Liyakati Değil, Mensubiyeti Önceleyen Kadrolaşma Hırsı
27.01.2015        

Liyakati Değil, Mensubiyeti Önceleyen Kadrolaşma Hırsı

Gemimiz Bizi Cehenneme Götürmesin!

Doç. Dr. Fevzi Karademir

 

 

Sağ partilerden sol partilere, seküler gruplardan dini gruplara hemen her grup, liyakati değil, mensubiyeti önceleyerek kurum ve kuruluşlarda müntesiplerinin sayısını çoğaltmaya çalışıyor.

 

Türkiye’de yaklaşık iki yüz yıldır devlet de fert de bir kimlik bunalımı yaşıyor. Devletin kimlik bunalımı;bürokrasiden askeriyeye, kurumlarını üzerine bina edeceği maddi ve manevi değerler sistemini seçememekten kaynaklanıyor. Buna kültürel bunalım da diyebiliriz.  Batı ile Doğu arasında tam bir seçim yapamamak, bir kültürü tam olarak içselleştirememek veya onlardan bir sentez yapamamak, kurumsallaşmayı geciktiriyor. Kurumsallaşma gerçekleşmeyince kurallar işlemiyor, buna bağlı olarak herkesin maddi ve manevi varlığı ile korunup kendisini mutlu hissedeceği bir devlet olgusu gerçekleşemiyor. Bu durum bireysel kimlik sorunlarını beraberinde getiriyor. Birey, bütün ayırıcı özellikleri (fiziksel, ruhsal, dinsel, etnik vs.) ile kabul gördüğü, muhatap alındığı bir zeminden yoksun olmanın ıstırabını, bunalımını yaşıyor.

Hal böyle olunca bireyler kendilerini, maddi ve manevi menfaatlerini muhafaza için başka arayışlara giriyor. Bunun neticesinde türlü korunak zeminleri oluşuyor. Her birinin ortaya çıkış serüveni, gayesi, müntesiplerine vadettikleri farklı farklı olmakla beraber,  ister dini ister seküler olsun hemen bütün siyasi ve sosyal gruplar, müntesipleri için birer korunak zemini oluşturuyor.

Konuyu açmak için Türkiye’nin yakın geçmişine bakmak gerekiyor. İmparatorluk bakiyesi üzerine kurulan hükümet, dönemin şartları içerisinde ulus temelli, Batı kültürünü esas alan bir sistem kuruyor. Merkeze kümelenen bir grup,etrafına bir sur örerek Anadolu halkının kahir ekseriyeti ile manevi bağını koparıyor. Türk’e Türk propagandası yaparak gününü gün eden bu grup,kendilerinden olmayankimseyisurdaniçeri sokmuyor, nemalandığı menfaat zeminlerinde adeta sinek uçurtmuyor.

Bu durum insanların kanına dokunuyor. İnsanlarda bu suru aşma ve bu zeminlere ulaşma, bal peteğine dadanan eşek arılarını uzaklaştırma niyeti ve gayreti oluşuyor. Buna öncelikle kimi siyasi gruplar girişiyor. Menderes Döneminden itibarenkimi gediklerin açıldığı, çarıklıların kısmen de olsa surdan içeri girdikleri görülüyor. “Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes /Ey kahpe rüzgâr! Artık ne yandan esersen es”(N. F. Kısakürek) sözleri, bu gerçeğeişaret ediyor.

Ancak süreç içerisinde aynı lokmaya çok ellerin uzanması, aynı makama çok gözlerin dikilmesi yeni mücadeleleri doğuruyor. Her grup, menfaat merkezlerini kendi müntesipleri ile doldurma, her fert kendi grubundan kişileri yanına alma gayretinde oluyor. Bu kervana türlü seküler gruplar gibi, dini gruplar da katılıyor. Yıllarca dışlanmış, horlanmış hatta yerine göre inancından ötürü hapsedilmiş dini gruplar da tabii olarak kendi devletlerinin makamlarında bulunma ve bu makamlardan maddi ve manevi olarak istifade etme yoluna giriyor.

Süreç içinde gruplardaki kadrolaşma hırsı birbirini kamçılıyor. Sağ partilerden sol partilere, seküler gruplardan dini gruplara hemen her grup, liyakati değil, mensubiyeti önceleyerek kurum ve kuruluşlarda müntesiplerinin sayısını çoğaltmaya çalışıyor. Müntesibini kollama adına başkalarının hakkına giriyor. Bugün kimi grupların derinlikli kadrolaşması sorgulanırken bu macera göz ardı ediliyor. Ne demişler, “Balık baştan kokar.” Zira ilk kadrolaşmayı devletin kurucu hükümeti yapıyor. Baba, evde bencillik, hatta hırsızlık yaparsa evdeki herkese hak doğar. Yine gruplar birbirini eleştirirken şunu da unutuyor:“ Tencere dibin kara seninki benden kara”.

Sonuç

1. Adalet mülkün temelidir. Öncelikle devlet adil olmalıdır. Her vatandaşına eşit mesafede bulunmalı, vatandaşının hakkını aziz bilmelidir.

2. Bir gruba mensup olsun olmasın her fert,liyakati nispetinde devletin her kademesinde bulunabilmelidir. Ancak bir makama gelen kişi, bulunduğu makamın hakkını en iyi vermeli, makamında bulunduğu sürece toplumun yararından gayrı bir amaç gütmemelidir.

3. Bir grup müntesibi devlet kurumunda “fert” olarak bulunmalı; gücünü grubundan değil,maharetinden almalıdır. Çalıştığı kurumda kendi grubundan birilerinin bulunması, onun tavrını değiştirmemeli; onu kibre, şımarıklığa sevk etmemelidir. Hatta mesai arkadaşlarına bu bağı hissettirmekten, böyle bir izlenim vermekten utanmalıdır. Verdiği kararlarda grup arkadaşını kayırmamalı, başkasının hakkından keserek arkadaşına menfaat sağlamamalıdır. Şayet grup arkadaşına iyilik yapacaksa,bunu başkasının değil, kendi kesesinden yapmalıdır.

Aksi halde kamu kuruluşları çeşitli grupların hâkimiyetine girer. O kurumda sadece grubun kendi mensupları kendini güvende ve mutlu hisseder. Dostane ilişkiler hüküm sürdüğü için olumsuzluklar yeterince dillendirilemez. Gruptan olmayanlar, yaboyun eğer, dili kalbe indirip içten içe yanarya da çatışır. Her iki şekilde de huzursuz olup zarar görür. Böylece kuralların işlediği kurumsallaşma olmaz, toplumsal keşmekeşlik sürüp gider.

4. Türkiye’de başta geçmiş hükümetler (devlet) olmak üzere, hemen her grubun bir şekilde kadrolaşma adına kul hakkıyla kirlendiğini söylemek mümkündür. Ancak kirlenmek sürekli kirli kalmayı değil, yıkanmayı gerekli kılar. Hiç şüphesiz bu konuda en çabuk davranması gerekenler de dini hassasiyete sahip gruplar, özellikle de fertlerdir. Zira onlar Adil olan Rablerinin huzuruna çıkmayı ummaktadırlar. Böyle bir ümit içinde olanlar, Rabbim, ben senin dinine hizmet için kulların arasında adaletsizlik yaptım, kullarına zulmettim diyebilirler mi?

Kişinin içinde bulunduğu dini grup onu selamet sahiline ulaştıracak bir gemidir. Dikkat edelim gemimiz bizi cehenneme götürmesin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Bu Yazı 3405 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • Selim Erdoğan 30.08.2016 21:34:04
    Tşk
  • Serpil Büyükyazı 06.01.2016 23:20:16
    Kişi sevdiği ile haşrolacak sevdiğini Allah icin sev yerdiğini Allah için yerersen sorun yok.İnsanlar sevdiğinimi ilahlaşyırıyor yoksa gercekten ilahınımı seviyor.Sorunun cözümü cok net bir şekilde birinci madde özetliyor bu tür yazılararı cıkartıp heryere asmak nekadar faydalı olur .