Kuvvetli Bağlar
..        
Bedîüzzamân Saîd Nursî hazretleri, Hutbe-i Şâmiye isimli eserinde geri kalışımızın sebeplerini tahlil ederken: "Ehl-i îmânı birbirine bağlayan nûrânî râbıtaları bilmemek." Başlığı altında önemli bir hususa dikkatleri çekiyor.
Gerçekten, insanlar arasında, özellikle aynı inançları ve kültürleri paylaşanlar arasında o kadar çok ve kuvvetli bağlar var ki, bunlar değil beşeriyeti; kocaman gök cisimlerini bile bir arada tutabilecek güçtedirler. Ama, talihsizliğe bakın ki, ilgisizlikten ve bilgisizlikten doğan bir durum sebebiyle ne onları tanıyabilmiş, ne de istifâde edebilmişiz...
Risâle-i Nûr Külliyâtının muhtelif yerlerinde serpiştirilen ve rûhumuzda yer eden bu râbıtaları bütün hayâtımızda akıldan çıkarmamak, gözden ırak tutmamak lâzımdır. Keşke, bütün insanlara bu güzel hakîkatleri anlatabilseydik... Tabiî, bu anlatma sözle olduğu kadar fiille de olmalıdır. Âlemlerin yaratıcısı ve terbiye edicisi olan Cenâb-ı Hakk'ın kelâmı bize her hususta rehber olmalıdır. Kelâmullâh'ın tebliğcisi Hz. Muhammed (sas) Efendimiz, ömür boyu tâkip edilecek önder olmalıdır. Binlerce kulvara sâhip o büyük İslâmiyet caddesinde gidenlere, sür'atine uygun bir kulvarı tavsiye edip yol gösteren mürşitler çalıştırıcımız olmalıdır.
Gayede birlik yeter şarttır. Yoksa, vâsıtalarda, vesîlelerde birlik aramak mümkün olmayanı istemektir. İlâhımız bir, peygamberimiz bir, kitabımız bir, kıblemiz bir.. şeklinde sayısız birlik vâsıtaları varken, indî ve keyfî vesîleler aramak birliği istemediğimizin alâmetidir. Beşeri sun'î şekilde bölmek, yalnız bugünün işi değildir. Yaratılalı beri, nefsin aşağılık istekleri ve şeytanın kötülükleri telkini yüzünden, insanlar çeşitli gruplara bölünegelmiştir. Yaratan Rabbimiz, bizi ırklara, kavimlere, kabîlelere taksim ederken bölünmemizi değil; tanışıp bilişmemizi murat etmiştir. İnananların ırkları ne olursa olsun, en kuvvetli, hakîkatli râbıta ve milliyetleri ancak İslâmiyettir.
Âile, akrabâlık, komşuluk, hemşehrilik, meslektaşlık, fikrî ve amelî benzerlikler, ortak zevkler, müşterek dertler, vatan ve dil birliği gibi pek çok râbıta milyonları birbirine bağlamaktadır. Bütün bunların her birinin ayrı ayrı sorumlulukları, ayrı ayrı faydaları vardır. Her birinin yeri, diğerinin yerine ikame edilemeyecek kadar önemlidir. Her birinin kendi çapında riyâseti vardır. Hiçbiri diğerine fedâ edilemez.
İnsanoğlu nasıl bütün kâinâtın özeti sayılabile- cek bir maddî ve mânevî yapıya sâhipse, insanlar arasında geçerli olan münâsebetler de o derece girift ve birbirini tamamlayan kıymettedir. Beşerî ve içtimâî alâkalar, beşerin ehemmiyeti nispetindedir.
İnsanlar birbiri ile konuşarak, fikirlerini korkma- dan ve çekinmeden açıklayarak, kimseye baskı yapmadan inançlarını anlatarak gelişebilirler. Nasıl ki, maddî alanda kavuşulan bugünkü yükselişin temelinde yardımlaşma, dayanışma ve fikir teâtisi yatmaktadır. Mânevî birliğin esâsı da bunun gibidir. Kültürler seçilerek ve tercih edilerek yerleşirler.
Zorbalığın, tahakkümün, kahır ve cebirin mede- niyeti olmamıştır. Bu sıfatlar ancak yağmalamış, yakmış, yıkmıştır.
Âfetler gibi, önüne geleni sürükleyip götürmüş- tür. Onlardan artakalan yalnız zulüm, gözyaşı, şiddet ve lânetlemedir.
Müslüman âlimlerin binlerce cilt kitaplar doldur dukları bütün iyi ve güzel sıfatlar, huylar, davranış- lar insanlar arasındaki râbıtaları târif etmektedir. Ama bunlar, ne yazık ki, efsanelerdeki sihirli kelime- ler gibi yalnızca söylenmekle herhangi bir tesir göstermezler.
Etkilerini görmek için onları kabul edip, benimse mek ve nefsinde yaşamak gerekir.

Bu Yazı 2442 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar