Kapak
Kültürümüzde Lâle
..        

Çiçek her dönemde sevginin , temizliğin ve güzelliğin sembolü olmuş, Allahın insanların hizmetine verdiği, ama insanların yeterince fark edemediği pek çok unsurları üzerinde taşıyan bir bitkidir.Sınırsız renkleriyle göze hitap ederken, hoş kokularıyla bizleri ferahlatır rahatlatır..

Türkler ve özellikle Osmanlılar, yaşadıkları çevreyi güzelleştirmeye azami gayret göstermişler.Bunun için de ağaç ve çiçeğe büyük önem vermişlerdir. Bu çiçeklerden biri, belki de en çok değer verileni “Lâle” olmuştur Fethi'nden sonra İstanbul,Fatih'in emri ile bahçeler, başta lâle olmak üzere, gül,karanfil ve zerrin gibi çiçeklerle yeniden tanzim edilmiştir. Kanuni devrinde de, lâle türleri geliştirilip çoğaltılmıştır.Üçüncü Ahmed dönemi olan Lâle devrinde ise özellikle İstanbulda, lâleye ilgi zirveye çıkmıştır

Lâlenin Rusya ile Çin arasında yer alan Tien Şan dağları ile Pamir dağları arasında ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan Transkafkasya bölgesinde ortaya çıktığı kabul ediliyor.

Lâle ve lâle kültürü Anadolu'ya Türklerle birlikte gelmiştir . İran Selçukluları ve Büyük Selçukluların sanat eserlerinde, lâle motiflerinin görülmesi, Anadolu'da 13. yüzyıldan itibaren tezyinatta kullanılmaya başlanması ve bu dönemde Roma, Bizans süslemelerinde ise bu motiflere hiç rastlanılmaması bunu doğrulamaktadır. 11. yüzyıldan beri Türkler tarafından yetiştirilen lâlelerin, Avrupa ya geçişi ise, batılı seyyahların Osmanlı İmparatorluğuna yaptıkları ziyaretler sonucunda yaklaşık 16. yüzyılda başlamış.

Osmanlı döneminde,bilhassa 16.-17. yüz yıllar arasında süs ve süsleme motifi olarak kullanılmış olan ve Sultan Üçüncü Ahmet döneminde “Lâle devri” olarak bir devre isim olan bu güzel çiçek günümüzde özellikle İstanbulda belediye eliyle tekrar hayat bulmuş ve şehir yeniden lâle bahçesine dönmüştür.

Bu arada lâle devri adının Meşrutiyetten sonra Yahya Kemal Beyatlı tarafından verildiği ve Ahmet Refik Altınay tarafından bu isimle yazılan bir kitapla da, tarih ve batı literatüründe yerini almış olduğunu belirtmek gerekir Avrupa ülkelerinde lâle için kullanılan Tûlip veya Tulipe kelimesi, bir yanlış tercüme sonucunda batı dillerine Türkçedeki, başa örtülen ya da sarılan “tülbent” sözcüğünden geçmiştir.

Lâlenin Osmanlılar tarafından bu kadar kabul görmesinin önemli bir nedeni ise, güzelliğinin yanında ona atfedilen mübarekliğinden, Arap harfleri ile yazılan “Allah” lafzı ve “hilal” sözcüğünün aynı harflerden oluşmasındandır.

“Allah” ( ? ? ) ismi , elif, lâm ve he harfleri ile yazılmaktadır.Bu harflerin Osmanlıda kullanılmış olan ebced (*) hesabı ile sayı değeri 66 ya tekabül etmektedir. Lâlenin de, lâm ,elif ve he harfleri ile ( ? áå ) ile şeklinde yazılmasında, aynı sayıya ulaşılmaktadır.

Bu, yaradanın yarattığında tecellisi şeklinde ifade edilmektedir. Edebiyatımızda tasavvufta ve İslam inancında Peygamber efendimiz Hz.Muhammed (a.s.) , gül ile ve Allah (c.c.) , da Lâle ile sembolize edilmektedir. Lâledeki bu üç harf, aynı şekilde “hilâl” ( á å? ) kelimesinde de vardır ve yine ebced hesabında 66 sayısına tekabül etmektedir. Hilâl yani “ay” Osmanlı Devleti'nin amblemidir. Bu nedenle kültürümüzde, Allah, lâle ve hilâl kelimeleri arasında manevi bir rabıta olduğuna inanılmıştır .Halk arasında “işi 66 ya bağlamak” sözü de, bir işi Allah’a havale etmek anlamındadır. Ama bu söz günümüzde gerçek manasından ziyade, bir işi oldu bittiye getirmek anlamında kullanılmaktadır.

Lâle devrinde İstanbulda 2000 çeşit lâle yetiştirilmiştir. Bunlara verilmiş olan güzel isimler, o dönemin edebiyatının tabiatla bütünleşen bir güzellik olduğunu bizlere yüzyıllar ötesinden hoş bir rayiha olarak ulaştırır adeta.

Şevk-bahş(Neşe veren), Halet-efza(Keyif arttıran), Nur-i cenan( kalbin aydınlığı) ,Gül-rîz (Gül saçan) , Ferah-feza (Sevinç arttıran) ,Gül-Ruhsar (Gül yanaklı) ,Zîşan (Şanlı) , İşve-baz (Nazlı), Subh-u bahar (Bahar sabahı) , Dil-sûz (Yürek yakan).... ve daha nice hoş isimli İstanbul lâleleri.

Edebiyatımızda lâle, pek çok şair ve yazara ilham kaynağı olmuştur.Lâleyi şiirlerinde ilk olarak Mevlâna kullanmıştır. Fatih, Kanûni ve Üçüncü Ahmet ve daha pek çok padişahın, lâle ile ilgili şiir ve sözleri vardır. Sanatımızda lâle, her alanda süsleme unsuru olarak kullanılmıştır. Taş, metal, ahşap, cam, kumaş, kilim, halı, deri, kalem işi, tezhip, ,minyatür, ebru gibi klâsik ve geleneksel sanatlarımızda ,stilize edilerek ya da tabi haliyle, yüzlerce farklı şekilde güzide bir yer tutmuştur lâle.

Çini sanatında Çiçekler ve Lâle

Güzel yurdumuzun bir ucundaki , Edirne Selimiye Camiinde aykırılığın simgesi olduğu ifade edilen bir ters lâle motifinden, yurdumuzun diğer bir ucunda Hakkâri ve Şemdinliye uzanarak sadece burada yetişen , geçmişte bu bölgede yaşayan Asuri'lerin, her sabah göbeğinden su yaydığı için 'Ağlayan lâle' adını verdiği ve bu yüzden kutsal saydığı, çiçekleri aşağı doğru sarkarak açan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca Koruma altına alınmış olan dünyaca meşhur, "Ters Lâle"ile yazımıza son veriyoruz

Hakkâri ve Şemdinlide yetişen ters lâle
(*) Ebced Arap alfabesinde harflere 1'den 1000'e kadar sayısal değerler verilerek, oluşturulan cümle, mısra yada beyitler içerisinde geçen harflerin sayı değerleri ile bir takım olaylarda, tarih düşürme, tasavvuf, astronomi , astroloji, edebiyat, mimarlık gibi alanlarda Osmanlılarda kullanılan bir sistem .


Bu Yazı 3971 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar