Küresel Krizle Birlikte Yeni Bir Dünya Düzeni Kuruluyor
..        
Küresel krizle beraber yeni bir dünya düzeni kurulu- yor. Global ekonomik kriz dünyadaki bütün dengeleri altüst ederek şimdiden kısa ve uzun vadede ciddi ekono- mik ve siyasi sonuçlar üretmeye başladı. Tek kutuplu bir dünya düzeninden çok kutuplu bir dünyaya doğru denge arayışı hızlandı. Şu günlerde Rusya ve Çinin çok kutuplu dünyanın gelecekte baş aktörleri arasında olacağı ifade ediliyor.
Dünyanın gelişmiş sekiz ülkesi (G-8) daha önce global nitelikteki sorunları kendi başlarına toplanarak çözmeye çalışırken şimdi gelişmiş 20 ülkenin bir arada toplanarak meseleler üzerinde konuşarak çözüm üretmeye çalışmaları dünyanın başlı başına büyük bir değişimden geçtiğini gösteriyor. Dünya ülkeleri 1929 ekonomik buhranından bu yana daha büyük bir krizle boğuşmakta olup, ekonomiler yaklaşık iki yıldır hızla devam eden bir daralmayla iç içeler. Ülkeler tarafından trilyonlarca dolarlık peş peşe paketler açılmasına rağmen hala ekonomik krizin dibinin görünüp görünmediği tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Kapitalizm tarihinde ilk defa böyle büyük çaplı bir krizle karşı karşıya bulunuluyor. Hatta ekonomik kriz kapitalizmin kendini inkara sürükleyerek, savaş halinde olduğu devlet ve devletçilik sayesinde ayakta durmaya çalışıyor. Kısaca kapitalist ekonomi anlayışının küresel krizle birlikte büyük bir yara aldığını söyleyebiliriz. Ancak dünya üzerinde güçlü devletler yaşamlarını kapitalist sisteme borçlu olduklarından var güçleriyle sistemi tamir etmeye çabalıyorlar.
Bu çabalar kapsamında son olarak dünyanın gelişmiş 20 ülkesi G20 zirvesiyle ortaklaşa hareket etme kararı alması krizden çıkış yolunda ümit vaat ediyor. Zirveden önce ekonomide yeni bir küresel düzenin kurulacağına ilişkin tahminler yürütülürken G-20'ler sadece IMF ve Dünya Bankası'na yeni kaynaklar sağlanmasına ve bu iki kuruluşun krizinden çıkış konusunda etkin biçimde kullanılmasına karar verdiler. Ekonomilerin canlandırılması ve uluslararası ticaretin yeniden hareketlenmesi için 1,1 trilyon dolarlık tedbirler paketinin yürürlüğe girmesi bekleniyor. IMF'nin kriz için kullandıracağı kaynak 750 milyar dolara çıkarılırken dünya ticaretinin canlandırılması için de 250 milyar dolarlık bir fon oluşturulması planla- nıyor. IMF dünyada kilitlenen küresel piyasaların açılması ile, Dünya Bankası ise fakir ülkelerin ekonomilerinin güçlendirilmesi ile görevlendiriliyor. Ancak IMF kaynakla- rının artırılması fakir ülkeler için bir can simidi olmaktan zi- yade gelişmiş ekonomilerin duran çarklarını döndürmeye yarayacak. Zira geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler, finansman sıkıntılarını giderip yeniden tüketmeye, borç ö- demeye başlayacak.
Bu bağlamda Türkiye'nin, gerek yükselen kotası, gerekse IMF'nin yeni esnek kredi imkanları çerçevesinde Fon'dan çekebileceği kredi miktarıyla geri ödeme koşulla- rında önemli imkanlar getiriliyor. Türkiye'nin, IMF'deki reform sürecinde, 2006 yılı ve sonrasında artırılan kotası- nın yanı sıra, geçtiğimiz günlerde kabul ettiği yeni borçlan- ma politikası, kredi alabilme imkanlarını da genişletiyor. Bu nedenle Türkiye, kotasının yüzde 1000'i oranındaki kredi talebi durumunda 20 milyar dolar, 2001 krizindeki gibi yüzde 1600 oranındaki kredi talebinin kabul edilmesi halinde ise 32 milyar dolar kredi kullanabilecek.
Krizin tekrarına karşı önlemler alınması için denetimsiz kapitalizme karşı dünya malî sisteminde daha güçlü denetim ve gözetim getiriliyor. Zirve sonucu alınan kararlar şirketlere, bankalara ve fonlara sınırsız özgürlük tanıyan AngloAmerikan doktrinine bir darbe olarak görülüyor. Öte yandan vergi cenneti olarak adlandırılan ülkelerin üzerine gidilmesi sıcak ve kontrolsüz paraların denetimi açısından önemli bir gelişme olarak kaydediliyor. G-20 liderleri ilk kez, büyük hedge fonları denetlemek ve küresel finansal sistemi izlemek için yeni bir denetim kuru- mu kurmak konusunda görüş birliği içinde bulunuyorlar.
Ekonomik krizin yol açtığı global sarsıntılar ABD başta olmak üzere AB ülkeleri ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde küresel ölçekte siyasi açıdan güç kaybına da yol açıyor. Her ne kadar global kriz Ülkemizi derinden etkilese de gelişmiş ülkelerin yaşadığı türden bir sorunla karşılaşmaması gerek ekonomik gerekse siyasi açıdan Türkiye'yi bölgesinde yıldızı parlayan bir aktör konumuna getiriyor. Öte yandan Başbakanın Davos çıkışıyla başlayan, Nato restiyle zirve yapan ve ABD Başkanı Obama'nın devlet başkanı sıfatıyla ilk olarak Türkiye'yi ziyaret etmesiyle devam eden olaylar silsilesi Türkiye'nin bölgede ne denli güç sahibi olmaya başladığını teyit eder nitelikte gelişmeler olarak görülmelidir. Bu nedenle ABD'li ünlü stratejist George Friedma'nın öngörülerinde belirttiği üzere orta ve uzun vadede (2040 yılına kadar) Türkiye'nin Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hâkimiyet sağlayacağı günler yakın gibi görünüyor.
Bu Yazı 2510 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar