MEHMET EMİN BİRİNCİ -2
..        
NUR TALEBELERİYLE İRTİBAT
Genç Mehmed Emin okudukça, anladıkça, anlattıkça Nur davasına dahil olmuş, bu yönde meydana gelen bütün gelişmeleri takip etmeye, Nur talebeleriyle irtibat kurmaya, Bafra, İnebolu ve İstanbul'daki Nur Talebeleriyle mektuplaşmaya başlamıştı. Bu mektupların yanı sıra Üstad'ın da bazı lâhika mektupları da geliyor, sevinçle okuyor, okutuyorlardı.
SAMSUN MAHKEMESİ
Mehmed Emin, ortaokulu bitirdikten sonra, bir yıl okumaya ara verdi.
Amcası Yusuf Birinci bir motorda çalışıyordu. Samsun'dan mal getireceklerdi. Onlarla birlikte Samsun'a gitti.
O günlerde Mustafa Sungur Ağabeyin Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde muhakemesi vardı. Samsun'da çıkan Büyük Cihad gazetesinde “En Büyük İsbat” başlığı altında yazdığı yazıdan dolayı muhakeme olunacaktı. Bafra'daki Muammer Efendi ile mahkemeye gitti.
Mahkeme öncesi mübaşir “Mustafa Sungur!” diye çağırmıştı. Jandarmalar tarafından kelepçeleri çözülen Mustafa Sungur'u ilk olarak, orada, o mâsum yüzüyle maznun sandalyesinde görmüş oldu.
“Hak ve hakikatı duyurmak, insanlığa gerçek saadeti sunmak için kendi hürriyetini kelepçeye vuran, büyük ruhlu Sungur'u işte o zaman tanımak şerefine” nail oldu. Mahkeme müddetince gözü hep onun üzerindeydi. Hep onu süzdü. Daha önceden bir başka dava sebebiyle müdafaasını ezberlediği Sungur, işte bu Sungur'du.
Mahkeme reisi “Bediüzzaman Said Nursî senin neyindir?” sorusuna “Üstadım, hocamdır!” cevabı kulaklarında yankılanmış, ömür boyu silinmeyecek şekilde ruhuna ve aklına adeta kazınmıştı. Mahkemeyle ilgili başka bir bilgi ve hatıra da yer etmemişti. Sadece bu iki kelimelik cevap yer etmişti. Zaten bu iki cümle her şeyi ayan beyan açıklamaya yetiyordu. Bir de mahkeme sonucu kollarına tekrar kelepçe takılarak hapishaneye giderken gördüğü mütebessim çehresi…
Mehmed Emin, ertesi gün bir fırsatını bulup, hapishaneye ziyarete gitti. Ziyareti sırasında Mustafa Sungur'un ağzından bir tek şikâyet ifadesi dökülmemişti. Hapishanede Risaleleri okutmadıkları için bana bir tane “El-Munkızu mine'd-Dalâl” isimli kitabı istemişti.
İstediği kitabı alıp getirdi Mehmed Emin. Ardından hapishanenin parmaklıkları arasından selâm vererek ayrıldı.
Bu görüşmeler Mehmed Emin'i Risale-i Nur'a daha fazla bağlamış ve bu kudsî davaya olan hizmet aşk ve şevkini kat kat artırmıştı.
Bu gelişmeler ve yaşadıkları sadece kendisini değil, köyündeki insanları da etkilemişti. Çünkü Mehmed Emin, memleketime dönünce çevresine toplananlara hep Samsun seyahati sırasındaki müşahedelerini anlatmıştı.
İSTANBUL HAYATI
Mehmed Emin Birinci, 1952 yılında İstanbul'a geldi. Yanında bir arkadaşı vardı. Yatılı olarak Deniz Astsubay Okuluna girmek için buradaydılar. Gerekli evrakları tamamladılar. Ardından muayeneye tabi tutuldular. En son olarak kendisine “Senin tansiyonun biraz yüksek, bunun için sen okula giremeyeceksin” cevabı verildi.
Bu netice üzerine “Tevekkeltü Alâllah” diyen Mehmed Emin, bir müddet yakın akrabalarının yanında kaldıktan sonra, bir otelde kâtiplik yapmaya başladı.
O günlerde Hür Adam Gazetesinde bir haber gördü genç Mehmed Emin.
Haberde “Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin yarın mahkemesi var” deniliyordu. Okuduğu haber onu öylesine etkilemişti ki, heyecandan titremeye başlamıştı. Dizlerinde mecâl kalmamıştı. Nurlu kitaplarını defalarca okuduğu, eliyle yazıp çoğalttığı Üstadını görmek nasip olacaktı.
Hemen mahkemenin yerini öğrendi ve erken saatlerde mahkeme koridorunda beklemeye başladı. Fazla zaman geçmeden koridor tamamen dolmuştu. Saat yaklaştıkça, şimdiki Büyük Postahanenin üst katında bulunan mahkeme içi ve dışında kalabalık o kadar arttı ki, dışarıdaki caddeden tramvaylar geçemez olmuşlar, otobüsler yollarını değiştirmek zorunda kalmışlardı. Adliyenin karşısındaki evleri ve hanları dolduran insanlar ise muazzam kalabalığa bakıyor, gördüklerine bir anlam vermeye çalışıyorlardı.
Mehmed Emin'in büyük bir hasret ve ümitle beklediği an nihayet geldi. Aziz Üstad, tarihî şahsiyeti ve kıyafetiyle koridorun başında görünmüştü. Son derece vakur, telaşsız ve fütursuz adımlarla dimdik yürüyerek, adım adım yaklaşıyordu. Kendisini karşılayanları iki eliyle selâmlayarak mahkeme kapısına kadar geldi. Yanında üniversitede okuyan sadık talebeleri vardı
Mehmed Emin, mahkeme kapısı açıldığında, kalabalığın da tesiriyle kendini içeride buldu. Yüz kişinin girebileceği bir yere binlerce kişi girmek istiyordu. Mahkeme reisi bu izdiham karşısında mahkemenin gerçekleşemeyeceğini, salonun boşaltılmasını istedi. Fakat hiç kimse bu isteğe aldırış etmedi. Birkaç dakika sessizlikten sonra Üstad Bediüzzaman taleberine dönüp bakması yeterli oldu. Nur talebeleri kısa süre içinde dışarıya çıktılar. Ama çıkmayıp içeride kalan ve mahkemeyi içeride takip edenlerden birisi Mehmed Emin idi.
AKŞEHİR PALAS
Genç Nur Sevdalısı Mehmed Emin bu gelişmenin ardından Üstadın Akşehir Palas'ta kaldığını öğrendi. Hemen otelin yolunu tuttu. Görüşmek istedi. Ancak o gün ve sonraki günlerde görüşmek nasip olmadı. Mahcubiyeti ve heyecanı yüzünden ısrar da edemiyordu. Bu hasreti ve bir türlü görüşemeyişi onu Üstad'ın yanında kalan ve hizmet eden Üniversiteli Nur Talebelerine gıptayla bakmasına sebep oluyordu. “Ne olurdu ben de onların yanında bulunaydım” diyerek iç geçiriyor, dualar ediyordu.
Bu neticesiz ziyaretlerinden birisinde, o zaman hizmetinde bulunan Üniversiteli Muhsin Alev kendisine “Üstad yarın karşımızdaki küçük camide Cuma namazına gidecek, sen de gel oraya, görürsün” dedi. Bu haber onun için dünyalara değer bir sevinç kaynağı oldu. Ertesi gün o camie gitti. Üstad'ı görebileceği bir yere oturdu.
Üstad Bediüzzaman, arka tarafta müezzin mahfelinde namaza durmuştu. Çok dikkatli bakıyordu. Üstad'ın her hareketini takip ediyordu.
Mehmed Emin bu kez Üstad'ını görmüştü. Ama görüşmek yine nasip olmamıştı.
Bu sırada Mehmed Emin, Abdülmuhsin Alev'in Süleymaniye'de kaldığı eve gitmeye başladı. Hem o zamana kadar okuyamadığı risaleleri okuyor, hem diğer Nur talebeleriyle tanışma imkanı buluyordu. Ayrıca bir araya gelip Nur dersleri ve müzakereleri yapıyorlardı.
NAMAZA DAİR KİTAP
Abdülmuhsin Alev bir gün kaldığı otele gelmiş “Üstada sormak istediğin, yazılmasını arzu ettiğin bir sualin var mı? Üstad soruyor. Sualin varsa söyleyelim” demişti. Mehmed Emin'in aklına gelen ilk konu ne mi olmuştu?
Mehmed Emin “Namazın ta'dil-i erkânına dair bir kitap yazsa iyi olur” demişti.
Abdülmuhsin aldığı cevap karşısında gülümsedi ve ayrıldı. Birkaç gün sonra elinde bir bavulla tekrar geldi. “Bunlar senin yanında biraz kalsın. Üstad Hazretleri Akşehir Palas'tan çıkıyor. Fatih'teki Reşadiye Oteline gidecek. Bunları bir müddet sonra alacağız” dedi.
Sonradan bavulda Üstadın eşyaları olduğunu öğrendi. Bir müddet sonra bavulu aldılar.
ÜSTADLA İLK GÖRÜŞME
Mehmed Emin, Üstad'la görüşebilmek, konuşabilmek konusundaki sabrı artık tükenmişti. Ne yapıp yapıp Üstadı görmek istiyordu. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Fatih'e gitti. Reşadiye Otelini buldu. Üstad'ın kaldığı odaya çıktı. Onu Abdullah Yeğin karşıladı ve Üstadın hizmetinde bulunanların kaldıkları odaya götürdü.
Üstad kendi odasından bir ara abdest almak için çıkmış, tekrar odasına giderken onu görmüştü. Biraz sonra onu çağırdılar ve hemen Üstad'ın kaldığı odaya gitti. Ama bir yandan heyecan, bir yandan korku ve endişeyle titrer bir vaziyetteydi. Tam elini öpmek için yaklaşırken, Üstad eliyle işaret ederek “Otur” dedi. O esnada Üstad hazretleri, Süleymaniye Camiinde okutulmakta olan Mevlid-i Şerifi küçük el radyosundan dinlemekteydi.
Mehmed Emin için en önemli gelişme, mevlid yayını bittikten sonra gerçekleşti. Hemen yerinden kalkmış, Üstad Bediüzzaman'ın elini öpmüştü. Üstad da onun alnıdan öperek, nereli ve ne işle meşgul olduğunu sormuştu. Ancak heyecandan Mehmed Emin'in dili tutulmuştu. Durumun farkına varan diğer Nur talebelerinden tanıyanlar onun yerine cevap verdiler. Risale-i Nuru okuduğunu, Nur'a hizmet ettiğini söylediler. Aldığı bu cevap ile çok sevinen ve memnun olan Üstad hazretleri, genç Mehmed Emine dönerek şöyle dedi:
“Seni, hem Zübeyir, hem Bayram, hem Ceylân, hem Hüsnü, hem Tahirî, hem de Abdülmuhsin gibi kabul ettim. Risale-i Nur'a hizmet eyle.”
Bu anı “Ruhumla birlikte bir anda bütün duygularımın yıkandığını hissetim” olarak dile getiren Mehmed Emin, ikindi namazını oradaki Nur talebeleriyle birlikte kıldıktan sonra otelden ayrıldı. Sanki yeniden dünyaya gelmiş gibi bir halet içindeydi. Tarifi imkânsız bir saadete kavuştuğunu hissediyordu.

Bu Yazı 3034 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar