Lanetli Milletin Vahşeti
..        

GİRİŞ
11 Eylül saldırıları, Afganistan' ın işgali, Irak' ın işgali…kan, göz yaşı, insan onurunu ayaklar altına alan işkenceler, vahşetler, dehşetler, emperyalist Batılı vampirlerin masum sivil Irak halkını bin bir çeşit zulüm ve çileye maruz bırakması…derken…
12 Temmuz 2006' da İsrail havadan ve karadan saldırıya geçerek Lübnan' ıişgale başladı. İsrail ordusu en gelişmiş uçaklarının taşıdığı en geniş bombalarını ve füzelerini doğrudan sivil halkı hedef alarak masum insanların tepesine yağdırmaya başladı. Zalim kudurmuştu bir defa. Ne çocuk diyor, ne kadın diyor çaresiz insanların üzerine füze ve bomba yağdırıyordu. Lübnan bir anda yıkılan binaların enkazlarıyla, parçalanan çocuk cesetlerinin darma dağın olan organları ile dolup taştı.
İnsanlar şaşırdı.Kimse ne diyeceğini bu vahşeti nasıl tasvir edebileceğini bilemedi. Bu nasıl bir canavarlıktı , bu nasıl bir medeniyetti ?…kimse tasvir edemedi.Kelimeler vahşet ve zulmün boyutlarını anlatmakta yetersiz kaldı.
Yeni şafak gazetesinden Salih Tuna ortaya çıkan manzara karşısında adeta isyan ediyor ve şunları yazıyordu:
“Dinci faşist İsrail Devleti sivil halkın üzerine bomba yağdırıyor.
Bir yolun kenarına düşmüş parçalanmış bir bebek.Beyni sedyeye akmış, kafası paramparça olmuş bir çocuk. Yanmış, kömür olmuş cesetler. Kolları, ayakları kopmuş insanlar. Allah'ım bu nasıl vahşet; bu cesedin başı nerede, gövdesi nerede, bu el kimin, bu hangi parçası insanın? ABD, İsrail güvenliğini koruma hakkına sahiptir demişti ya, İsrail Devleti bu hakkını Lübnan' lı sivillerin üzerine canice kullanıyor işte.
Lübnan katliamını hiçbir kalemin gücü yetmez anlatmaya! Öyle bir barbarlık ki, Picasso'nun Guernica tablosunun dili tutulur, Hitler görse şaşırır. Bu nasıl katliam, bu nasıl vahşet? Yüzü parçalanmış çocukların yüzüne nasıl bakılır? Kıyamet gelsin, gelecekse…”
Bu vahşet niye, bu zulüm niçin, İnsan insana böyle bir vahşeti nasıl reva görebilir?Petrol için mi Lübnan'lı bebeler Yahudi füzeleriyle parçalanıyor. Dünya niçin sessiz, vicdanları niçin duyarsız, hamiyet duyguları niçin kabarmıyor.?
Bunca vahşeti kimler, niçin yapıyor. Bu gidişatın sonu nereye varacak?
Bütün bu sorulara cevap bulabilmek için geniş bir dosya açmamız; gelişmeleri, dünü, bugünü ve yarını ile analiz etmemiz ve neden-sonuç bağlarını iyi kurmamız gerekir.
Açmış olduğumuz Filistin dosyasının istifadeye ve uyanışa vesile olması dileği ile dosyanın tamamını sabır ve dikkatle okumanızı tavsiye ediyoruz.
Yahudilerin ve Filistin'in Tarihi Geçmişlerine Kısa Bir Bakış
Tarihçiler , Yahudilerin Hz. Nuh'un oğullarından Sam'ın neslinden geldiklerini tahmin ederler . Hz . İbrahim'in 2 oğlu olmuştur . Hz . Hacer'den doğan oğlu Hz . İsmail'in soyundan Arapların ; Sara Hatun'dan doğan oğlu Hz . İshak'ın soyundan da Yahudilerin geldiğine inanılmaktadır .
Hz . İshak'ın da Esav ve Yakup ( jakop ) isminde iki oğlu olur . Hazreti Yakup peygamberlik vazifesi ile görevlendirilir . Lakabı << İsrail >> olan Hz . Yakup'un çeşitli hanımlarından 12 oğlu olur . Hz . Yakup'un her oğlunun neslinden İsrailoğullarının bir kolu türemiştir .
Hz . Yakup'un en çok sevdiği oğlu olan Yusuf'u çekemeyen diğer kardeşleri onu bir kuyuya atarak babasına Yusuf'un öldüğünü söylerler . Yusuf'u kuyuda bulan kervancılar onu köle olarak sattılar . Yusuf ( a.s.) köle olarak gittiği Mısır'da önce Mısır azizi ( hazinedarı ) oldu ve Allah tarafından Peygamber olarak görevlendirildi .
Mısırda Kıptiler ve Amelika Kavmi olmak üzere iki ayrı kavim vardı . A'melika Kavmi Firavun liderliğindeki Kıptileri yenerek idareyi ele geçirmişlerdi . Hz . Yusuf babası Hz. Yakup ve kardeşlerini Kenan diyarından ( Filistin'den ) mısır'a getirtti . Amelika Kavminin son meliki olan Reyyan Bin Velid İsrailoğullarına çok lütufkâr davrandı . Hatta onun Hz . Yusuf'a iman ettiği tahmin edilmektedir .
Hz . Yusuf ' un vefatından sonra Firavunlar Mısırda idareyi yeniden ele geçirdiler . Ancak o zamana kadar İsrailoğullarının sayısı çok artmış , Kıptilerin yanı sıra Mısır'da ikinci büyük kavim haline gelmişlerdi . İsrailoğullarının nüfusu kalabalık olması ve sürekli artması firavunları sürekli endişelendiriyor , ve tekrar iktidarı kaptırmaktan korkuyorlardı . Onun için israiloğullarına karşı çok büyük bir baskı ve zulüm uygulamaya , onları çok ağır işlerde çalıştırmaya başladılar ve bütün israiloğullarını köle yaptılar . İsrailoğulları ağır işlerde zulüm altında ezilirken firavun ve Kıptiler debdebe ve sefahat içerisinde yaşıyorlardı .
Firavun'un zulümlerinden bıkan İsrailoğulları dedelerinin yurdu olan Kenan Diyarına gitmeyi çok istiyorlar , ancak Firavun'un elinden kurtulamıyorlardı . Zamanla Firavun onlardan Hz .Yusuf'un dinini terk etmelerini ve Kıptilerin yaptığı gibi ilah olarak kendisine ( firavuna ) tapmalarını istemeye başlamıştı . İsrailoğulları birleşseler aslında firavunu devirebilecek güce sahiptiler . Ancak kendi aralarındaki geçimsizlikler , kalleşlikler ve menfaat uyuşmazlıkları nedeniyle bir türlü bir araya gelemiyor ve güç birliği yapamıyorlardı . Zamanla Hak dininden uzaklaşmaya , unutmaya ve Kıptilere benzemeye başlamışlardı .
Hak dinini tamamen unutulmak üzere olduğu ve Firavun'un zulmünün çok şiddetlendiği bir dönemde Allah ( c.c. ) Hz. Musa'yı peygamber olarak gönderir . Hz . Musa , Firavuna karşı çok büyük bir << Tevhid >> mücadelesi başlattı ve zulüm altında inleyen israiloğullarını firavunun ve Kıptilerin zulüm ve eziyetlerinden kurtarmaya çalıştı . Çok büyük ve çok açık mucizeler gösterdi . Allah ( c.c. ) de israiloğullarına çıkış yolları gösterdi ve büyük lütuflarda bulundu . Ancak nankör israiloğulları her fırsatta Hz . Musa'ya ihanet ettiler ve her fırsatta Allah'a şirk koşma yoluna gittiler . Hz . Musa bir taraftan mutlak küfür içinde olan Firavun ile diğer taraftan da kendi kavminin sürekli içine düştüğü şirk bataklığı ile mücadele ediyordu .
Firavun ve Kıptilerin dayanılmaz işkencelerine maruz kalan Hz .Musa ve kavmi Allah ( c.c. ) nün emri ile tam 40 sene sabrederek sürekli onları imana davet etti . bundan sonra Allah ( c.c.) Hz . Musa ' ya israiloğllarını da alarak Mısır'dan ayrılmalarını vahyetti . Firavun'un onları takip edeceğini fakat bundan korkmamalarını bildirdi .
İsrailoğulları , Hz . Yusuf'un vasiyeti üzerine onun tabutunu da alarak gece vakti Mısır'dan ayrıldılar . Sabahleyin Firavun ve ordusu Hz . Musa ve kavminin peşine düştü . İsrailoğulları , bir süre sonra yakalanacağız , öldürüleceğiz diye sızlanmaya başladı . Kızıl- deniz kıyısında firavun ordusu yetişti . Allah'ın inayeti ile Kızıl Deniz yarıldı ve israiloğulları selametle geçtiler . Onları takip eden firavun ve ordusu boğularak helak oldular .
Hz . Musa 'nın vefatından sonra onun yanında yetişen Hz . Yûşa peygamberlikle vazifelendirildi . Hz . Yuşa Allah'ın emri ile zorbalarla savaşmaya devam etti . Yûşa (a.s.) ve israiloğulları Şeria Nehrini geçerek Eria şehrini kuşattılar ve şiddetli çarpışmalardan sonra şehri fethettiler . Böylece çöl hayatından kurtularak dedeleri Hz . Yakup'un vatanı olan Kenan iline yani mukaddes topraklara kavuştular .
Hz . Yuşa 'nın vefatından sonra “ Hakimler Devri “ başladı . Allah'a şükretmeyi terk ederek tekrar sapkınlığa ve puta tapmaya başladılar . Bir süre sonrada zorba Amelika kavimlerinin baskı ve zulümlerine maruz kalmaya başladılar . Bu zor durumda asıl adı Seul olan Talut'u Allah israiloğullarının talebi üzerine onlara kral ve komutan yaptı . Talut , zalim bir komutan olan ve israiloğullarına musallat olarak onları yurtlarından çıkaran Câlût'a karşı savaştı ve Câlût ordusunu mağlup etti . O zaman orduda bir asker olan Davud savaş sırasında Câlût'u öldürdü . Veli bir zat olan Tâlut , kızını Davud'a nikahlayarak öldükten sonra tahta Davudun geçmesini vasiyet etti .
Tâlut'un ölümünden sonra yerine Davud geçti . Bütün israiloğulları ( tüm kabileler ) onun idaresini kabul etti . Allah ( c.c.) Davud ' u peygamberlik vazifesi ile görevlendirdi . Hz. Davud , büyük bir ordu kurarak bütün Kenan illerini fethetti . Kudüs'ü de alarak başkent yaptı .
Hz . Davud Kudüs'te büyük bir saray yaptı ve Mescidi Aksa'nın ilk temellerini attı . İsrailoğullarını gerçek bir devlet haline getirerek ülkenin topraklarını çok genişletti ve devlet çok güçlü bir konuma geldi . Onun döneminde tam bir refah ve saadet dönemi yaşandı . Onun için Hz . Davud , israiloğullarının milli kahramanı olarak kabul edilir.
Hz . Davud'un vefatından sonra devletin başına oğlu Hz . Süleyman geçti . Hz. Süleyman'da hem hükümdar hem de peygamber idi . Hz . Süleyman Allah'ın izni ile bütün hayvanlara ve cinlere hükmetti . İçinde cinlerin ve hayvanların da bulunduğu büyük bir ordu kurdu . Devletin toprakları çok genişledi ve muhteşem bir servet ve güce kavuştu. Hz . Süleyman bu muazzam kuvveti kendi kabiliyeti ile kazandığı bir iktidar olarak değil “ Rabbinin bir fazlı “ olarak kabul ediyordu . Onun döneminde israiloğullarının altın çağıdır . Hz . Süleyman , Hz . Davud'un temelini attığı Mabedi tamamlayarak Mescidi Aksa'yı inşa etmiştir . ( Kutsal Mabed )
Hz . Süleyman'ın vefatından sonra israiloğullarının devleti yıkılarak ikiye bölündü . Kuzeyde << İsrail >> , güneyde Yahudi Krallıkları kuruldu . İsrailoğullarının sapkınlığı , sefahati , gayri ahlaki yaşantıları , üfür ve şirkleri o kadar ileri düzeylere ulaştı ve öylesine azdılar ki kendilerine peygamber olarak gönderilen Hz . Zekeriya ve Hz . Yahya'yı öldürerek şehid ettiler . Peygamber katili kavim olarak tarihe geçtiler .
Kendilerini küfür , şirk ve dalalet yolundan kurtararak Tevhid inancına ve Hak dinine davet etmek için peygamber olarak gönderilen Hz . İsa'yı da yalanladılar , göstermiş olduğu çok büyük mucizelere rağmen küfür ve şirk yolunda ısrar ederek Hz . İsa ' yı öldürmek istediler . ( öldürdüklerini sandılar ; ancak Allah ( c.c. ) Onu kendi katına aldı .)Tevrat'ı tahrif ederek kendilerince , gönüllerine göre ilahi hükümler uydurdular . Tam bir cehalet , sapıklık ve dalalet bataklığına saplandılar .
Yahudi Krallığı kuruluşundan kısa bir süre sonra Asur Krallığı tarafından yıkıldı . Asur Krallığını yıkarak güçlenen Babil Krallığı da İsrail Krallığını işgal ederek mabedi yıktılar ve bütün israiloğullarını Babil ülkesine sürgüne gönderdi . << Babil Sürgünü >> olarak tarihe geçen bu zorunlu göç Yahudiler açısından çok önemlidir . Onların en elem verici dönemlerinden birisidir . Ancak Babillileri savaşta yenen İran Kralı , israiloğullarının ülkelerine geri dönmesine izin verdi . M . Ö . Filistin'e ve Kudüs'e geri dönen israiloğulları Babillerin yıkmış olduğu Hz . Süleyman Mabed'i ( Mescidi Aksa ) ni yeniden inşa ettiler .
Filistin M.Ö. 63 de Romalıların istilasına uğradı . Roma hakimiyetini hazmedemeyen israiloğulları Romalılara karşı zaman zaman ayaklandılar . Ancak M .S . 67 ve 132 yıllarında iki büyük isyan hareketi başlattılar .Romalılar bu isyanları çok kanlı ve şiddetli bir şekilde bastırdılar . Hz . Süleyman Mabed'ini yıktılar , bütün Yahudileri Kudüs'ten çıkararak şehri tam bir Roma şehri kimliğinde yeniden tanzim ettiler . Bütün Yahudileri Filistin'den sürgün ettiler . Bundan sonra sürgün edilen Yahudiler dünyanın dört bir yanına dağıldılar .
Roma İmparatoru Constantinos'un Hıristiyanlığı kabul etmesi üzerine M.S. 312 yılında Kudüs bir Hristiyan şehri kimliğine büründü . Şehirde pek çok kilise ve manastır yaptırıldı . Hristiyanlık içinde önemli bir dini merkez olarak kabul edildi . Filistin Bölgesi , 611 de Sasani istilasına uğradı . 614 de Kudüs halkı çok büyük bir katliama maruz kaldı . 629 da Bizans İmparatoru Herakleios tarafından Kudüs ve bütün Filistin tekrar Roma İmparatorluğu hakimiyetine sokuldu .
Peygamber Efendimizin ( s.a.v.) risaleti ile birlikte Kudüs ve Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblegahı oldu ve peygamberimiz Mi'raca çıkarken Allah ( c.c.) tarafından Kudüs'e getirildi , Mescidi Aksa da tüm peygamberler ile toplandı , onlara hutbe okudu ve imamlık yaptı ve bundan sonra Burağa binerek semaya yükseldi . Onun için İslam'ın doğuşu ile birlikte Kudüs ve Mescid-i Aksa Müslümanlar içinde çok öemli mukaddes mekanlardan birisi oldu .
Mescid-i Aksa , Mescid-i Haram ( Mekke ) ve Mescid-i Nebevi ( Medine ) den sonra Müslümanlar için 3. haram mesciddir . Üçüncü mukaddes mekandır .
Kudüs ( Beytü'l Makdis ) , Hz . Ömer döneminde 637 yılında Müslümanlar tarafından fethedildi .
Emevi halifelerinden Abdülmelik Bin Mervan 631 de Peygamber Efendimizin ( a.s.m.) Mi'rac'a çıkarken üzerine bastığı sahra ( büyük kaya parçası ) üzerine tek kubbeden meydana gelen Kubbetü's Sahra'yı yaptırdı . Emeviler , Kudüs'ün her tarafını imar ederek mescid ve medreselerle , çeşitli İslam eserleri ile donattılar .
Abbasiler döneminde Halife El Mansur 750 yılında Mescid-i Aksa'yı yeniden tamir etti . Abbasilerden sonra Kudüs , Tolunoğulları , Fatımiler ve Selçuklular'ın hakimiyetine girdi .
1099'da Haçlı ordusu Kudüs'ü işgal ederek Müslüman halkı kılıçtan geçirdi ve şehri yağma ettiler . Cami ve mescitleri kiliseye çevirdiler ve Latin Krallığını kurarak Kudüs'ü merkez yaptılar .
Haçlılarla büyük bir savaş yapan Selahaddin Eyyubi , Haçlı ordusunu yenerek 1187 de Kudüs'ü yeniden fethetti .
1244 yılında Moğol istilasına uğrayan Kudüs büyük bir yıkıma ve katliama uğradı . 1262 yılında Kudüs , Memlükler'in hakimiyetine geçti . Memlük Sultanı Baybars Kudüs'e gelerek şehirde büyük bir imar ve onarım faaliyeti başlattı . Mescid-i Aksa , Kubbetüs Sahra ve Kubbetüs silsile yi yeniden tamir ettirdi . Hz . Musa ( a.s.) türbesini ve camiini inşa ettirdi . Sultan Baybars Kudüs'ü tam bir ilim ve irfan merkezi haline getirdi .
Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethetmesi üzerine Kudüs 1517 yılında Osmanlı idaresine geçti ve yaklaşık 400 sene Osmanlı idaresinde kaldı . Osmanlı Döneminde tüm Filistin halkı bolluk ve huzur içerisinde yaşadı . Osmanlı Devleti Kudüs'ü İslam'ın 3.haram beldesi kabul ettiğinden Kudüs'ün imarına cami ve mescidlerin onarımına , halkın refahına çok özen gösteriyor , bölgeye büyük miktarda mali kaynak sarf ediyordu .
Yahudi Devleti Fikrinin Ortaya Çıkışı
Yahudilerin vaat edilmiş kutsal topraklara (arz-ı mev'ud) geri dönme ve Yahudi devleti kurma özlemleri tarih boyunca hep bir özlem ve hayal olarak var ola gelmişti. Ancak bu gerçekleşmesi hayal gibi olan bir arzu, bir özlem olarak değerlendiriliyordu.
İngiltere XIX. yy. ın başlarında, Ortadoğudaki zengin kaynaklardan faydalanabilmek ve İslam ülkelerinin bir araya gelmesini engellemek için Filistin' de bir Yahudi devleti kurulması ve dünya Yahudilerinin bir bayrak altında toplanması fikrini ortaya attı. Çünkü bu konuda Yahudilerin içten içe nasıl şiddetli bir arzu içerisinde olduklarını çok iyi biliyordu. Kaldı ki, Yahudiler dünya sermayesini , basın yayın, kültür-sanat alanlarında çok büyük güç haline geliyordu. Bu gücüde yanına ve kontrol altına çekmeliydi.
Yahudi devleti kurulması fikri Avrupa, Amerika ve Rusya' da hızlı yayıldı. Bir İtalyan yahudisi olan ve Londra' da çok büyük bir servete kavuşan Musos Haim Monte Fiore isimli bir Yahudi, devlet kurma fikri ile 1824' de Filistin' e göç etti ve 1837 ' ye kadar Filistin' de kaldı. O dönemde Filistin' de sadece 8000 Yahudi yaşıyordu. Bu şahıs İngiltere' ye dönerek tüm Yahudileri Filistin' e geri dönmeye teşvik etmeye başladı.
Yazdığı kitapla Filistin' in ekonomik cazibelerine de dikkat çekerek Yahudileri özendirmeye çalıştı. İngiltere Hükümeti de Filistin' de ki konsolosluklarını Yahudileri himaye etmekle görevlendirdi.
O yıllardan sonra gerek Avrupa' da gerekse Rusya' da Yahudilerin Filistin'e geri dönmesi ve bir Yahudi devleti kurulması yönündeki yayın çalışmaları , fikir akımları ve örgütlenmeler hızla çoğaldı.
Avusturya' lı bir gazeteci olan Yahudi Theodor Herzl, “ Yahudi Devleti” isimli bir kitap yazdı. Herzl' in kitabı çok ilgi gördü ve büyük yankı uyandırarak Siyonizm' in kuruluşunu sağladı. 1897' de “Dünya Siyonist Teşkilatı” kuruldu. Böylece, o tarihe kadar “Yahudilerin Filistin' e geri dönmesi ve bir Yahudi devleti kurulması” bir düşünce ve bir özlem iken artık bir hedef haline geldi.
1897' de İsviçre' nin Basel kentinde Theodor Herzl başkanlığında 200 delegenin katılımı ile ilk Siyonizm kongresi toplandı. 2. Siyonizm kongresinde yine Basel şehrinde 1898' de toplandı. Ve iki milyon Sterlin sermayeli bir Karen Kaymet isimli vezne/ sandık vasıtasıyla Filistin' de Yahudi kolonileri teşkiline karar verildi.
Siyonist Yahudilerin Osmanlı Devleti İle İlişkileri
Osmanlı Padişahı Sultan II.Abdülhamit, Yahudilerin tarihin derinliklerinden gelen inançlarını , düşüncelerini, özlemlerini ve hedeflerini çok iyi biliyordu. Onun içinde Avrupa ve diğer ülkelerde cereyan Siyonist örgütlenmelerini, fikir akımları ve bunların faaliyetlerini çok yakından takip ediyordu. Hatta bütün Osmanlı Sefirlerini Siyonist faaliyetleri ve gelişmelerini yakından izleyerek payitahta düzenli rapor vermekle görevlendirilmişti. Onun için Siyonizimle ilgili tüm gelişmeleri ve ayrıntıları çok iyi biliyordu.
Siyonist lider Theodor Herzl, Osmanlı Devleti' nin siyasi ve ekonomik bakımdan zor şartlar altında bulunduğunu , Devlet' in aşırı dış borç yükü altında ezildiğini çok iyi biliyordu. Bunun için de mali ve siyasi destek talebini asla geri çevrilemeyeceğini düşünüyordu. Etkili çevreleri ve önemli dostlarını devreye sokarak Sultan II. Abdülhamit ile görüşme imkanı buldu: Yahudilerin çeşitli dünya ülkelerinde maruz kaldıkları, zulüm, işkence ve katliamları uzun uzun anlattı. Osmanlı Devleti' nin Yahudilere gösterdiği hoşgörü ve merhametten dolayı şükranlarını arz etti.
Yahudilerin çok iyi iktisat ve ticaret bilgi birikimine sahip olduklarını, çok güçlü bir Yahudi sermayesinin oluştuğunu, pek çok Yahudi'nin Avrupa devletlerinde çok önemli ve itibarlı konumlara geldiklerini ve artık bulundukları ülkelerin yönetimlerini, iktidarlarını etkileyebildiklerini, yönlendirebildiklerini ve kamuoyu oluşturabildiklerini anlattı; ve Padişahın istemesi halinde sahip oldukları bu ekonomik bilgi, sermaye ve siyasi birikimlerini Osmanlı Devletinin gelişmesi ve Uluslar arası alanda rahatlaması ve güçlenmesi için kullanabileceklerini söyledi.
Bütün bunların karşılığında fazla bir şey istemiyorlardı! Sadece Filistin' de yurt edinebilmeleri için küçük bir miktar arazi satılması ve yarı bağımsız aristokratik bir Cumhuriyet kurulmasına izin verilmesi isteniyordu. Bunun karşılığında ise önce sayılan desteklerin yanı sıra Osmanlı Devleti' nin bütün dış borçlarını ödemeyi ve 5 milyon altın vermeyi teklif ediyorlardı.
Sultan II: Abdülhamid, Theodor Herzl' in Bu Tekliflerine:
“ Osmanlı ülkesinin her yerinde Yahudilerin ikamet etmekte olduklarını, eğer İsrailoğullarının yer yüzünde barınacak bir yerleri yok ta Türklüğün eyaletine iltica ediyorlarsa Irak, Suriye ve hatta Anadolu' da bile oturabilecekleri fakat Yahudilerin Filistin' eyerleşmelerinin söz konusu olamayacağı…”cevabını verir
Theodor Herzl'in ısrarlı talepleri ve destek vaatlerini arttırması üzerine Sultan II. Abdülhamit şu tarihi cevabı verir:
“ Ben bir karış toprak dahi satmam, çünkü bu vatan bana değil milletime aittir. Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazinelerini kucağıma dökseler size bir karış yer vermem. Ecdadımızın ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan para ile satılamaz… derhal burayı terk edin. Defolun!”
Sultan Abdülhamit Han hiçbir şekilde Filistin' i pazarlık konusu yapmadı . Bundan sonra II. Abdülhamit Filistin' in tamamını “arazı-i şahane” yani padişahın şahsi arazisi ilan etti. Filistin' de Yahudilere her türlü toprak satışını yasakladı. Kafkasya ve Balkanlardan bazı Müslüman aileleri Filistin' e yerleştirdi. Bizzat şahsına bağlı bir orduyu Filistin' de görevlendirdi. Filistin' de ki il ve ilçelere dürüst ve güvenilir mülki amirler görevlendirdi.
Sultan II. Abdülhamit Han Devletin başında olduğu sürece Filistin' de yurt edinmeyeceklerini ve arz-ı mev'ud a geri dönmeyeceklerini anlayan Siyonistler en son planlarını uygulamaya koydular. II. Abdülhamit' i tahttan indirecekler veya Osmanlı' nın yıkılmasını hızlandıracaklar. Bunun için Jön Türklerle temas kurarak onları desteklemeye başladılar.
II. Abdülhamit' in tahttan indirilmesinden sonra, İttihad ve terakki cemiyeti yönetimi bütün azınlıkların arazi satın alabileceğine dair kanun çıkarttı. Yahudiler Filistin' de çok büyük araziler satın aldılar.Padişah' ın “arazi-i şahane” ilan ettiği topraklarda yok pahasına Yahudilere satıldı.
1.Dünya Savaşında ittihad ve Terakki Cemiyeti Osmanlı Devleti'ni Almanya' nın safında savaşa soktu. İngiltere ve Fransa ise savaştan sonra Osmanlı Devleti' nin yıkılacağı ve Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulacağı yönünde Yahudilere teminat verdi.
1917' de İngilizler Kudüs'ü ve diğer Filistin şehirlerini işgal ettiler. Bu arada Yahudiler hemen bir “Siyon Ordusu” kurdular. Kudüs7 e giren İngiliz kuvvetleri beraberlerinde Siyon ordusunuda Kudüs' e soktular. Takip eden yıllarda Filistin' e Yahudi göçü teşvik edildi ve Yahudilerin toprak sahibi olmaları sağlandı.
Araplar Osmanlı ordusunun mağlubiyetini ve İngiliz işgalini fazla önemsemediler. Çünkü onlar Osmanlı'yı da işgalci olarak görmeye başlamışlardı. Osmanlı padişahının bir karışını bile satmam dediği Filistin topraklarını, Filistin' li Arap kardeşlerimiz para karşılığı bol bol sattılar Yahudilere ve kendi elleri , rızaları ile yerleştirdiler. Yahudileri köylerine şehirlerine.1919' da Filistin' de ki Arap nüfus Yahudilerin tam 16 katı iken, 1947' de Arap ve Yahudi nüfusu eşitlenmişti.

İsrail Devleti' nin Kuruluşu
1917' de Filistin'i işgal eden İngiltere 6 Temmuz 1921' de İngiltere' nin Filistin' de ki hakimiyetinin devamlı olacağını ilan etti. 24 Temmuz 1927 de de Cemiyet-i Akvam İngiltere' nin kararını tasdik etti. Ve aynı gün İngiltere, Fransa ve İtalya Filistin' de ki manda şartlarını ve Filistin' de Yahudi devleti kurulması hazırlıkları konusunda anlaştılar. Bundan sonra Filistin' de Araplarla Yahudiler arasında hiç bitmeyecek çalışmalar başladı.
Araplar ile İngilizler ve Yahudiler arasında yıllardır süren çalışmalar 1947' de Birleşmiş Milletler nezdinde görüşülmeye başlandı. BM cemiyetinin kurmuş olduğu özel komisyon, Filistin'in Yahudiler ve Araplar arasında ikiye bölünmesini ve Kudüs'ün uluslar arası özel bir statüye kavuşturulmasını önerdi, ancak bu önerileri Araplar kabul etmedi.
Yahudiler 1948' de Bağımsız İsrail Devleti' nin kurulduğunu ilan ettiler. 1948' de İsrail ile Araplar arasında başlayan savaş 5 yıldan fazla sürdü. 1967' de ki 6 gün savaşı sonrasında İsrail tüm Filistin' i işgal etti. Milyonlarca Filistinli evlerini terk ederek mülteci konumuna düştü. Binlerce masum insan hayatını kaybetti.
Uluslararası strateji uzmanlarına göre Amerika ve Avrupa devletleri İsrail' i şu amaçlarla kurmuşlardır.
1-Hayati stratejik öneme haiz Ortadoğu' da emniyetli bir üs tesis etmek.
2-Ortadoğu ve Yakındoğu' dan Batı ülkelerine enerji ve doğal kaynak akışının sürekliliğini sağlamak.
3-Dünyanın en önemli enerji kaynağı olan Petrol rezervinin çok büyük kısmına sahip olan bölgeyi kontrol altında tutmak.
4-Batı Hıristiyan dünyasının Yakındoğu üzerinde ki kolonist çıkarlarının gerektirdiği zamanlarda bölge ülkelerine tahakküm gerekçesi oluşturabilmek için çeşitli huzursuzluklar ve istikrarsızlıklar çıkartmak
5-Sözde batı düşmanlığı amaçlanmış çeşitli girişimleri arka planda tezgahlayarak (kendine suni düşman yaratarak) yeri ve zamanı geldiğinde bunları ileri sürerek Ortadoğu'nun Amerika ve Avrupa' ya olan esaretinin sürekliliğini sağlamak.
6-Avrupa'da Yahudilere karşı yüzyıllarca uygulanan baskı, zulüm soykırım ve her çeşit düşmanlığın suçluluk duygusundan kurtulabilmek için adeta günah çıkartmak için Yahudilerin gönlünü alma, jest yapma
7-Dünya genelinde mevcut olan çok güçlü Yahudi sermayesi ve Yahudi lobiciliğinin desteğini sağlama; özellikle sermaye medya ve siyasetçi gücünü karşısına almama, bu güçlerle çatışmama, onları hoş tutma gereği.
Yahudilerin İnanç Ve Ahlaki Değerleri :
Yahu-diler , Tevrat'ı tahrif ederek kendilerince hükümler koydular . Tevrat'ın asıl hükümlerini değiştirdiler ve buna göre yaşamaya başladılar . Yahudilerin hepsi çok dindar insanlar değildir Yahudilerin pek çoğu Yahudiliği bir din olarak değil bir ırk olarak kabul eder . Onun için içlerinde pek çok dinsiz ve ateist vardır .
Tahrif edilmiş Tevrat'a göre dünyanın en üstün milleti Yahudilerdir : “Saf altınla tartılan Siyon'un değerli oğulları ( Yeremyanın mersiyeleri Bab ,4=2 ) “ Ben dedim ; siz ilahlarsınız ve hepiniz yüce Allah'ın oğullarısınız . Kalk ey Allah oğullarım yer yüzüne hükmet , zira milletlerin hepsine sen varis olacaksın.” ( Mezmur Bab , 82= 6-8)
“ Çünkü sen Allah'ın Rabbe mukaddes bir kavimsin .” ( Tesniye Bab , 7=6 )
Allah'ın Rabbe mukaddes bir kavim olasın diye yarattığı bütün milletlerden nedihte ve şöhrette ve izzette seni üstün kılacaktır . “ ( Tesniye Bab , 26=19 9
Tevrat'a göre ( tahrif edilmiş ) diğer milletlerin hiçbir değeri yoktur .Onlar Yahudilerin köleleridir :
“ Senin zürriyetin milletleri mülk edinecek . “ ( İş'aya , Bab , 54=5 )
“ Hiçbir leş yemeyeceksiniz ; onu yesin diye şehirlerde oturan garibe verebilirsin ; yahut yabancıya satabilirsin ; çünkü sen Allah'ın Rabbe mukaddes bir kavimsin :
“ Kızlarınızı onların oğlanlarına vermeyeceksiniz ve oğlanlarınıza ve kendinize onların kızlarından almayacaksınız . “ ( Nehemya , Bab , 13=25 / Tesniye Bab , 14=21)
Tevrat hükümlerini değiştirirken üstün ırk inancını eklemekle kalmamış , bütün üstün ırkın yaşayacağı toprakları da belirleyerek Tevrat'a eklemişlerdir . Tevrat'a göre Allah Yahudilere Kenan Diyarını ( Filistin ) vaat etmiştir . ( Arz-ı Mev'ud ) . Yahudi dünya gerçekleşmeden ( bütün dünya Yahudi hakimiyetine girmeden ) önce , vaat edilen topraklarda sadece Yahudilerin yaşadığı bir devlet kuracaklardır ( Büyük İsrail krallığı ) . Bu devlet Büyük Dünya Krallığının merkezi ve idare yeri olacaktır .
Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl kurulacak Yahudi devletinin topraklarını ; “ Kuzey sınırlarımız Kapadokya da ki dağlara kadar dayanır . Güney de Süveyş Kanalına . Sloganımız, David ve Solomonun ( Süleyman'ın ) Filistin'i olacaktır “ sözleriyle anlatmaktadır .
1948'de İsrail Devletinin kuruluşundan sonra David Ben Gurion şunları söylemiştir :
“ Filistin'in bu günkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir . Yahudi halkının , gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir iş daha vardır . “ Nil'den Fırat'a kadar ” Önemli bir husus da ; Yahudilerin üstün ırk inancına bağlı olarak sahip oldukları ; israiloğuları Allah'ın seçmiş olduğu üstün ırktır ve diğer bütün milletlere hükmetme hakkına sahiptir . Ancak diğer milletler bu hakkı gasp etmişlerdir. Gasbedilen hakimiyet hakkının geri alınabilmesi için Hz .Davud soyundan bir Mesih gelerek Yahudilerin başına geçeceğine ve dünya hakimiyetini gerçekleştireceğine inanırlar . Yahudiler Hz . İsa'nın peygamberliğini kabul etmeyerek , onu yalanlamışlar ve öldürmeye kalkışmışlardı . Onun için onlara göre Hz . İsa dışında başka bir Mesih gelecektir . Binlerce yıldır mesihin gelişini hep arzu ve özlemle beklemişlerdir .
Ancak mesihin gelişinin üç şartı vardır :
1-Vaat edilen topraklarda çok sayı da Yahudi nin yerleşmesi ve bir Yahudi devleti kurulması ,
2-Kudüs'ün ( Siyon) ele geçirilmesi
3-Hz . Süleyman Mabedinin israiloğulları tarafından yeniden inşa edilmesi.Ancak bu çok zor görünüyordu . Çünkü eski mabedin bulunduğu alan üzerinde bugün Müslümanların Mescid-i Aksa ve Kutbet-üs Sahra olmak üzere iki önemli mabedleri bulunmaktadır . Mabedin inşa edebilmesi için öncelikle bu iki İslam mebedinin yıkılması gerekiyor .
Yukarıdaki Tevrat hükümlerinden de anlaşılacağı gibi , kendilerinin dışındaki insanların Yahudiler için hiçbir değeri ve önemi yoktur . Yahudilerin dışındaki insanlar adi ve basit işlerde çalıştırılacak kölelerdir . Gerçek anlamda insan sayılamayacak basit aşağılık değersiz yaratıklardır .
Yahudilerin , Yahudi yasası olarak kabul ettikleri , hahamların sözlerinden , fetvalarından oluşan Talmud ismini verdikleri yasaları vardır . Talmud Yahudiler için Tevrat kadar muteber hatta yaptırım gücü bakımından daha etkilidir . Çünkü , Talmud'a muhalefet etmenin cezası ölümdür .
Yahudilerin diğer insanlara bakışını yansıtan bazı Talmud hükümleri :
-Yahudi olmayanın mali sahipsiz sayılır . Ona herkesten önce el koyan Yahudi malın sahibi olur .
-Bir Yahudi olmayanın hatasından yararlanmak yahudiye caizdir .
-Yahudi maksat ve gayeleri uğruna işlenen bütün günahlar gizli olmak kaydıyla mübahtır .
-Yalnız Yahudi olanlara insan gözüyle bakılır , Yahudilerden başkası birer hayvandır .
-Bir şey çalmayınız , hırsızlık etmeyiniz şeklindeki emir sadece Yahudilere karşıdır. Diğer milletlerin can ve malları helaldir .
-Erkeklere zinanın haram olması sadece Yahudi kadınları içindir . Yahudi olmayanın ırzı , namusu helaldir .
-Her hususta aldatmaya cevaz vardır .
-Yahudi kendinden olmayanın malını çalmak ve işini elinden almış olmakla iyi bir şey yapmış sayılır .
-Yabancıya faizle para verilir , fakat yahudiye faizsiz verilir .
Prof Dr . Nevzat Tarhan , bu tür bir inanç ve ahlak yapısını <>olarak isimlendiriyor ve narsistlik kişinin temel özelliklerini şu şekilde sayıyor : “ Gururlu ve kibirlidirler . Kendilerini özel ve önemli görürler , övgüyle beslenirler . Menfaatçidirler . İnsanları çok iyi kullanırlar ve sömürürler . Başkalarının duygu , düşünce ve ihtiyaçlarına empati duymazlar . En çok kafa yordukları konular zenginlik , güç , şöhret , başarı , güzellik ve aşk gibi konulardır . Son derece kıskanç , kinci ve nankördürler . çıkarları , biten bir insanı bir anda unuturlar , vefa duygusu beslemezler .
Egosu büyük ama her şeyi küçük olan bu kişiler…en akıllı , en yetenekli , en iyi insan olarak sadece kendilerini görürler . Sıradan olmaktan korktukları için çok çalışırlar . Rekâbeti çok kullanırlar . Sanat , spor , bilim , ticaret gibi konulardaki keşifler bunların işidir . “
“ Yaptıklarından hesap verme duygusu taşımayan insan canının istediği her şeyi yapar . ..Bireysellik bencilliğe dönüştü . kendi çıkarını kutsallaştıran insan başkalarına neden yardım etsin ki ? Kuvvetliysem zayıfı yok etmek hakkımdır . Ben özel ve önemliyim . Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne . Sen çalış ben yiyeyim…anlayışı bu kişilerin ego idealleri oldu . Zayıf insanları ve milletleri çalıştırıp sırtlarından beslenmek bu görüş sahiplerinin doğal haklarıydı .”
Sayın Nevzat Tarhan , Narsisistik kişinin temel özelliklerini tarif ederken ; adeta yahudinin kişilik özelliklerini saymaktadır .
Bediüzzaman Said Nursi Hz . de , tamamına yakını Yahudi olan Avrupa filozoflarının ortaya koydukları ve insanlığa dayattıkları , medeniyet anlayışının özelliklerini ve böyle bir medeniyetin neticelerini sözler isimli eserinde ( 12.Söz ) şu şekilde açıklamaktadır :
“ Felsefenin sadık bir tilmizi ( öğrencisi ) , bir firavundur . Fakat menfaati için en hasis ( adi , değersiz ) şeye ibadet eden bir firavun-u zelildir . Her menfaatli şeyi kendisine rab tanır .”
Felsefenin hikmetinin insanların sosyal hayatına ihdas ettiği terbiye ve anlayış şudur ;
1-Sosyal hayatta dayanak noktası olarak kuvvet i kabul eder . Kuvvetin belirgin özelliği , gereği ise tecavüz dür.( saldırma , sataşma )
2-Hedefi , menfaattir . Menfaatin özelliği ve gereği ise ; her arzuya kafi gelmediğinden , üstünde boğuşmaktır . ( Menfaat çatışması , kavga , pastadan daha fazla pay kapabilme mücadelesi ) .
3-Hayat prensibi olarak Cidali , yani mücadele , kavgayı kabul eder . ( Hayat bir mücadeledir , büyük balık küçük balığı yutar der . ) Mücadele prensibinin özelliği , gereği ise çarpışmaktır .
4-Sosyal ve toplumsal bağ olarak unsuriyet ve menfi milliyeti yani ırkçılığı esas alır . Irkçılığın özelliği ve gereği ise başkalarını yutmakla beslenmek olduğundan tecavüzdür .
Böylece bir medeniyet anlayışının neticesi ve meyvesi ile “ hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin ve hacât-ı beşeriyeyi tezyiddir .” Yani nefsani hevesleri tatmin ve insanın ihtiyaçlarının tüketimin artırılmasıdır .
Prof Dr . Nevzat Tarhan'a göre felsefenin sunmuş olduğu bu medeniyet anlayışı ve seküler ahlak anlayışının neticesi olarak ;
1-Narsisistik bireylerin sayısı arttı .
2-İnsanlığın ihtiyacı arttı .
3-İnsanlar zevk tuzaklarına düştü ve zevklerini doyurmak için bencilleşti.
4-Yalnızlık , psiko sosyal sorun oldu .
5-Güven duygusu azaldı .
6-Saygı duygusu zarar gördü .
İslam'ın Dini Ve Yahudiler :
Yahudiler , Hz . Peygamber ( s.a.v. ) in peygamberliğini bekliyorlardı . Çünkü Tevrat'ta gelecek bir ahir zaman peygamberinden bahsediliyor ve peygamberin vasıfları açıkça anlatılıyordu . Onun için pek çok Yahudi gelecek ahir zaman peygamberinin taşıyacağı peygamberlik işaretlerini , alâmetlerini ve gelecek peygamberin vasıflarını iyi biliyorlardı .
Hz . Peygamber ( s.a.v. ) doğduğu gece Yahudi alimleri bu “ kutlu doğumu” hemen bildiler . “ Ahmed'in yıldızı doğdu” dediler . Hatta “ bu gece sizde kutlu bir bebek dünyaya geldi “ diye haber verdiler . Kureyşliler aralarında araştırınca Abdulmuttalibin oğlu Abdullah'tan bir torununun dünyaya geldiğini öğrendiler .
Ancak Yahudiler son peygamberin , ahir zaman peygamberinin kendi içlerinden , Yahudiler arasından çıkacağını ve Yahudileri içinde bulundukları zilletten kurtaracağını sanıyorlardı .
Hz . Muhammed'e ( s.a.v.) peygamberlik vazifesinin verilmesi , Yahudileri büyük bir kıskançlık içerisine düşürdü . Hz . Muhammed'in peygamber olduğunu biliyorlardı . Çünkü daha önce Tevrat'tan öğrendikleri bütün alametleri O'nda gördüler . Ancak son peygamberin kendilerinden değil de Araplar arasından çıkmasını bir türlü hazmedemiyorlardı . Araplardan , peygamber gönderdi diye adeta Allah'a öfkeleniyorlar , kızıyorlar ve isyan ediyorlardı . “ Artık israiloğullarından peygamberlik de , kitap da gitti . Artık Yahudi alimlerinin de kıymet ve itibarı kalmadı…”diye esefleniyorlardı .
Yahudilerin içlerinden aklı selim sahibi , vicdanlı ve hakperest olanlar Peygamber Efendimize ( s.a.v. ) iman ettiler ve sadık birer mü'min oldular . Çok büyük bir kısmı da O'nun peygamberliğini kıskanarak , bile bile iman etmediler ve “ bizim beklediğimiz peygamber o değildir , biz başka bir peygamber bekliyoruz…”dediler .
Bu sebeple , “ Yahudilerin İslam ve Müslüman düşmanlığı “ daha Hz . Peygamberin Veladeti ve Nübüvveti ile birlikte başladı . Tıpkı Hz . İsa'ya ( a.s. ) olan düşmanlıkları gibi…
Hatta bu defa kıskançlık , kin ve husumetleri çok daha ileri , çok daha şiddetli idi .
Yahudiler , Hz . Muhammed'i ( s.a.v. ) öldürmek için defalarca teşebbüs de bulundular . Zehirleriler çok şiddetli sihir ve büyüler yaptılar…Envai türlü yol denediler ancak kötü emellerinde başarılı olamadılar . Çünkü O kainatın sahibinin ve sultanının Habibi ve kainatın Efendisi idi . Zehirli ölmüş keçi eti bile “ Ey Muhammed ben de zehir var , yeme “ diye dile geliyor . Ona gelecek hiçbir zarara razı olmuyordu .
İslam Devleti geliştikçe , Müslümanlar güçlendikçe ; Yahudiler de münafıklığı tercih ettiler . İnanmadıkları halde inandık dediler . Ancak ümmet arasına fitne ve fesat tohumları ekmekle zamanlarını geçirdiler …Aynı bugün olduğu gibi fitneciler , dessaslar , yalancı peygamberler hep onların arasından çıktı…
Hz . Peygamber ( a.s.m.) ve Ashabı ile Yahudiler arasında defalarca savaşlar yapıldı . Allah'ın inayeti ile bütün savaşları İslam orduları kazandılar . Hz . Peygamber , Rahmet Peygamberi olduğu için onlara her zaman şefkat , hoşgörü ve toleransla muamele etti . Ancak bazen çok ileri giden , azgınlaşan ihanetlerini de zaman zaman cezalandırdı .
Neticede , Yahudiler Hz . Muhammed ( s.a.v.) in son peygamber ve ahir zaman peygamberi olduğunu çok iyi bildikleri halde iman etmediler . Fitne , fesat , bozgunculuk , sapıklık , şirk ve küfür yolunda devam ettiler…
Avrupa'nın Dinsiz Feylosofları Ve Yahudiler :
18 . yüzyıl dan sonra Avrupa'da “ Aydınlanma Felsefesi “ adıyla meteryalist düşünce akımları ortaya çıktı ve hızla bütün dünyaya yayılmaya başladı . O zamana kadar gerek Asya'da gerekse Avrupa'da semavi dinlerin ( İslam ve Hristiyanlık ) etkisi hakimdi . Aydınlanma felsefesi ile ortaya çıkan düşünce akımları bütün dini değerlere savaş açtı . Meteryalist ( maddeci ) düşünce akımları “ dini inançları insanlar tarafından uydurulmuş kabul edilemez hayal mahsulü metafizik değerler “ olarak kabul ediliyor ve dini inancın yerine aklı koyuyor , aklın mutlak ölçü olduğunu söylüyordu . Elle tutmadığımız , gözle görmediğimiz şeye inanmayız . Allah , melekler yoktur , bunlar insanların uydurduğu kavramlardır . Peygamberler halkı kandıran uyanık akıllı kişilerdir . Kitapları da kendileri yazmışlardır . İnsanları uyutmuş ve kandırmışlar , onun için din “insanları uyutan bir afyon gibidir”…diyorlardı .
İnsanların evrim sonucu inorganik maddelerden ve maymunlardan türediğini onun içinde öldükten sonra dirilme , hesap günü ve ahiretin olmayacağını iddia ediyorlardı . Din yerine akıl ve bilimi ikame ediyorlar ; sanki din ile akıl ve bilimi zıt şeylermiş gibi lanse ediyorlardı . Kısacası akıl ve bilim adına dini inançlara savaş açıyorlar , maddeciliği ve tabiat perestliği dinin yerine koyuyorlardı . “ İnsan kendi Allah'ını kendisi yaratır , insanı yaratan bir Allah yoktur , insan kendi kendine tabiat şartlarında meydana çıkmıştır , sadece insanın yarattığı ilahlar vardır . Her şey doğa olaylarıyla , kendi kendine ve çeşitli sebeplerle oluyor” diyorlardı:
Meteryalist ( maddeci ) düşünce akımları Avrupa ve tüm dünyada hızla yayıldı . Dini inançlara karşı çok büyük bir savaş ve saldırı başladı . Akıl ve bilim namına dine yapılan saldırıları semavi din adamları cevaplandırmakla ve saldırılara karşı koymakta çaresiz kalıyorlardı . Kısa zamanda tüm dünyada dinsizlik ve ahlaksızlık akımları yayıldı . Tüm insanlığı etkisi altına almaya başladı . Dini müesseseler etkisiz kaldı veya yok oldu . Dinden uzaklaşma başladı . Toplumların ahlaki değerleri ciddi dejenerasyon geçirmeye başladı . Devlet idareleri de “ din geri bırakıyor , kalkınmanın önünde engeldir “ gerekçesiyle dine soğuk bakmaya ve dinin etkisini kıracak tedbirler almaya başladılar .
İşte insanlığı kasıp kavuran bu inançsızlık , dinsizlik ve ahlaksızlık tufanının fikir mimarları , aydınlanma felsefesini ve meteryalist düşünce akımlarını kuran , ortaya atan ve yayanlar Avrupa'da ki Yahudi filozoflar , sosyologlar , iktisatçılar ve diğer sosyal bilimcilerdir .
Sosyalizmi , kapitalizmi , komünizmi , meteryalizmi , naturalizmi vs . bütün din düşmanı felsefi , siyasi ve ekonomik ideolojileri , düşünce akımlarını Yahudi kökenli düşünürler ortaya atmış ve yaymışlardır .
Mesela bütün dünyanın tanıdığı ; Sigmund Freud , Karl Marx , Emile Durkheim , Emile Zola , Henri Bergson , Viktor Adler , Adolfo Levi , Erich Framm , George Lukacs , Baruch Spinoza , Fernidand Lasalle , Rosa Luxemburg , David Ricardo , Adam Smith…gibi dünyaca meşhur düşünürler birer Yahudi dir .
Burada su soru akla gelebilir . Yahudi'nin de bir dini var , niçin dini değerlere savaş açsınlar ?
Pek çok Yahudi , Yahudiliği bir din olarak değil bir ırk olarak kabul etmektedir . Dinsiz,
ateist Yahudi'nin sayısı çok fazladır . Ayrıca onlar kendi dinlerine çok sadık olsalar bile özellikle İslam'a karşı çok aşırı kin ve düşmanlık içerisindedirler ve dini ve milli gayelerine ulaşmak için önlerindeki en ciddi engelde Müslüman Türk milletidir . Onun için Müslüman Türk milletine karşı çok daha sinsi ve ciddi bir düşmanlık içerisindedirler .
Asya Münafıkları :
Yahudi asıllı Avrupa zındıkları ve dinsiz felsefecileri gibi birde dönmeler , Yahudi kimliğini saklayanlar , yaşadığı ülkenin halkından birisiymiş gibi geçinenler , asıl kimlik ve kişiliğini saklayanlar vardır . Asrı saadetten günümüze kadar hep var olan münafıklardan , “ Asya münafıklarından “ söz ediyoruz . İnandık dedikleri halde inanmayan , Müslüman Türk gibi göründüğü halde din düşmanı olan , içten içe Türk Milletine ihanet eden , dost görünüp düşmanlık yapan , bizden görünüp bizi yok etmeye çalışan , kısacası Müslüman mahallesinde salyangoz satan Asya münafıkları . Ülkemiz ve milletimiz Asya münafıklarından çok çekmişti, bugünde hala çekmeye devam ediyoruz . Bunların alnında “ Hezekafirun / bu kafirdir “ yazmıyor . Basiret ve ferasetimizle alınlarındaki lekeden “ bu kafirdir “ manasını okumayı bilmeliyiz . Aksi halde kandırılmaya , iğfal edilmeye , yozlaştırılmaya devam ederiz .
Bilgi çağının Müslüman'ı alnında “ deccal ” yazan din düşmanı canavarı beklemeyecek kadar basiret sahibi ; ancak Avrupa dinsiz , zındık filozoflarının ve Asya münafıklarının alnındaki “ bu kafirdir / bu deccaldır “ manasını görebilecek , okuyabilecek kadar ferasetli olmalıdır .
En Büyük Kapitalistlerde Yahudidir; En Büyük Komünistlerde Yahudidir .
Yahudiler ekonomi ve ticaret ilmi üzerinde çok çalıştılar ve iktisadi ilimlerde çok ileri gittiler . Bu günkü anlamda faiz sistemini geliştiren , parayı alınıp satılabilir bir mal olarak kabul eden , homo ekonomicus / ekonomik insan modelini ortaya atan , ekonomik hayatta rasyonel insan ve kâr / fayda maksimizasyonu kavramlarını ortaya atanlar Yahudi düşünürlerdir .
Komünizmin kurucusu Karl Marx bir Yahudi'dir . Çarlık Rusya'sına karşı Bolşevikleri destekleyip güçlendiren , isyana teşvik eden ve 1917 deki Bolşevizm İhtilalini finanse edenler Yahudi'lerdi . Lenin , Troçki , Stalin gibi önemli Sovyet liderler birer Yahudi'dir . Komünizm partilerin kurulması ve ülkelerde örgütlenmesini gerçekleştirenler çoğunlukla Yahudilerdir . Avrupa'daki komünist parti yöneticilerinin pek çoğu da Yahudi kökenlilerden oluşmuştur .
Kapitalizmin kurucusu olarak kabul edilen David Ricardo , Adam Smith'i ve diğer pek çok kapitalist iktisatçı Yahudi kökenlidir .
Komünizm ve Sosyalizm ile Kapitalizm zıt kutuplu iktisadi sistemler olmakla birlikte her iki sistem de Yahudilerin ürünüdür . Ancak , bu iki zıt sistemin ortak yönü insanlığın canın yakmalarıdır .
Sosyal , Kültürel , Ekonomik Ve Siyasal Alanda Yahudilerin Özellikleri :
Bediüzzaman Said Nursi , Bakara Suresinde geçen Hz . Musa ( a.s ) kıssası ile ilgili ayetleri açıklarken , “ Sözler” isimli eserin 25 . Söz bölümünde şöyle demektedir ;
Yahudilere müteveccih şu iki hükm-ü Kur'ânî, o milletin hayat-ı içtimaiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müthiş düstur-u umumîyi tazammun eder ki, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa'y ve ameli sermaye ile mübareze ettirip fukarayı zenginlerle çarpıştıran muzaaf ribâ yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud'a ile cem-i mal eden o millet olduğu gibi; mahrum kaldıkları ve daima zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve galiplerden intikamlarını almak için her çeşit fesat komitelerine karışan ve her nevi ihtilâle parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor...Milel-i insaniye içinde hırs-ı hayat ve havf-ı mematla en meşhur olan millet-i Yehudun tâ kıyamete kadar lisan-ı halleri mevti istemeyeceğini ve hayat hırsını bırakmayacağını ifade eder.
Bu ifadeler de Yahudilerin sosyal hayattaki bazı özelliklerine dikkat çekilmektedir :
1-İnsanlığın toplumsal hayatında emek-sermaye çatışması çıkartması ; zengin ile fakiri karşı karşıya getirip bir birine düşman etmesi .
2-Faizcilik sistemini geliştirmeleri , bankacılık sistemini yaygınlaştırmaları ; faizcilik sistemi , tefecilik ve çeşitli ekonomik ve ticari hileler ile mal edinip , büyük servetlere sahip olmaları .
3-Yaşadıkları ülkelerde komitacılık ile gizli ve yer altı örgütlenmeleri yaygınlaştırmaları ; ülke içerisinde fitne ve fesat hareketlerini himaye ederek kargaşa , kriz ve hükümetlere karşı ihtilalleri teşvik etmeleri , hatta bizzat organize etmeleri .
4-Şiddetli hayat hırsına sahip olup , ölümden çok korkmaları . Yahudileri zalim ve hunhar yapan çok önemli faktörlerden biriside onların bu özellikleridir . Yaşama hırsı ve ölüm korkusu onları başka insanlara karşı acımasız ve hunhar tapmaktadır .
Yahudilerin çoğunun “ narsisistik bir kişiliğe sahip olduğunu ; kuvveti , ırkçılığı ve şahsi menfaati esas alan hayati mücadele olarak algılayan bir medeniyet anlayışına sahip olduklarını geçmiş bölümlerde anlatmıştık .
Yahudiler kendilerini seçilmiş üstün ırk , Allah'ın oğulları , diğer insanları da aşağılık yaratıklar ve köle olarak gördükleri için yaşadıkları ülkenin hakları ile kaynaşmamış , kız alıp vermemiş ve kendi milli kimliklerini muhafaza etmişlerdir . Gerek diğer insanlara tepeden bakmaları , gerekse fesat komitaları ve isyan ve ihtilal hareketlerinin içinde bulunmaları nedeniyle bulundukları ülkelerin halkları ve hükümetleri ile sürekli sorunlar yaşamışlardır .
Yahudiler , yaşadıkları ülkelerin kültürel değerlerini yozlaştırmak , ahlaki değerlerini zayıflatmak , toplumsal bağlarını çözmek ve aile yapısını zedelemek için kültür ve sanatı çok etkin bir vasıta olarak kullanmışlardır . Çeşitli meteryalist düşünceleri , dinsizlik ve ahlaksızlık akımlarını yaymak ; kendi politikalarını , amaçlarını gerçekleştirmek için sanatı etkin bir salah olarak kullanmışlardır . Dünyada sinema , tiyatro , müzik vb . sektörler ile eğlence sektörü büyük oranda Yahudilerin elinde , doğrudan veya dolaylı olarak Yahudilerin hakimiyetindedir .
Yahudiler , adım adım dünya hakimiyetine doğru gidebilmek ve yaşadıkları ülkelerin halklarını kontrol edebilmek , kitleleri yönlendirebilmek ve istedikleri gibi kamuoyu oluşturmak , bir nevi toplum mühendisliği yapabilmek için basın-yayına çok büyük önem verdiler . Basının gücünü çek iyi bildikleri için , Yahudi sermayesinin desteği ile basın sektöründe çok etkili konuma geldiler . ülkelerin büyük basın yayın kuruluşları genelde hep Yahudi kökenli patronlara aittir . Basını da milli politikalarını gerçekleştirmek için etkin bir silah olarak kullanmaktadırlar .
Yahudiler , “ yönetim makinesinin bütün çarkları motora bağlıdır ve o motor altındır” diyorlardı . Siyonist protokollerinde “ iktisadi ilimler Yahudilere öğretilecek en önemli ilimlerdir . Biz bir banker , sanayici , sermayedar ve bilhassa milyonerler zümresiyle kuşatılmış olacağız . Çünkü ; her şey sonunda rakamlarla kesinleşecektir . İktisat ilmi sayesinde bankalar , büyük sanayi ve ticari kuruluşlar , büyük sermayeler elimizde olacak…” diyorlardı .
Gerçekten de 18., 19.ve 20. yüzyılın bütün meşhur iktisatçıları Yahudi kökenlidir . İktisadi ve ticari ilimlerde çok ileri gittiler . Özellikle parayı bir mal gibi alınıp satılır hale getirdiler ve tefeciliği çok yaygınlaştırdılar . Dünyanın her yerinde bankerlik yaptılar . Yüksek faiz oranlarıyla başka milletten insanlara borç para veriyorlar , borç zamanında ödenmeyince de borç miktarını kat kat artırarak insanların elindeki malını , mülkünü , servetini , varını yoğunu elinden alıyorlardı .( Aynı bugün çağdaş tefecilerin ve mafyanın yaptığı gibi )
Tefecilikle dünyanın her yerinde büyük mal ve para elde edip , büyük servetlere sahip oldular . Sahip oldukları sermayeyi iyi yöneterek servetlerine servet kattılar . Dünyanın her yerinde yaşadıkları ülkenin milli ekonomisi içerisinde önemli bir güç haline geldiler . Ekonomiyi etkileyebilecek , istedikleri gibi yönlendirebilecek bir ekonomik güç elde ettiler . İktisadi ve ticari hayatta ki hakimiyetleri ve sanayi üzerindeki etkinlikleri , nedeniyle ülkelerin hükümetleri de Yahudi patronlarla sermayedarlarla iyi geçinme ihtiyacı duydular . bu ise onların gücüne daha da güç kattı .
Dünyanın her yerinde çok uluslu şirketler , büyük holdingler , büyük sanayi ve ticari kuruluşlar , bankalar , borsalar kısacası ekonominin can damarları Yahudilerin kontrolü altındadır . Bu durum Avrupa'da da Amerika'da da Türkiye'de de böyledir . Yahudi kontrolüne girmeyen yerli sermayeye hayat hakkı tanınmamaktadır .
Ülkemizde daha çok yakın bir geçmişte “ kara sermaye” , “yeşil sermaye” kampanyaları ile milli ve manevi değerlerine bağlı işadamlarının önüne pek çok engeller çıkarılmak işletme ve tesisleri yok edilmek istenmedi mi?
Bugün uluslararası finans kuruluşları , mali piyasalar , ticaret , sanayi ve ileri teknoloji Yahudilerin elinde veya kontrolündedir . Onun içinde dünyanın ABD dahil en gelişmiş ülkelerin yönetimleri bile Yahudi lobiciler ile iyi geçinme ihtiyacı duymaktadır .
Uluslar
arası örgütlerin büyük çoğunluğunu Yahudiler kurmuştur . Üzerlerinde Yahudi etkinliği vardır ve Yahudi politikalarına uygun faaliyetler yürütürler . Bunun en canlı örneğini geçtiğimiz günlerde yaşadık . BM teşkilatı Lübnan'da mensuplarını öldüren İsrail hakkında kınama kararı alamadı , hiçbir tepki gösteremedi . NATO komutanlarının çoğu Yahudi kökenli olmuştur . Dünya Bankası , İMF gibi örgütler Yahudi kontrolündedir . Ayrıca ülkelerin büyük sivil toplum örgütleri Yahudilerle ilişki içerisindedirler . Birde bütün dünya genelinde teşkilatlanan mason , rotary vb . Yahudi örgütleri vardır .
Bunlar hiçbirimizin tahmin etmediği kadar yaygındır . Mesela herhangi bir Anadolu şehrine gidin . şehirde göze batan esnaf , işadamı i sanayici , siyasetçi vb . etrafı bir inceleyin bunların önemli bir kısmının hatta hiç tahmin etmediğiniz kişilerin bile mason derneklerine üye olduğunu görürsünüz . Ben bir zamanlar Anadoludaki bir ilimizde ki Lions Derneği üyelerinin listesini görünce hayretler içerisinde kalmış , mason olabileceğini hayal bile edemeyeceğim kişilerin Lions üyesi olduklarını görmüştüm .
Yahudilerin önemli faaliyeti de ülkelerin üst düzey siyasetçi ve bürokrat kadrolarına sızmaları ve yerleşmeleri olmuştur . Yahudiler sahip oldukları sermaye , basın ve uluslar arası lobicilik vb .güçlerini de kullanarak kendilerine yakın , sempatizan veya iyi ilişkiler içerisinde olabilecek , politikalarına hizmet edebilecek kişilerin siyasette ve devlet idaresinde üst mevkilere tırmanmasını sağlamaktadırlar . Bu kişilerde kendisini yukarılara taşıyan Yahudilere minnettar kalmakta , doğrudan veya dolaylı bir şekilde onlara hizmet ederek minnet borcunu ödemektedir . Yahudi kökenli veya Yahudi sempatizanı yöneticilerin , öğretim üyelerinin , aydınların , sanatçıların kimliklerini merak edenler , internet sitelerinde çarşaflar halinde yayınlanan listelere bakabilirler .
İman-Küfür Mücadelesinde Yahudiler :
Resulullah ( s.a.v.) Efendimizin Arap kökenli olması ve Hatem-ül Enbiya ( son peygamber / peygamberler zincirinin son halkası ) olması nedeniyle ; Yahudilerde büyük bir kıskançlık ve İslam düşmanlığı başladı . Çünkü , onlar , “seçilmiş üstün ırk” olduklarına inanıyorlar ve son Ahirzaman peygamberinin kendi aralarından çıkmasını bekliyorlardı . Hz . Muhammed'in ( s.a.v.) peygamber olduğunu hemen anladılar . Ancak peygamberi Yahudilerden göndermediği için haşa Allah'a da çok kızdılar ve öfkelendiler . Çünkü onlar Allah'ın sadece kendilerinin Rabbi olduğuna inanıyorlardı . Oysa İslam bir “ Tevhid” dini idi ve kainatın tekbir ilahının olduğu , bütün alemlerin tek bir Rabbinin olduğu ve Allah'ın canlı-cansız herkesin , her şeyin İlahı , Rabbi olduğu tebliğ ediliyordu .
Yahudilerin mili gururu incindi . Üstün ırk anlayışı İslam tarafından zirü zeber edilmişti . peygamberlik ve kitap Yahudilere değil , Araplara verilmişti . Yahudilerin Allah inancı ve israiloğullarının Allah'ın oğulları inancı yerine Kur'ân'ın Tevhid inancı , bütün yaratılmışların “ Tek” ve “Mutlak Adil” olan , “ sonsuz şefkat , merhamet ve “Kerem sahibi” “ Rahman” ve “Rahim” olan Allah inancı hakim oldu .
Yahudiler bunu hazmedemediler . Şiddetli birer İslam düşmanı oldular . “ Kur'ân'da ki Tevhid inancını” ve “Allah Resulünün sünneti seniyyesini yani güzel ahlakını kendilerine ezeli düşman olarak seçtiler . Kendilerini “ Sonsuz cemal ve kemal sahibi , her türlü kusur ve noksandan münezzeh , sonsuz şükre / hamd e layık ve sonsuz büyüklük sahibi bir Allah” yani Tevhid inancı ile ; “ Hz . Muhammed'in ( s.a.v.) sünneti seniyyesinden ibaret olan İslam'ın güzel ahlakı” nı yok etmeye Kur'ân'ın iman esasları ve güzel ahlak ile savaşmaya adadılar . Onun için Kur'ân ve İslam aleyhtarı her teşebbüsü teşvik ettiler , desteklediler ve organize ettiler . Yahudiler en tehlikeki İslam düşmanıdır .
Bediüzzaman Hazretleri , Peygamber Efendimizin ( s.a.v.) “ Deccal'in en büyük kuvvetinin Yahudiler “ olduğunu haber verdiğine dikkat çekmektedir . Gerçekten de ; başta komünizm olmak üzere tüm inkarcı meteryalist ideolojilerin , her türlü dinsizlik ve ahlaksızlık akımlarının en büyük destekçisi , teşvikçisi , azmettiricisi ve hamisi , suponsoru Yahudiler olmuştur .
Yahudilerin Türkiye Cumhuriyeti'ne Yaklaşımları :
Yahudilerin , “ Büyük İsrail Devleti” kurma , dünya devletleri üzerindeki hakimiyetlerini tesis etme ve Kur'ân'ın Tevhid inancı ile Hz . Muhammed'in sünnet-i seniyyesini yok etme emellerinin karşısındaki en büyük engel Müslüman Türk Milleti idi . Çünkü Müslüman Türk Milleti , “Allah'ın rızasını kazanabilmek” gayesi ile kendilerini ila-i

Bu Yazı 8641 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar