Merak Duygusu Nerede Kullanılmalı?
30.07.2015        

MERAK DUYGUSU NEREDE KULLANILMALI?

Halit ERTUĞRUL

 

 

İnsanın en kuvvetli duygularından biri meraktır. Çünkü bilmediğimiz şeyleri, bu duygumuzun hareketlenmesiyle öğ­reniriz. Merak ettiğimiz her konuyu araştırırız. Böylece kendimizi, etrafımızı, dünyayı ve içindeki her çeşit varlık­ları daha iyi tanırız.

Öğrendiğimiz her yeni bilgi bize yeni sorular getirir. Öğ­rendikçe, bilmediğimizi daha iyi anlarız. Böylece, önümüze sonu olmayan bir gelişme yolu açılır. Zira öğrendiğimiz her yeni bilgi şahsiyetimize yeni değerler kazandırır, hayatı­mıza istikamet verir.

Ne var ki, merakımızı her zaman yerli yerince kullana­bildiğimiz pek söylenemez. Ne dünyamıza, ne da ahireti­mize faydası olmayacak pek çok merakımız vardır. Bu meraklarımız, çoğu zaman hayat sermayemizi boşa harcama­mızı sonuç vermekten başka bir işe yaramaz. Çünkü asrı­mızda, merakı asıl hedefinden saptıran konuların alabildi­ğine yaygınlaştığına şahit olmaktayız.

Halbuki merak duygusunun insana veriliş amacı, dünya hayatının lüzumsuz işleri değildir. İnsanların her şeyden önce, varlığın ve hayatın temel meselelerini merak etmeleri lâzımdır. “Ben kimim? Nereden geliyorum? Nereye gidiyo­rum? Burada işim ne?” gibi hayatın asıl konularına inmeleri lâzımdır.

Biri gelip bize dese: “Bana malının yarısını ver, karşılı­ğında şu andan itibaren, öleceğin dakikaya kadar başına ge­lecek hadiseleri doğru olarak haber vereyim.”

Böyle bir şey mümkün olsaydı ve o zatın gerçekten doğru söylediğine samimî bir şekilde inansa idik, herhalde mera­kımızı gidermek için malımızın yarısını, hatta belki de ta­mamını ona verecektik.

Ne için? Hayatımızın bundan sonraki devrelerinde olup bitecekleri öğrenmek için.

Peki, ya ölümden sonraki geleceğimiz hakkında en doğru haberleri bize getiren Resulullah’ın (a.s.m.) sözlerini niçin merak etmiyoruz? “Halbuki Hz. Peygamber, öyle bir istik­balden haber veriyor ki, şu dünyevî istikbal ona nispeten bir katre serap hükmündedir. Hem öyle, bir saadetten pek ciddî olarak haber veriyor ki, bütün dünya saadeti ona nis­peten bir berk-i zâilin (bir anda yanıp sönen bir şimşeğin) bir şems-i sermede (sönmeyen güneşe) nispeti gibidir.”

Gerçekten insanoğlu tuhaftır. Küçük ve belki de çoğu za­man hiç kimseye bir fayda sağlamayacak bir merakı için, en tehlikeli maceralara atılmaktadır, ancak, geleceğini ve saadetini alâkadar eden haberlere kulak asmamaktadır.

Evet, neden insanlar ebedî hayatlarını ilgilendiren bu çok önemli meseleleri merak etmiyorlar? Aktüalite ve genel kültür adı altında en akla gelmedik lüzumsuz konuları merakla takip ediyorlar?

Sanki bütün hayatî meselelerini halletmiş gibi, kendile­rini en az alâkadar etmesi gereken konulara büyük bir dik­katle yöneliyorlar? Bununla elde etmeyi umdukları ciddî bir kazanç söz konusu olabilir mi?

Öyle görünüyor ki, bütün bu ve benzeri suallerin cevapları yine kendi içlerinde gizlidir.

fiu halde, asıl merak edilmesi gereken konuların dikkatle düşünülüp takip edilmesi, insanı ister istemez ciddî bazı me­s’uliyetlerle karşı karşıya getirecektir. Çünkü kim oldu­ğunu, buradaki görevinin ne olduğunu düşünen insan, sonuçta birtakım kulluk yükümlülüklerini omuzlamak durumunda kalacaktır. İrade zaafı sebebiyle bu görevlerini yerine getiremeyince, vicdanî bir huzursuzluk baş gösterecektir.

İşte o zaman da “iptal-i his” yani hislerin uyuşturulması olarak nitelendirilen geçici zevk ve alışkanlıklara başvuru­lacak ve insan bir müddet bunlarla kendisini oyalayacaktır. Böylece kişi o huzursuzluğu bastırdığını zannedecek, ama bu tesellinin kabir kapısında hiçbir işe yaramadığını görecek­tir. Ne yazık ki, o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.

Merakın verilişindeki asıl maksat, insanı Rabbine ulaş­tırmada itici bir kuvvet olması içindir. İnsan bu hissinden istifade ederek sualler soracak, o suallerin cevabını araya­cak ve şanı yüce Yaratıcı’sının irşatları ışığında, bulduğu cevaplar doğrultusunda hayatını tanzim ederek İlâhî rı­zaya uygun bir hâle girecektir. İnsan bu maksat için kendi­sine verilen merak duygusunu, gayesine uygun olarak kul­lanmak durumundadır.

Bu, insanın başka mevzulara, ilimlere, aktüel olaylara, siyasî gelişmelere ve kültürel faaliyetlere ilgi duymamasını gerektirmez.

İnsan elbette ilgi duyduğu ilimleri merakla öğrenecektir. Elbette günlük olayları takip edecektir. Elbette içinde ya­şadığı dünyadan haberdar olacaktır. Ama bütün bunları ya­parken daima göz önünde tutacağı esas, yine dünyada bulu­nuş gayesi olacaktır.

Diğer meraklarıyla bu temel maksat arasında mutlaka ir­tibat arayıp bulacaktır. Böylece, meselâ gazete okuyup bir mevzuu araştırırken veya seyahat ederken de Allah’ın rıza­sına uygun hareket etmiş olacaktır. Yeter ki, niyet yine Al­lah’ın rızasını elde etmek olsun.

 

 


Bu Yazı 1744 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar