Koruyalım... Ama Bencillikten, Bilgisizlikten!
..        
Sık sık anne-babaların çocuklarını aşırı bir koruma ve kollama davranışı sergilediklerini gözlemliyorum. Sabah çocuğunu okula getirip akşama kadar okulda bekleyen, teneffüslerde hemen ceketini giydiren, arkadaşlarıyla kavga ettiğinde gidip diğer çocukları azarlayan anneler var! Aman düşmesin, hasta olmasın, mikrop kapmasın… Bunlar hoş şeyler değil tabi. Ama düşmeden koşamaz, bisiklete binmeyi öğrenemez. Mikrop kapmadan bünyesi güçlenemez, bağışıklık kazanamaz. Kavga etmeden barışmanın sevincini tadamaz. Arkadaşlarıyla oynamadan toplum içinde nasıl kabul göreceğini anlayamaz.
O'nu cam fanus içinde yaşatamayız. Tabi ki böyle bir düşüncemiz yok fiziksel anlamda. Fakat yaptıklarımızın çoğu zaman bundan pek fazla farkı yok. Mesela düşünün çocuğunuz hiç çamurla oynadı mı? Üstü başı kirlenme kaygısı yaşamadan, mikropları hiç tanımadan; Ya da ağaçlara çıktı mı hiç? Elleri yara bere içinde, yerden ne kadar yüksekte olduğunu düşünmeden, dolabımızda çok daha güzelleri olmasına rağmen dalından kopardığı kurtlu elmanın tadına baktı mı? Peki hayvanlara dokunabilir mi korkmadan? Kuş gördüğünde yakalamaya mı çalıştı mı, kuş gribi olur muyum diye düşünmeden, böceklerin kaç ayağı olduğunu merak edip saymaya çalıştı mı? Çoğunun cevabı hayır olsa gerek… Hatta bunlara ne gerek var diye düşündüğünüzü hissediyorum.
Çok sevdiğiniz çocuğumuzdan ne çok şey esirgediğimizin farkında bile değiliz belki de. En başında onu her şeyden sakındırarak araştırmacı yönünü körletiyoruz; ki okul çağında çok arayacak bulamayacağız. Herkes iyi bilir, en iyi öğrenme yöntemi oynarken öğrenmektir. Farkında bile olmadan… Neden benim çocuğum pısırık diyenler vardır aramızda. Peki evden çıkarken aman çocuğum etliye sütlüye karışma, haklı da olsan senden güçlü olana itiraz etme, kalemine, silgine sahip çık diğer çocuklara kullandırma vs. vs. diye öğütlerle evden göndermedik mi onu? Ne bekliyorduk ki… Belki hakkını ararken dayak yiyecekti kendinden güçlü oyun arkadaşından. Ama pısırık olmayacaktı, girişken olacaktı. Kendine ait bir çevre edinecekti, sosyalleşecekti. Günümüzün en büyük problemlerinden biri insanların kendini yalnız hissetmesi. Çevresindeki insanlarla iletişim kuramayan milyonlarca robot insancık var. Hayatını para kazanmak ve kendini, parasını korumakla geçiren… Çevresindeki her şeyi ve herkesi tehlike olarak görerek yaşıyor. Halbuki ne kaybederdik… Paylaşılan zamanın, eşyanın, sevincin, üzüntünün değerlendiğini, anlam kazandığını kavratabilseydik, körpecik beyinlerine mal sevgisi yerine insan sevgisini yerleştirebilseydik… Belki de bu kadar mutsuz, doyumsuz insan olmazdı dünyada.
O'nu koruyacak o kadar şey varken, bırakalım oynasın çamurla, mikrop kapsın, düşsün birkaç kez… Ne çıkar. Kavga etsin arkadaşlarıyla, öğrensin dünyada yalnız yaşamadığını, arkadaşlığın değerini, canlılara merhameti, dünyaya sevgi penceresinden bakmayı.
Korumak lazım evet… bencillikten, bilgisizlikten…
Selam ve dua ile…

Bu Yazı 1692 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar