Kumandanı Tanımak
..        

Benî Âdemin (İnsanlığın) en büyük ve muhteşem ordusu olan ümmet-i Muhammediyenin (a.s.m.) mukaddes bir kumandanı olan Kur'ân (1)

Allah hiçbir şey yokken de vardı ve bütün kemal sıfatlarla muttasıftı. Bizler, “Rahmetim gazabımı geçti” hakikatinden anlıyoruz ki Rahmeti alemleri yaratmayı diledi. Alemlerin kalbi hükmünde dünyayı yarattı, tavanını yıldızlarla tabanını baştan başa çiçeklerle donattı. Sonra Rabbül Alemin olan bu zat kendisine muhatap olacak bir masnu bir seyirci yaratmayı diledi. Ve insanı yarattı. Evet Allah bütün Alemleri terbiye etmişti. Yani O “Rabb” dı ve Rab her şey gibi insanı da en güzel şekilde terbiye etmişti. Gözünü terbiye etmiş ışığa muhatap kılmış, kulağını terbiye etmiş seslere muhatap etmiş, midesini ise rızka muhatap yapmıştı. Bunları O dilemişti ve herkes bunlara uymak zorundaydı. Ama bu, insanın cismaniyet boyutuydu. Yani bedensel olarak, şekli, rengi, ırkı dahil bu yönleriyle herkes kaderin mahkumuydu. Fakat cismimizin devamını sağlayan, asıl kimliğimizi oluşturan Ruhumuzun terbiyesini bize bırakmıştı. Bu yolda herkes hünerini sergileyecekti. Ne büyük lütuf ki Rahmet-i Rahman bizi bu vadide de kendi halimize bırakmamıştı. Zira O “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır”(2) hükmünün sahibi ve her surenin kapısında Bismillâhirrahmânirrahîm fermanıyla evvela Rahman ve Rahim olduğunu bize bildiriyordu. Madem O sonsuz rahmetiyle yarattı ve yaşatıyor, Madem O Ruh dünyamızın terbiyesi için bize lütufta bulunacaktı ve bulundu. Elbette bu lütuf ve ikram en büyük rahmetiydi. O da insanlara ilahi tenezzül olarak gönderdiği Kuran-ı Azimüşandı. Nasıl ki gözleri ışıkla mideyi rızıkla hem muhatab hem beslemişse, Ruhumuzun terbiyesi için de kullanma kılavuzumuz olan Kuranını gönderdi.

Bu manayı Bediüzzaman hazretleri
“Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın, nev-i beşerin ıslâh ve terbiyesi için inzâl ettiği Kur'ân.”(3) ifadelerinde belirttiği gibi inzalin önemli sebeplerinden birisininde “ Beşerin Islah ve Terbiyesi” olduğunu anlıyoruz.

Ruhumuzun terbiyesi için bunu Rahmetinden bildiriyor ve dileyen, insan-ı kamil olma yolunda bu kılavuzu kullanabilecekti.

Evet O Rab olduğunu fermanının en başına koyduğu fatihanın da en başına “Elhamdulillahi Rabül Alemin” ifadesinde belirterek bu fermanın ilk amacının bir Rabb-ı vahidin bu fermana muhatab olacakları terbiye etmesi olduğunu bize ilan ediyordu.

Nitekim ilk gelen ayette Allahu Azimüşan kendisinin binbir esması arasından Rab ismini vurgulaması çok manidardır. “Yaratan Rabbinin adıyla oku”(4) ayeti bunu kalp kulağımıza fısıldamakta.

Birisi en çok hangi işi yaparsa o nam ile anılması gibi, Allah'ta Kur'ân da Allah isminden sonra 970 defa RAB ismi ile kelamının en belirgin mesajının terbiye olduğunu aklı başında olanlara haykırmaktadır.

Evet Rab olan Allah fermanını ise, Resulûllah Efendimiz'in (asm.): 'Yâ Rabbe'n-Nebiyyine vel ahyar.” “Ey, peygamberleri ve bütün hayırlı insanları terbiye eden.”(5) nidasıyla belirttiği hususi terbiyesinden geçirdiği peygamberle insanlığa iletti.
Bir düşünsenize ferman yok, yol gösterici yok. Her tarafta hüdadan değil hevasından konuşanlar; var olmanın anlamını, ölüm ve ötesi ile ilgili, dahası insanın bu dünya hayatında yaratıcılarına kendilerini sevdirme yolunu nasıl bilebilirlerdi. Daha pek çok soru cevapsız kalır ve insanlık bir çıkmazda bocalar dururdu. Ama O Rahmetinin mücessem nişanesi olarak kitabını gönderdi. Rahmetinin Enginliğine, Azametine bakınki daha başbakanlar bize muhatap olamazken, O bizi muhatap almakta ve hadisi şerifin ifadesiyle Kendisiyle konuşana (Kuran okuyana) her konuştuğu kelimeye 10 sevap veriyordu. Bir düşünün Başbakan davet etmiş ve sizinle konuşmuş, konuştuktan sonrada kendisiyle konuştuğunuz her kelimeye 10 altın ödüyor. Çok konuşmanın kar edeceği yer bu olsa gerek diye düşünürsünüz. Fakat böyle bir şeye devlet hazinesi yetmez. Ama Sonsuz Gani Olan Allah yapar ve yapıyor. Normal zamanda asgari 1 yaptığınıza 10 veriyor Üç aylar, Kandiller, Cuma geceleri bu miktarlar adeta coşmakta.

Ne yazık ki Kur'ana hürmet yüzeysel olarak sergileniyor. Bizim durumumuzu en iyi gösteren herhâlde şu hikâye olsa gerek
“Birisi, başka bir şehirde yaşayan bir dostuna bir mektup yazıp bir şeyler istemiş. O dostu ise, ne istediklerini yollamış, ne de mektubuna cevap vermiş. Bir zaman sonra karşılaşmışlar ve mektubu yazan arkadaşı dostuna sitem ederek “Mektubuma cevap bile vermedin.” demiş. O arkadaşı ise cebinden çıkardığı mektubu göstererek, “Ben seni çok seviyorum.” demiş, “O kadar ki, yazdığın mektubu hiç yanımdan ayırmıyor, her gün öpüp başıma koyuyorum.” Bu hâle şaşıran adam, “Keşke her gün öpüp koklayacağına, bir defa okusaydın da, ne yazdığımı görseydin.” demiş.
Bizim durumumuz buna uymakta en başta Kur'an'ı evlerde dekor malzemesi gibi kullanmakta, Kelamı ilahiyi yüksek raflarda, kadife bohçalar içerisinde muhafaza etmemiz, öpüp başımıza koymamız hikâyedeki dostun durumundan bizi kurtaramayacak ve
Hikayedeki dostun durumunda kalmamız hâlinde ise şu tehdit bizi yakalayacaktır.
O gün Peygamber: “Ya Rabbî, halkım bu Kur'ân'ı terkedip ondan uzaklaştılar!” der.(6)
Bir hadis meali: “Her kim Kur'ân'ı öğrenir de (Mushafı asar), ilgilenmez ve bakmazsa, kıyamet günü gelir yakasına sarılır: “Ya Rabbî! Bu kulun beni mehcur etti, beni terk edip uzak kaldı, benimle amel etmedi, benimle onun arasında Sen hüküm ver” der” (Âlûsî).

Beş vakit namazını kılan bir insanın günde hiç olmazsa 40 defa okuduğu fatihanın manasını bilememesi hangi mazeretle kabul edilebilir.

Bediüzaman böylelerine şöyle seslenmektedir:
“Bütün ömrünü İslâmiyetle geçiren ve kafasını binler mâlâyâniyatla dolduran adamlar, bir iki haftada, hayat-ı ebediyesinin anahtarı olan şu kelimât-ı mübarekenin meâl-i icmâlîsini öğrenmemesine nasıl mazur olabilirler, nasıl Müslüman olurlar, nasıl “akıllı adam” denilirler?”
Manasına aldırış etmeden okumamız halinde şu ayetin tehdidinden nasibimiz olacaktır:
“Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?”(7)
Böyle bir durumda ürpermemiz gerektiğini, acaba kalbimin üzerinde kilitler mi var diye inlemeli, hemen Kelamı ilahiye yönelmeli, Kuranını Kalbimizin Kıblesi etmeliyiz.

Aşağıya yapacağım alıntıdan da kendimizi teste tabi tutup gerçekten ne kadar kurana yöneldiğimizi sorgulayabiliriz sanıyorum.
“Elde mikrofon sokağa çıkıp rastladığımız insanlara, 'Meâric sûresi deyince zihninizde ne beliriyor? Fussilet sûresinden hatırınızda ne kalmış? Gâfir sûresinden hangi iz duruyor hafızanızda?” diye sorsak, bırakalım lâdinîleri, dindar insanlardan dahi 'birşey belirmiyor, hatırlayamadım, bir iz çıkaramıyo- rum' cevabı almamız mukadder gibiydi….Zihinler çok şey ile dolu. filan cinayette karanlıkta kalan noktalar, avukatın açıklamalarındaki çelişkiler, lig birincisi takımın hangi oyuncuyu hangi kanatta oynattığında daha da başarılı olacağı, filan artistin oynadığı son dizideki filan hareketinin aslında neye karşılık geldiği.. derken, herkes başkalarıyla bir araya geldiğinde konuşacağı, dile dökeceği, saatlerce ve hatta günlerce anlatsa dahi bitmeyecek nice bilgiye, nice malumata, nice habere sahip. Gelin görün ki konu Kur'ân'a gelince zihinlerin, Kur'ân âyetlerine ayrılmış olması gereken nice nice odaları boş, dahası bomboş gözüküyor. Onlara iman etmiş olsak bile, henüz zihnimize inmemiş, mânâ hazinesinden birkaç damla dahi henüz kalbimize inmemiş sûreler ve âyetler var kısacası.(8)
Mehmet Akif merhum da kuranı hayat kitabımız yapamayışımızı şöyle özetler
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezberde!
yoksa bir maksat aranmazmı bu ayetlerde?
Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına; yahut üf-
ler geçeriz bir ölünün toprağına, inmemişrie hele-
kuran,şunu hakkıyla bilin ne mezarlıkta okunmak,ne de fal bakmak için

En baştaki ifadeyi tekrar düşünürsek ümmeti Muhammed (a.s.m.) gibi muhteşem bir orduya Rahmeti Rahman dahil etmişse, Kumandanımız olan Kur'anımızı ne kadar tanıdığımızı kendimize sormamız farz der farz yani farzlar üstü farz bir vazifemizdir.

Rabbim Kuranıyla terbiye ve ıslah olanlardan ve “Kuran Cennetinden” istifadesini ziyade ettiklerinden eylesin. Amin…

Kaynaklar :
1-Bak.Bediüzzaman, Mektubat -26.Mek
2-A'râf Sûresi 156
3-Bak. Bediüzzaman, Mesnevi-i Nuriye - On Dördüncü Reşha
4-Alak Sûresi 15-Cevşen'ül Kebir 53.Kısım
6-Furkan Sûresi 30
7-Muhammed Sûresi 24
8-Metin Karabaşoğlu, Henüz İnmemiş Ayetler


Bu Yazı 2070 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar