Kurgulanmış Şablonlar (STORE-TYPES)
..        
Ofisimde oturmuş bilgisayar ile çalışıyordum. Kapı vuruldu ve içeri iki öğrencim girdi. Öğrencilerden biri İngilizce “Hi (Merhaba)” dedi. Ben onun bu İngilizce selamına karşılık “Merhaba” dedim. Sonra Kendisinin Amerika'ya gittiğini ve benimle İngilizce pratik yapmak istediğini söyledi ve başladık İngilizce konuşmaya. Amerika'ya İngilizcesini geliştirmek için gitmiş. Hani şu “Study and work” programı var ya. İşte bu öğrencim de bu program çerçevesinde hem çalışıp hem de okumak; daha doğrusu İngilizcesini pratiğe dökmek için gitmiş. İlginç izlenimleri olmuş; benimle paylaştı. Ben de bunlardan bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle işe başladığı yerde “İnsan Kaynakları Müdürü (Director of Human Sources), kendisinin Müslüman Türk olduğunu öğrenince oldukça ürkmüş. “Şimdi burada terör estirecek bir bela geldi” diye düşünmüş. Tabi kısa sürede bizim öğrencimizin ne kadar terbiyeli ve ahlâklı bir öğrenci olduğunu öğrenince bu düşüncesinden utanmış ve bilahare bu durumu açık gönüllülükle kendisine aktarmış. Amerika'da insanları genelde “Kurgulanmış Şablon” diye uyarladığım “store-type” dürbünüyle değerlendiriyorlar. Açık bir ifadeyle insanlara “at gözlüğü” ile bakıyorlar. Örneğin Usame Bin Ladin'den ötürü tüm Müslümanları “terörist” olarak niteliyorlar ki, bunu öğrencim de yaşamış. Yani Amerika'da önceleri bir terörist gibi görülmüş ancak bunun böyle olmadığını bilahare anlamışlar.
Bu öğrencim Müslüman bir Türk gencinin nasıl olduğunu hareketleriyle, çalışkanlığıyla ve dürüstlüğüyle sergileyince, İnsan Kaynakları Müdürü'nün dikkatini çekmiş. Sezar'ın hakkı Sezar'a, Amerika'da çalışkan olanlar ödüllendiriliyor. Bu öğrenci de ödüllendirilmiş. Önceleri önemsiz bir işte çalıştırılırken, bilahare sorumluluk gerektiren önemli bir işin başına getirmişler. Bediüzzaman'ın da işaret ettiği gibi, biz İslam'ı hareketlerimizle güzel yaşayarak örnek teşkil etsek, sair dinlerin temsilcileri fevc fevc İslam'a koşacaklar ve İslamiyet'in ne kadar güzel bir din olduğunu görecekler.
Bizim en büyük eksikliğimiz, ülkemizi ve insanlarımızı dışarıya çok iyi tanıtamıyoruz. Çalışmak için gidenlerin çoğu da bunu yapamıyor. Dolayısıyla bu ülkelerin bakış açıları da temsilci olarak gönderdiğimiz insanların davranış biçimleriyle şekillenmiş oluyor. Bence devletimizin bu konuda bir şeyler yapması gerekir. Örneğin yurt dışına çalışmak veya öğrenim görmek için gidecek olanların bir eğitimden geçirilmesi gerekir. Onlara ülkemizi en iyi şekilde nasıl temsil etmeleri gerektiğine dair telkinlerin yapılması gerekir. Başka ülke insanlarının ülkemiz hakkındaki önyargılarını ve ezberlerini bozacak bir ruh haleti aşılayacak oryantasyona tabi tutulmaları gerekir.
Bizim devletimiz ve insanımız, her şeye rağmen, dünyada en kaliteli ve güzel özelliklere sahiptir. Bunu çeşitli ülkelere yaptığım yurtdışı gezilerimde bizatihi müşahede ettim. Örneğin Almanya'da iken, bir an önce ülkeme geri dönmeyi özlemle arzuladım. Her ne kadar bu ülkeler gelişmişseler de, onlardaki insanlık bizimki kadar gelişmiş değildir. Ancak biz kendi içimizde bir türlü konsensüs sağlayamıyoruz. Komşumuz Irak'ta olan hadiseler, bizim için ne kadar önemli bir örnek teşkil ediyor değil mi? Ama biz hâlâ kendi içimizde Kürt-Türk, laik-anti laik gibi ayrımlar yaparak kendimize en büyük kötülüğü yapıyoruz. Yine birileri çıkıyor “biz, sizleşemeyiz” gibilerden bölücülük ifadeleri sarf ediyor. Yüzlerce yıldır böyle bir ayırım yapmadık; biz, bizdik; kız aldık-kız verdik; akraba olduk, dost olduk, omuz omuza savaştık. Yine omuz omuza vererek ülkemizi çok iyi yerlere taşımalıyız. Hareketlerimizle, çalışkanlığımızla, dürüstlüğümüzle bir toplum olarak sair ülkelere örnek teşkil etmeliyiz. Unutmamalıyız ki, bugün hâlâ Müslüman ülkelerin çoğu bizim ülkemizi bir “Lider Ülke” olarak görmektedir. Onları hayal kırıklığına uğratmamalıyız.

Bu Yazı 2278 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar