MADDİ HASTALIKLARIN İNSANA KAZANDIRDIKLARI
..        
Hastalıklar ikiye ayrılır. Birisi maddî hastalık, diğeri de manevî hastalıktır. Maddî hastalık, bedenimizin, ya da herhangi bir organımızın arızalanması, şu veya bu şekilde rahatsızlık vermesidir. Manevî hastalık ise, imana ve inanca dayalı rahatsızlıklardır. Ahiretin geleceğine, ya da Meleklerin varlığına inanmama gibi. Bundan kaynaklanan bir takım ruhî ve kalbî hastalıklar söz konusudur.

Biz burada, maddî hastalıkların insana kazandırdıklarından bahsedeceğiz. Belki şöyle bir soru aklınıza gelebilir: “Hastalığın da faydalı tarafı olur mu?”

Hastalık ve benzeri rahatsızlıklar ve hapis gibi sıkıntı veren şeyler istenilmez. Ama, geldiği zaman da, ortadan kaldırılması için gerekli tedbirler alınır. Geçmediği zaman da sabredilir. Maddî hastalıkların insana kazandırdıklarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Ömür bir sermayedir. İnsanın alacağı ve vereceği nefes sayısı bellidir. Bu sayılı nefes içerisinde bu hayat sermayesini öyle harcamalıdır ki, hem dünya ve hem de ahiretini kurtarsın. İşte hastalıklar o sermayenin çabuk geçmesini önlüyor.

2. Eğer sabır içinde şükredilirse, hastalık, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne geçirebilir. İbadet iki kısımdır. Birisi müspet ibadet dediğimiz, namaz, oruç ve zekat gibi ibadetlerdir. Diğeri ise menfi ibadetlerdir. Bunlar ise, hastalıklar ve musibetlerdir.

Hastalıkların tedavisi için gerekli tıbbî yollara müracaat edilip, daha sonra sabır içerisinde şükredilirse, büyük sevaplara sebep olmaktadır. Hatta bazen, çok sıkıntılı hastalıkların bir dakikasının bir gün nafile ibadet hükmüne geçtiğini bildiren sahih hadisler vardır. Bir dakika bir gün nafile ibadet sevabı kazandırırsa, bir saat 60 günlük bir sevap kazandırabilir. Bu hesaba göre, bir günlük sıkıntılı bir hastalık, sabır içerisinde şükredilirse, 144 günlük nafile ibadeti kazandırabiliyor. Böyle bir dakika ömrü, bin dakika hükmüne getirip, uzun bir ömür kazandıran hastalıktan şikayet değil, belki Cenab-ı Hakk böyle bir ömrü kazandırdığı için, şükür etmeliyiz.
3. İnsan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile bir ömür sürmek için gelmemiştir. Elindeki ömür sermayesi ile ebedî bir hayatı kazanmak için gönderilmiştir. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir. Dünyayı hoş gösterir. Ahireti unutturur. İnsan, kabri ve ölümü hatıra getirmek istemiyor. Hatta ölüm ve ahiretten söz edilmesi istenmiyor. “Tatlı hayatımızı açılaştırmayın” deniyor. Böylece ömür sermayesi boş yere sarf ediliyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Hastalık ona der ki: ”Sen başı boş değilsin. Ölümsüz değilsin. Kabre gideceğini bil. Seni buraya göndereni düşün. Öyle hazırlan.” İşte hastalık bu noktadan hiç aldatmaz bir ikaz edici ve nasihatçidir.

4. İnsanın hastalıktan dolayı şikayete hakkı yoktur. Çünkü, şikayet bir hakkın kaybolmasından ileri gelir. İnsanın bir hakkı kaybolmamış ki, şikayete hakkı olsun. Vücut ve ondaki alet ve cihazlar insanın mülkü değildir. Onları insan kendi yapmadığı gibi, bir tezgahtan da satın almamıştır. Bir lütuf ve ihsan olarak, Cenab-ı Hak bu beden elbisesini insana giydirdi. Göz, kulak, akıl ve kalp gibi duygularla süslendirdi. İnsan bunları uygun yerlerde kullanmadığı için, bir bakıma şeklini ve görüntüsünü bozdu. O elbise sahibi de, bollaşan ve vücudumuza uygun gelmeyen o elbiseyi, kesip, biçip tekrar düzeltiyor. Bu tadilattan dolayı bize verdiği sıkıntının mükâfatını da öbür âlemde vereceğini vaat ediyor. İnsan, musibet ve hastalık noktasında, kendisinden daha aşağıdakilere, çok daha sıkıntı ve ızdırap içerisindekilere bakıp şükretmelidir.

5. Hastalık bazı gençler için Allah'ın bir ikramıdır, ihsanıdır. Çünkü, hastalıklı genç, diğer akranlarına göre ahiretini daha fazla düşünür ve orası için ciddî çalışır. Sıhhatli olanlar ise, sefahat ve eğlencelerle vakit geçirir ve bazen ölüm, onları o günahlar içerisinde yakalayıverir. Demek sıhhatli olanlar için o sıhhat bir hastalık, hasta olanlar için ise, o hastalık bir nevi sıhhattir. Hastalık vazifesini bitirince Cenab-ı Hak şifasını verir.

6. Hastalık, vücut organlarının kıymetini bildiriyor. Hastalık, gözümüzde, elimizde, midemizde veya başımızda olmasa idi, bu organların sıhhatteki lezzetini ve kıymetini hakkıyla takdir edemeyecektik.

7. Hastalık,sabun gibi günahların kirlerini yıkar ve temizler. Hadiste vardır ki: “Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer, imanlı bir hastanın titremesi de, öyle günahları silker.” Günahlar, ebedî hayatta daimî hastalıklardır. Sabredip şükredilirse, şu geçici hastalıkla daimî pek çok hastalıktan kurtulmak mümkün olacaktır.

8. Hastalıklardaki korku ve elemin sebebi, hastalığın bazen ölüme vesile olmasıdır. Ölüm, gaflet sebebiyle ve dış görünüşüyle dehşetli olduğundan ona vesile olabilen hastalıklar, korkutuyor, telaş veriyor. Bir defa, ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değildir. İman ve itaat eden kimseler için ölüm, dünya hayatındaki vazifeden bir terhistir, bu dünyadaki imtihandan, ibadetten ve meşakkatten bir paydostur. Hem, yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakiki ve ebedî makamına girmeye bir vasıtadır.
Hem ecel mukadderdir, ne taktir edilmişse ,o değişmez. Çok ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhati yerinde olanlar ölmüşler, o ağır hastalar şifa bulup yaşamışlardır.

9. Merak hastalığı ziyadeleştirir ve ağırlaştırır. Hastalığın hafifleşmesini isteyen, onu merak etmemeye çalışacaktır. Yani, hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşünüp, merakı kaldırmak ve hastalığın kökünü kesmek mümkündür.

10. İnsandaki sabır kuvveti yanlış yerde kullanılmazsa, hastalıklara karşı dayanma gücü verir. Hastalığı ağırlaştıran ve sabrı tüketen, hastalığın devamlı olduğunu düşünmektir. Hastalıkla geçen ve bize ızdırap veren günler gitmiş, sevabı kalmıştır. O günlerdeki sıkıntı ve meşakkati düşünüp ah etme yerine, o günlerin manevî sevaba medar olduğunu düşünüp oh demek gerekir. Gelecek günler ise, madem daha gelmemiş, o günlerin sıkıntısını düşünüp sabırsızlık göstermek yerine, sadece bulunduğumuz anı düşünüp, bütün sabrımızı orada kullansak, geçmiş ve gelecek zamanlara dağıtmazsak, bizdeki sabır kuvveti, hastalıklara dayanmak için kafi gelir.

11. Hastalığın suretine bakıp ah eylemek yerine, manasına ve bize kazandırdıklarına bakıp oh demelidir. Eğer hastalığın manası güzel olmasa idi, Cenab-ı Hak, en sevdiği kullarına hastalıkları vermezdi. Başta Hazreti Eyyüp Aleyhisselam, enbiyalar, sonra evliyalar ve asfiyalar, çektikleri hastalıklara, Allah'ın birer hediyesi olarak bakmışlar. Bu nurani kafileye katılmak isteyenlerin, sabır içinde şükretmesi gerekiyor. Yoksa hastalığından şikayet edeni, onlar kafilelerine almazlar

12. Hastalık, toplum hayatı içinde hürmet ve merhameti telkin eder. Hastalığın sıkıntısını çekmiş olan kimse, aynı sıkıntıya maruz kalanların halini daha iyi anlar, onların hal ve hatırını sorar, imkânı nispetinde onlara her türlü yardım ve ihsanı yapmaya gayret eder.

13. Hastalara hizmet büyük bir sevaptır. Bir hadiste vardır ki: “Hastaların duasını alınız, onların duası makbuldür.” Özellikle hasta akrabadan olsa, hususan peder ve valide olsa, onlara hizmet mühim bir ibadettir ve önemli bir sevaptır.

14. Daima sıhhat ve afiyet içinde yeknesak giden bir hayatın kıymeti ve değeri anlaşılmaz. Çabuk geçmesi istenir. “Çabuk vaktimi geçireceğim” diye, sıkıntıdan ya sefahate veya eğlenceye atılır. Özellikle hapiste, kıymetli ömrüne adavet edip, çabuk öldürüp geçirmek ister. İşte hastalıklar, ömrün ehemmiyetini ve lezzetini bildiriyor. O zaman insan, meşakkate ve musibette dahi olsa, ömrün çabuk geçmesini istemiyor.

15. Maddî hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakikî, bir kısmı da vehmidir. Hakikî hastalık için, Cenab-ı Hak, her derde bir derman halk etmiştir.Tedavi için ilaçları almak ve kullanmak gerekir. Derdi ve dermanı O verdiği gibi, şifayı da O veriyor. Hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilaçtır. Çünkü hastalıkların çoğu, perhizsizlikten, israftan ve dikkatsizlikten ileri geliyor.

Vehmî hastalık ise, onun en tesirli ilacı, ehemmiyet vermemektir. Ehemmiyet verdikçe o büyür ve şişer. Ehemmiyet vermezse küçülür, dağılır. Nasıl ki, arılara iliştikçe, insanın başına üşüşür, aldırmazsan dağılırlar.
16. Gurbette, garip ve çaresiz hastalar Cenab-ı Hakk'ın merhametini daha ziyade celbeder. Gurbette, hastalığıyla beraber, kimsesiz hastalar, nasıl ki, en katı kalpli olanları dahi merhamete getiriyorsa, onun o hali, Allah'ın rahmetini daha fazla kendine yöneltir.

Madem Allah var, sana bakar, sana her şey var. Asıl gurbette ve kimsesizlikte kalan ve manen hasta olanlar; iman ve teslimiyetle Allah'a yönelmeyen ve O'nu tanımayanlardır.

Cenab-ı Hak sizlere şifa versin, hastalıklarınızı, günahlarınızın affına vesile kılsın, âmin.

Bu Yazı 5118 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar