Kurşun Kokuyor Kelebekler
..        

Ey gözlerine sevdayı, yanaklarına neşeyi düşüren çocuk!
Hani umutlarım diyerek senin yüreğin de bir çocuğun düşlerini bilsin diyerek, bir martıyı benim ülkeme salıvermiştin ya..Yüreğimde asırlardır saplı , paslı bir bıçağın ucu, martının o körpe gövdesine değdi. Kan revan oldu ak güllerin kıskandığı, martının beyazı..Kandan damlalar büyüdü kanadında. Ey kahkülü kirpiklerini süsleyen güzel çocuk, umudunu beyazı, yüreğimde gülün alına gönül verdi…
Sen ki, adım attığın toprakların ülkesine bahar ekmeliydin, papatyaların en kokulusu en tazesi can bulmalıydı bakışlarını dolduran vadilerde…Minik çiçekleri ile, mor edalı sümbüller , çocuk şarkılarının nağmelerini yazmalıydı ince dudaklarına….
Sen ki, daldığın her uykuda nazlı bir ceylan gibi ovalarda sekmeliydin. Sen çocuktun… Karıncaların küçüklüğüne. ağaçların büyüklüğüne şaşırmalıydın. Bulutlara kadar uzayıp, onların üzerinde uykuya dalmayı hayal etmeliydin…
Sen ki, bir serçe kuşu olup gökyüzünü feth etmeliydin küçük kanatlarınla. Yemyeşil bir ormanda kırmızı renkli bir kelebeğin peşinden, kaygısızca koşmalıydın ta ki,yorulana dek. Gecenin lacivert rengine kapatıp gözlerini düşler ülkesinin kapısını aralamalıydın annenin sıcacık kucağındayken. Yağmurların saçlarından tutunup gökkuşağından kaymalıydın…
Sen çocuktun… Ölümsüzleşmeliydi yedi renkte,dudaklarında açan tebessümün..Yarının anlamı, umudun rengi dediğin martılarını savuracağın bir sürü yürek olmalıydı sana…
Oysa kan değdi martının akça pakça gönlüne. Elindeki umut fırçasıyla üzerlerine beyaz benekler kondurmanı beklerken gelincikler, tatlı bir su gibi kanın onların rengine karışıyor şimdi…
Yağmur, parmaklarına sığınan hayallerin resmi değil, anne sıcaklığına sığınan bedenine düşen gönül yarası şimdi.
Gümüş renkli kelebekler gözlerini önce yağmura sonra da senin gözlerine açmalıydı, boğulmalıydı düşlerin onların kanatlarında. Oysa kelebek yavruları boğuluyor şimdi kül renkli bir kurşunun sesinde. Nefret biliyor, gül deren bıçakları…. Sevgiye muhtaç ömürler, çocuğa muhtaç topraklara acı döküyor şimdi..
Mavi bir sonbahardan geçtin, yüreğin pembe bir kışın ortasındayken, renklerin, kurşun rengine büründü mahzun çocuk.
Yağmur kokmalıydı dolunay misali sözlerin. Sel vurdu da, talan mı oldu masum bakışların? Anne kokusuna aşina kalbin , beyazlar giyinip ayrılacak mı bu dünyanın tantanasından?
Sen daha cemresindeydin baharın…
Cemrene kar düşürdüler…
Bende ise, yüreğimde paslı bir bıçak, üzerimde ak pak bir martının kanı…Gözyaşlarım yıkayıp çıkaramıyor kan izlerini. Küçük avuçlarında beslediğin dev martın denizler dolaşmalıydı, okyanuslar aşmalıydı. Beyaz, ebedi elbisenin değil, yarınının rengi olmalıydı.Sen sebepsiz gülmeliydin… Şimdi bir bomba sesinde son bulurken nefesin, ağlamana bile izin vermiyorlar. Cihan kirpiklerinde ıslanıyor ey güzel çocuk..
Oysa her kuşla ayrı ayrı tanışmalıydın, avucunda bir serçeyi öpüp koklamalıydın, uçmayı istemeliydin. Sen çocuktun… Kuşlara da beyazları giydiriyorlar çocuğum Yedi renkli kelebeklere de…Sevgiye de… kapanacak bir gün gözleri,kuşlara beyazlar giydirenlerin, sen gözlerini açtığında… ve sen kapayıncaya kadar onların gözleri sonsuzluğa kapanacak..Sevmeyi sevmiyorlar çocuğum…Martıları da.
Sen bir çiçeğin dalında koklamalıydın en mavi kelebeği… Şimdi kelebekler bile kurşun kokuyor çocuğum…


Bu Yazı 2477 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar