Kürt Sorunu ve Kürt Dili Meselesine Kısa Bir Bakış
..        
Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde vatandaşlık tanımı yerine ırkçılık tanımı yapılmıştır. Buda ülkemizde etnik çatışmaların temelini ve zemini oluşturuyor. Bugünkü PKK terörü zannedildiği gibi otuz yıllık bir sorun değil kökü Cumhuriyetin kuruluşuna kadar giden eski ve köklü bir sorundur. Dış düşmanların da bu meseleyi manipüle etmesi ile sorunun bu raddeye nasıl geldiği az çok anlaşılır. Yani sorunu çoğaltan dış etkenler olduğu gibi iç etkenlerde vardır. Biz bugüne kadar hep dış etkenler üstünde konuştuk. Halbuki sorunun kökü ve temeli içimizde duruyor. İçimizdeki sorunları halletmeden dış sorunlarla baş etmek pek mümkün değildir.
Yıllarca bir milleti görmezden gelip dilini, örfünü, coğrafi şartlarını hiçe saymak ve zorla onları Türklerin ikinci sınıf bir boyu şeklinde tarif etmek elbette hakkaniyete ve kardeşlik hukukuna uygun değildir. Tabi bu yaklaşım tarzı Türk milletinin bütününün değil devlete hükmeden ırkçı ve dinsiz bir elit zümrenin yaklaşım tarzıdır. Bu zümre kendilerini asil ve soylu görüp bu ülkenin gerçek efendilerinin kendileri olduğunu iddia ediyorlar.
Muhafazakar halk tabakası ise cahil, soysuz, ne istediğini bilmeyen bir kısmı kıro, bir kısmı dinci bir kısmı görgüsüz bir kısmı da demokrasi yanlısı ikinci cumhuriyetçi aydın tabakasıdır. Gerçek çoğunluk ve gerçek millet bir avuç aristokrat zalim tabakanın tahakkümü altında yaşıyor. Ülkemizde her on senede bir askeri darbenin yapılış gayesi bu zümrenin kendi sultasını sağlama alma gayretidir. Zira cahil ve ne istediğini bilmeyen bu millet kendi başına hareket edemez bunlara bir çoban bir efendi gereklidir. İşte bu düşünce ve bu psikoloji ile milletin seçtiği meşru hükümetler hep aynı yöntem ile alaşağı edilmiştir. Muhtemelen Kürt sorununun banisi ve devam ettiricileri de bu elit zümredir. Bu seçkin zorba takımı Türkiye de suni ve kronik bir çok sorunlar oluşturmuşlardır ve bu sorunların devamı içinde var güçleri ile çalışıyorlar.
Mesela kavimlerin kendi dillerini muhafaza etmesi ve konuşması en tabi haklarıdır. Çok milletli bir devlette, resmi bir dilin olması elbette gereklidir. Ama resmi dilin dışında her kavim ve millet kendi dilini konuşup örfünü muhafaza edebilmelidir. Bunlar üstünde bir baskı kurulmamalıdır. Baskı ve zulüm insanları birleştirmez aksine geri birleşmeyi imkansız kılacak şekilde ayrıştırır.
Yıllarca Kürt dili bu elit zorba Kemalist zihniyet ve ırkçı takımı tarafından yasaklar ve küçük görmeler ile engellenmiştir. Elbette yasaklar ve zulümler insanları farklı kulvar ve sahalara iteler. Yani terör ve anarşi gibi toplumsal hastalıklar haksız yasak ve baskıların yavrusu ve neticesi hükmündedir. Bugün PKK terörü aslında yasak ve baskıların mimarı ve ülkeye hakim olan seçkin zümrenin gayrı meşru veledi hükmündedir. Halbuki Kürt milleti kimlik ve dil olarak tanınıp vatandaşlık ve dindaş mantığı ile kucaklansa idi bugün terör ve anarşi diye bir sorun olmayacaktı. Kürtlere dağ Türkleri yakıştırmasını yapıp zorla bu milletin kimlik ve dilini inkar edip yasaklamak şövanist ve faşizan bir yaklaşımdır.
Halbuki herkesin olduğu gibi kabul edildiği ve herkesin dilini ve örfünü rahatça yaşadığı demokratik bir rejim insanları bir birine daha da kaynaştırır ve bir birlerini sevmesine de vasıta olur. Bu genişlik ve ileri görüşlülük maalesef çağdaş ve uygar olduğunu iddia eden Kemalist elit tabaka tarafından çeşitli vasıtalarla askeri darbe ve muhtıralar gibi hep engellenmiş ve halende engellenmek istenmektedir.
Üstad Hazretleri bu genişliği ve ileri görüşlülüğü ta o zamandan görmüş ve şu şekilde tespitte bulunmuştur: İkincisi: Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc; ve lisân-ı Arabî vâcip, Kürdî câiz, Türkî lâzım kılmak. Münazarat
Yani fen ilimleri ile medrese ilimlerinin beraber okutulduğu ve yine orada lisân-ı Arabî vâcip, Kürdî câiz, Türkî lâzım kılmak gerekir. Bu üç dilde tedrîsât yapılmalı, talebeler bu üç dilde ihtisas sâhibi olmalıdır. Din ilimlerinin dili olan Arapçanın yanında Kürtçeyi de serbest bırakın, devletin resmî dili olan Türkçe de öğrenilsin diyerek ta o zamandan günümüze reçeteler sunmuştur. Şimdi resmi ideolojinin elit Kemalistlerin yaptığı gibi bir millet ve dili görmezden gelinip inkar edilmemelidir. Aksine dilini ve örfünü anayasa garantisine alıp daha da bağrına basmalıdır. Kürt sorununun temel iki rüknü eğitimsizlik ve inkardır. Yani onları yok saymak ve yeterince eğitimin götürülmemesidir.
Üstad Hazretlerinin doğu için tasarlamış olduğu Medresetü'z-Zehra projesinde okutulacak diller için; Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürtçe caizdir, demesinde, Kürtçe'nin resmi bir devlet dili olması anlaşılmaz. Tam tersine olarak caiz diyerek; konuşulması, öğrenilmesi meşru, fakat zorunlu değildir anlamı çıkar. Zira lazım ile vacipte bir zorunluluk manası vardır, ama caiz de ise sadece kişinin kendi tercih manası hükmeder. Yani bu medresede Arapça ve Türkçe zorunlu dillerdir. Kürtçe ise isteğe bağlıdır. Dileyen bu dili kullanıp öğrenebilir demektir.
Yıllarca Kürt dilinin yasaklanması meşru olmayan güçlerin ve zararlı gurupların propaganda malzemesi haline gelmiş ve bölge halkının kandırılmasında kullanılmıştır. Halbuki devlet Kürt dilini eğitim kurumlarında meşru bir şekilde tanıyıp öğretse idi bu zararlı gurupların plan ve projeleri suya düşer ve dil sorun olmaktan çıkar önemli bir çözüm aracı olabilirdi. Devlet okullarında sair milletlerin dilinin okutulması üniter devlete zarar vermiyor da sadece Kürt dilinin okutulması mı zarar verecek anlamak güç. Yine yüz yıllarca aynı isimle anılmış ve öyle kabul görmüş isimleri kaldırıp yerine zorlama eseri olarak Türkçe isimlerin dayatılması ırkçıların asimile mantığı ile aynıdır. Yani bölge halkı kendi yaşadığı şehir ve beldenin ismini nasıl tanımlamak istiyorsa öyle tanımlar buna devletin müdahale edip şekillendirmek istemesi hiçte çağdaş ve uygarlıkla bağdaşmaz.
Farklı millet ve kavimler aynı çatı altında yaşamak istiyorsa bir birine tahammül edip saygı duymaları gerekir. Devletin de bu saygı ve tahammülü destekleyen politikalar üretmesi gerekir. Yani devlet adalet ve vatandaşlık haklarını tatbik ve muhafaza etmekle sorumludur. Yoksa bir bölge yada bir millete taraf olup diğerini münkirane hareket ederse o zaman çatı olma vasfını yitirir adil ve şefkatli olamaz. Bu sebeple devlet otoritesi temel noktalara birleştirici olurken detay ve yerel noktalarda da alabildiğine özgürlükçü ve geniş olması gerekir. Yani devlet Hakkari'nin temel noktalarda devleti ve muhafızı olurken dil, kimlik ve örfünün de garöntörü olmalıdır. Bu ölçüler ışığında meseleye baktığımız zaman yapılan bu zorbalık ve yasakların bu milletin bölünmesinde ve ayrışmasında planlı ve programlı kullanıldığı çok açık olarak anlaşılıyor.
Bazı marjinal ırkçı kesimin saldırgan tavırlarına bakıp bu özgürlük ve demokratik açılımlarına ara vermek yada ürkmek sorunu biraz daha derinleştirir ve kronik hale sokar. Türk milleti sağ duyuludur alicenaptır asla zulüm ve haksızlıklara taraf olmaz ve olmamıştır. Bu yüzden hükümet çoğunluğun hissiyatına uygun olarak demokratik ve özgürlükten yana açılımlarını devam ettirmelidir. Belki hükümet bu demokratik açılımlar ile bazı muzır azınlıkların düşmanlığını kazanacak ama çoğunluğu temsil eden bu milletin duasını ve rızasını da beraberinde kazanacaktır.
Özet olarak eğitim sistemi Üstad Hazretlerinin ifade ettiği gibi fen ve din ilimlerinin beraber okutulduğu ve gereksiz ve anlamsız yasakların kalktığı bir eğitim sistemi olmalıdır. Üstad Hazretlerinim şu ibareleri Doğu sorununun ne olduğunu ve nasıl çözülmesi gerektiğini ifade etmekte kafi bir ibaredir başka söze ihtiyaç yoktur denilse mübalağa olmaz o söz şudur: “Hamisen: Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz; fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa'yiniz ya hebâen gider, veya muvakkat, sathî kalır.” (Mesnevî-i Nuriye Hubâb)
Bu Yazı 2347 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar