Lamartin’in Hz. Muhammed’e bakışı
..        
Hz. Muhammed'in hayatı birçok yönüyle önemlidir: Onun müşrik bir sosyal yapı içinde doğması, elli üç yıl cahiliye toplumu içinde yaşaması, ilk vahiyle birlikte İslam'ın kıvılcımını harika bir süratle Mekke'de tutuşturması, çağrısında zorluklara karşı dayanması ve benimsediği stratejisi, tebliği devam ederken Müslümanlara yapılan işkencelere, yeni dine girenlerin cahiliye hukuku ve yönetimince ayrımcılığa tabi kılınması vb.
Muhammed Hamidullah, Lamartin'in Fransızca kaleme aldığı “Türkiye Tarihi”inin önsözünden, Hz. Muhammed hakkında aşağıdaki satırları Arapça olarak bize aktarmıştır. Bendeniz onları dikkate değer bulduğum için Türkçe olarak sunmak istiyorum.(1) A de Lamartin Peygamber Efendimiz Hakkında şöyle diyor:
“Hiçbir insan asla, kendisi için ihtiyarıyla yahut ihtiyarsız, bundan (Hz. Muhammed'den) daha yüksek bir hedefi gaye edinmedi. Çünkü gerçekten bu hedef, takat-ı beşer fevkinde olanlar içindedir: Yani, Halik'la yaratılanlar (insanlar) arasına hulul eden hurafeleri paramparça etmek; Allah'ı insanlara, insanları Allah'a ulaştırmak, putperestlik vasıtasıyla bozulmuş (Allah inancı ve ) maddi tanrılar yerine, ulûhiyet hakkında makul ve doğru düşünceyi ihya etmek.
Ve hiçbir insan asla, bunun kadar kısıtlı vesilelerle, beşer takatı fevkinde bir işe başlamadı. Çünkü gerçekten o, hedefini tasavvur ettiğinde ve onu gerçekleştirdiğinde, yalnız kendinden başka bir âlete sahip değildi ve sahranın çevresini kuşattığı yerde, bir takım bedevilerden başka yardımcılar da bulmadı.
Yine hiçbir insan asla, onun âlemde büyük ve devamlı bir inkılâbı gerçekleştirip başarıya ulaştığı gibi, bu kadar kısa zamanda (bu kadar büyük bir) başarıya ulaşmadı. Çünkü o İslam'a çağrıyı ayağa kaldırmasından ve onun eline silahı (fetih gücünü) vermesi üzerinden yirmi yıl geçmeden; üç tarafıyla Arap ülkelerine hâkim oldu: -Hıcr, Badiye ve yemen.- Ardından Farsların, Horasan'ın ve Maveraünnnehr'in, Batı Hindistan'ın, Suriye, Mısır, Nubya'nın ve Akdeniz'in birçok adasının, Endülüs, Fransa ve bütün Kuzey Afrika toprağının ruhlarını (insanlarını) Allah'ın birliği için fethetti (onları İslam'a kazandırdı).
İstenen şey büyük, vesileler kıt (az) ve sonuçlar da büyük olursa; bu üç ölçü (o sonucu gerçekleştiren) insanın dehasına delildir. Öyleyse insanlık açısından, modern tarihteki büyük insanlardan hangisi Muhammed (S.A.V.) ile mukayeseye cesaret edebilir? Çünkü onların meşhurlarının en önde geleni; ancak orduları, kanunları veya devletleri harekete geçirdi ve bir şey tesis ettiği zaman da henüz kendileri yaşarken yıkılan maddi hâkimiyetler kurdu. Ama o (Hz. Muhammed), orduları, teşriâtı,(2) devletleri, milletleri, hükümdarlık sülalelerini ve insanlarla meskûn yer küresinin üçte birinde, insanlardan milyonları harekete geçirdi. Daha ötesi o, (gayr-i İslami) bütün kurbanların, tanrıların, dinlerin, fikirlerin, inançların ve ruhların (zihniyetlerin) dışında olanı harekete geçirmişti.
Hem o (davasını) bir kitabın esası üzerine bina etmişti ve böylece onun her harfi bir kanun oldu; ruhani bir milliyet (inanç birliği), bütün dillerin ve ırkların milletlerini içine aldı. Ardından o, ebedi bir karaktere benzeyen bu İslamî kavmiyete (milliyete) batıl tanrıların düşmanlığını ve hükmü her şeye geçen ve maddi olmayan tek (vahid) Allah'ın sevgisini nakşetti. Ayrıca, vatan sevgisi de bu milliyetin benzeri gibidir ki, o milliyet vatanın mahremiyetlerini çiğneyenlerden intikamını aldı. Hz. Muhammed'in ashabı gözünde, göklerin melekûtu güzel hasletlerdendir. (Onlar uhrevi, yüksek kişilerdir.) Ve âlemin üçte birinin onun dininin menfaatine fethi, Muhammed'in mucizelerindendir. Yahut şöyle diyelim: Bu bir insan mucizesi değildir, aksine bir dinin mucizesidir. Gerçekten Allah'ın vahdaniyeti inancı, hurafe kaynaklı tanrıların inançları önünde bu konuda tek başına bir kuvvet oldu. Şu haysiyetle ki, bu iman onun iki dudağı üzerinde patladığı zaman, put mabetlerini yaktı ve nuruyla âlemin üçte birini ışıklandırdı.
Bu adam, bir yalanın savunucusu olan büyük bir aldatıcı (hilekâr) mıdır? Hayatını ve tarihini araştırdıktan sonra, onu böyle göremiyoruz. Çünkü yalancılık savunuculuğu, asli inanca nispetle bir riya ve nifaktır, nifakta insana güven veren ve başkasına itminan ilham eden bir güç yoktur. Nitekim yalan sözde de sadakatin gerçeğindeki güç bulunmaz.
Mekanik ilminde yükselme kuvveti, itme ve iş yapma

Bu Yazı 6135 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar