Kültürümüzde Gül Ve Peygamber Sevgisi
..        
Türkler, müslümanlığı kabul ettikten sonra, bu dinin en büyük koruyucusu ve uygulayıcısı olmuşlar, Allah ve peygamber sevgisini, her sevginin önünde tutmuşlardır.
En son ve Hak din olan İslam dininin, peygamberi Hz. Muhammed (a.s) için kültürel ve sosyal hayatımızda tarif edilemeyecek kadar aşırı bir sevgi ve aynı oranda da saygı duymuşlardır.
Bu sevgi ve saygı, çok değişik şekillerle ifade edilmekte, san'atta kültürde edebiyatta, davranışlarımızda, gerçekten inanan insanlar arasında her zaman gündemde bulunmaktadır. Onun adını zikretmek, adı geçince salâvat getirmek, sünnetlerini uygulamak, hadisleri doğrultusunda hareket etmek hep bu sevgi ve saygının, adeta bir emir telâkki edilmesi şeklindedir.
Çocuklara Muhammed adının, doğrudan verilmesi yerine, aynı kökten, hamd yani şükür kökünden gelen Ahmed, Mehmed, Mahmud, Hamid gibi isimlerin ve Mustafa isminin verilmesi, yine bu sevginin sonucu olup, ona duyulan saygının sonucudur. Bilindiği üzere, isimler insanlara isim sahibinin güzel ahlâkını, başarısını örnek alması, onun gibi olması temennisi ile verilir. Atalarımız bu düşünce ile verdikleri isimler içinde peygamber efendimizin Muhammed adını, doğrudan vermeyip, Mehemmed, daha çok da Mehmed olarak vermeyi tercih etmişlerdir. Hatta ilk adı olmasına rağmen, Fatih Sultan Mehmet dahi, bu saygı dolayısıyla Muhammed adını kullanmamıştır.
Milletimiz, asker ocağını peygamber ocağı olarak kabul etmiş, peygamberimizin isimlerinden olan mehmedi sevgi eki olan cik le birleştirerek askerini Mehmetçik adı ile şereflendirmiştir.
Ecdadımız san'atını Allah inancı ile yönlendirmiş ve geliştirmiş bir millet olup bu san'atında, Allahı (c.c), Lâle ile, peygamberimizi (s.a.v) de, Gül ile özdeşleştirilmiş, edebiyat san'at ve kültür alanında verilen eserlerde bu iki çiçek, Allah ve peygamberi simgelemiştir.
Çiçekler içinde güzel kokusu ve renkleriyle her zaman özel bir yeri olan gül, bütün dünya dillerinde isim olarak kullanılmaktadır. Batı dillerinde rose, Arapçada verda, olan gül kelimesinin aslı Farsça olup bizde de aynen kullanılmaktadır. Artık Türkçeleşmiş olan bu kelime ile birleşik, pek çok hanım isimleri yapılmıştır.
Gül, Güler, Gülay, Gülten, Gülşen, Gülfem, Gülhan, Gülbün, Gülcan, Gülnur, Gülriz, Gülçin, Gülbahar, Gülbeden, Gülistan, Gülfiraz, Gülendam, Gülnihal, Gülfidan, Ayşegül, Fatmagül, Nurgül, Goncagül, Aygül, Şengül ve daha pek çok güllü ismi kimi insanımız sıradan bir isimmiş gibi değerlendirirken, bir kısım insanımız da bu isimlerde peygamber sevgisini esas almaktadır.
Yunus Emrenin bir ilâhisinde Sarı çiçeğe “gül sizin neniz olur” diye sorulduğunda, cevap; “Çiçek ey'dür ey derviş, gül Muhammed teridir” olur.
Tasavvufumuzda, gülün henüz açmamış hali olan gonca, insanın Allahla beraber olmasını, (halvet), açmış halde iken de, birliğin çokluk olarak görünmesini, (kesret) temsil eder. Eski edebiyatımızda peygamberimizden bahsedilirken “gül-i gülzar-ı rüsul”, “gül-i gülzar-ı nübüvvet”, “gül-i gülzar-ı risalet” ifadeleri kullanılmıştır.
Yine gülle ilgili olarak Fuzuli su kasidesinde;
“Suya versün bağbân gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek verse min gülzâre su”
derken; bahçıvanın boş yere zahmet çekmemesini, çünkü bin gül bahçesine su verse, onun yüzü gibi bir gül açılamayacağını; on beşinci yüz yıl şairlerinden Necati Bey ise,
“Yılda bir kerre menâr-i sâhdan dîdâr gül,
Gösterir nite ki nûr-i Ahmed-i Muhtâr gül”
mısralarıyla, “gülün, yılda bir defa dalın minaresinden Ahmed-i Muhtarın nuru gibi yüz gösterdiğini” dile getirmektedir.
San'atımızda gül, hemen hemen her alanda kullanılmıştır. Ahşap'ta, taş'da, cam'da, kumaş'da, metal'de, vitray'da, çini'de, ebru'da, tezhip'de, rokoko tezhip'de minyatür'de, kitap ciltlerinde, levhalarda, kalem işi süslemelerde, Edirnekâri'de, yün örgülerde, kanaviçe ve dantel işlerinde , halı ve kilimlerde, iğne oyalarında, çeşitli işlemelerde, çok sık karşımıza çıkan bir süsleme unsuru olmuştur. Yalın halde veya süslemenin tarzına göre de değişik stilize biçimler almıştır.
Gül, Kuran-ı Kerimlerde sahife kenarlarındaki işaretler olarak, Secde gülü, Hamse gülü, Aşere gülü, Cüz gülü ve Hizip gülü adlarıyla belli bölüm ve özellikleri ifade ederken, bir başka yerde gül sesi anlamına gelen ve yüksek sesle okunan katılımlı duaya, gülbank adının verilmesi yine peygamberle bir bağlantı kurulmasının sonucudur.
Peygamberimizi sözlü olarak tasvir eden bir kısım hilye-i şeriflerde ise, Verd-i Muhammedi, Gül-i Muhammedi olarak karşımıza çıkar. Bu tasvirlerde dallı ve yapraklı bir gül üzerinde Muhammed yazısı ve yapraklarda Ali, Hasan, Hüseyin, Fatma ve cennetle müjdelenenlerin (aşere-i mübeşşere) isimleri bulunur. Musikimizde gül yine en önde gelen unsurdur. Özellikle bülbül ve gül ilişkisini güfte edinmiş pek çok eser vardır.
“Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül,
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül”
ve daha nice besteler kulaklarımızda çınlar durur yıllardır.
Bu yazımızda sizlere kültür ve san'atımızın çeşitli dallarında işlenen gül motiflerinden sadece birkaçından örnek verip resim koyabildik. Atasözlerimiz ve deyimlerimizde gül ile alâkalı, günlük hayatımızda, içinde gül olan yüzlerce konu vardır. Biz , sadece gül ile peygamber sevgisinin bağlantısından bahsetmeye çalıştık. Bu konuda sayılamayacak kadar çok örnek vermek mümkündür. Ancak bu yazımız, bir malûmat yazısı düşüncesi ile kaleme alındığından ve yerimiz bu kadarına müsaade ettiğinden, Yüce yaradana lâyıkıyla kul olabilmek ve gül

Bu Yazı 4763 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • gizem 09.02.2017 18:34:17
    Bende. Beğendim peygamberimize