamanda. Bu duyguya yakalamak için çabalamak kişiliğin bir amacı oluyor.

İnanç nörolojisi:

Bilimsel çalışmalar güçlü beyin görüntüleme yöntemleri kullanarak meditasyon, dua etme, namaz kılma gibi ruhâni eylemler sırasında beynin farklı işlediğini ortaya çıkardı.
Dünyada en çok dinden insan bu konulara girilmesini sakıncalı ve rahatsız edici bulurken İngiliz biyolog Edward O. Wilson, Philadelphia'lı bilim adamı Andrew Newberg “Bu araştırmalarda ki amacım Tanrının varolduğunu veya varolmadığı nı kanıtlamak değil, sadece dinsel duyguların zihinlerimizde nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyo- rum “ diyor. ( Newsweek, Temmuz 1998 ) Newberg, Tibetli budistlerin meditasyon yaparken derin transa geçtikleri sırada radyoaktif boya şırınga ederek yaptığı deney sonucunda beynin bazı bölgelerinin değişime uğradığını belirledi. Ruhani deneyim sırasında insanlar “kendileri olma” duygusunu kaybediyorlar, evrenle bütünleş- tiklerini hissediyorlar. Bütün istekleri karşılanmış, ihtiyaçları giderilmiş gibi doyum ve zevk duygusu; din, aşk, tutku gibi yüce duyguları körüklüyor.
Bu duyguların nedenini anlamak için beynin o bölgesinde neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. O bölge bloke edildiğinde kendimiz dışındaki dünya arasında sınır ortadan kalkıyor. İşte keyif verici madde alan insanların beyinlerinde de benzer bölgelerde yoğun aktivite değişikliği yaşanıyor. İnsan kendi kendine beynin o bölgesini çalıştırmayı öğrenirse keyif verici maddelere ihtiyacı kalmaz mı sorusu bilimsel çalışmalarda ana araştırma alanlarında biri.

Evrenle tek vücut olmak gibi aşkın (Transan- dantal ) duygular nereden kaynaklanıyor? Meditas- yon esnasında yükselen konsantrasyon neden beynin ön bölgesinde değişiklik yapıyor? Kanada- da bir nörolog insanların başlarına “ ruhani dene- yimler üreten manyetik miğfer “ takmayı başardı. Mistikler için “ Nirvana”nın ne demek olduğu, hristiyanların “ Tanrının inayetine mazhar olma “ ifadesi, Sufilerin “ cezbe halleri”, beynin sınırları ile yakından ilişkili gözüküyor. Sinir sistemi iletenleri ve beyin kimyası ile dinin, ruhani deneyimlerin açık lanıp açıklanamayacağı; sebep sonuç ilişkisi heye- can verici bilimsel çalışma alanlarıdır.
Beynin hipokampul bölümü psikolojik filtre görevi yapar. Beynin beklentilerine en uygun yorum ise karar vermeyi kolaylaştırır. Uyuşturucu kullanımı, az uyku bu bölgeye daha az anlam içeren veri gitmesini sağladığı için filtreyi bozar ve dolayısıyla beynin çalışmasını bozar.
Ruhâni eylemler, aşk, tutku ve keyif verici mad- deler beyni anladıkça daha iyi anlaşılacak. Genetik kodlarımıza uygun yaşamak, varoluşa uygun yaşamak anlamına gelir. İnsan biyolojisine uygun yaşamak da insanın menfaatleridir. Bunun için biyolojik bilimler toplum bilinçli, birbirini tamamla yacak mutlu insan tipini bulmaya çalışacaktır.

Alışkanlığın
Amaç Olması:

Alışkanlığın, insan yaşamının amacı haline gelmesi alışkanlık eğilimi ile ilgilidir. Zevk verici şeyleri tekrar yapma eğilimi, kişi kendisini doğru amaçlara yönlendiremiyorsa alışkanlık haline gelir.
Genetik yapı incelendiğinde kuşun genetik yapısının uçmak için, atın genetik yapısının koşmak için olduğu görülürken insanın da belirli bir amaca yönelik çalışmak için yaratılmış olduğunu görürüz. İnsanın hangi amaca yönelik çalışacağı, insanın küçük iradesinin tercihine bırakılmıştır. İnsandaki seçme yeteneği doğru bir amaca yönelmezse belli alışkanlıklar amaç olur. Bu alışkanlıklar müzik dinleme, internet, televizyon izleme, kitap okuma, tavla kağıt oynama, seks, çay kahve sigara, içki, uyuşturucu olabilir.
Kişinin çalışma gücünü, verimini azaltan, çevreyle ilişkisini bozan, beden ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olan kısa ve kolay alışkanlıklar yaşamı şekillendirmeye başlar.
İnsan kendisine ve varoluşuna uygun, amaca yönelik, öldükten sonra nasıl anılacağını düşünerek soyut inançlar edinirse, kısa kolay ama mutlu etmeyen alışkanlıklardan kurtulur.


Bu Yazı 2253 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar