Mescid-i Nebi Nasıl Yapıldı?
..        
Ayet-i kerime mescitler konusunda şöyle der:
“Allah'ın mescitlerini, Allah'a ve ahiret gününe inananlar imar ve inşa eder.”(1)
Rasulullah Medine'ye gelince devesi Muaz b. Afra himayesinde olan Sehl ve Süheyl adındaki iki çocuğa ait arsayı satın aldı. Buraya Müslümanlar için bir mescit (secde ve ibadet yeri) yapılacaktı.

1. Secde Kime?
Roma ve Bizans'ta, ayrıca kimi krallar ve büyükler huzurunda secdeye varmak; o zamanlar bir kulluk/itaat, hizmet ve bağlılık işaretiydi. Habeş muhacirleri de Habeşistan'da Necaşi/Negus huzurunda geleneğe göre zorla rükû ve secdeye götürülmek istenmişti. İslam'a göre, ibadet kastıyla bir kimsenin ve varlığın huzurunda eğilmek, baş eğmek ve secdeye gitmek küfür ve şirkti. Allah'tan başka kimsenin huzurunda ibadet hareketleri, rükû ve secde yapılamazdı. Ayrıca Allah'tan başka hiçbir şey tabulaştırılamaz, tanrılaştırılamaz ve putlaştırıla- mazdı. Secdenin yalnız Allah'a yapılması pek önemliydi ve bir İslam simgesiydi. İslamın beş şartından biri namazdı ve dinin ana direği ('ımâd) kabul ediliyordu. Direğinin topluca ikame edileceği ve dikileceği yer de mescitti.

2. Yeryüzü Bir Mescit
Hicret Sonrası Medine'de birlikte namaz kılınacak bir yer yoktu. Ayrıca Rasulullah, ashabıyla toplanıp problemleri “istişare” edecek bir yere muhtaçtı. Bu yüzden o, bir mescit yapmak istiyordu. Gerçi o bir sözlerinde şöyle buyurmuştu:

“Cuı'let lî el-ardu mesciden = Bana yeryüzü bir mescid kılın dı.”
Bu söz onun şahs-ı manevisinin büyüklüğüne işaret ediyordu: Yeryüzü ona mescit, Mekke mihrap ve Medine minberdi. O Ekremu'l-Evvelin ve'l- Âhirin bütün müminlere imam, enbiyaya reis ve tüm evliyaya seyyitti. Mescidi bu kadar büyük olanın kendisi de buna göre büyük olmalıydı. Nitekim o bir başka açıklamasın- da kendisini “Seyyid-i Veled-i Âdem, İlk Şefaatci, Mustafa, Muhtar/ Seçilmiş, İnsanların En Hayırlısı, Bütün İnsanlara Hatip, Ekrem-i Veled-i Âdem, Habibullah; Allah'a Pek Sevgili Kul” gibi adlar ve sıfatlarla adlandırmıştı.(2) Bu adlar onun kullukta misli ve benzerinin olmadığını göstermekteydi.
3. Temel Atma ve Mescit Binasının Yükselişi

Temel atma günüydü. Rasulullah, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve daha bir kaç kişiyle arsaya geldi. Sahabeden biri sordu:
“Ey Allah Resulü yanında sadece şu bir kaç kişi mi var?”
Yanındakiler kemiyetçe bir kaçtı, fakat keyfiyetçe, sevapça ve iyiliklere sebep olma açısından çok ağırdılar. Kalite ve keyfiyet önemliydi. Allah Resulü cevap verdi:

“Onlar benden sonra işi yönetecek olanlardır.”
Böylece üç sahabenin sırayla kendisi yerine halef/halife olacağına ima ve işaret etmişti. Rasulullah bir taş alıp temele koydu ve yanındakilere seslendi:
“Ebu Bekir taşını benimkinin yanına, Ömer taşını Ebu Bekir'in taşı yanına, Osman'da Ömer'in yanına koysun!”
O bir Peygamber ve devlet başkanı olarak mescit temeli atıyordu. Emri yerine getirildi. İman cemiyeti de yan yana konulan taşlarla yapılan muhteşem bir bina gibiydi. Taşlar farklı, yaşlar farklı, işler farklı, ama gaye birdi. Âlem-i İslamın Manevi Mimarı; Rasulullah ve yardımcıları ashab-ı kiram.
Temelin atıldığı haberi Medine'ye yayılmıştı. Hatemü'l Enbiya Mescit için kerpiç kesilmesini emretti. Hemen iş bölümü yapıldı; sahabelerin bir kısmı, Ebu Eyyub kuyusu ile Medine kabristanı arasındaki yerde kerpiç kesmeye başladılar. Diğer yandan ustalar taş temeli yükseltiyordu. Bir bölük insan da, taş ve harç taşıyorlardı. Yapılanlar farklı, fakat gaye birdi. Farklı işler, farklı çalışmaları gerektirmekteydi. Farklı çalışmalar farklı üniteleri doğururdu. Bu ayrılıkta gayrilik yoktu. Önemli olan İslam'a hizmet için işin bir yanından tutmaktı.

Her biri bir ihtiyacı gideren ve iş bölümü yapan ashab-ı kiram, sanki mescidi değil, İslam toplumunu inşa ediyorlardı. Bu iş bölümü ve farklı vazifeler, ilerde farklı sahalarda devam edecek, maddi manevi her sahada sürecekti.

“Kim Allah için bir mescit bina ederse kendisi için de bir benzerini Allah Cennette yapacaktır.”
Ne büyük bir müjde! Herkes bu müjdeye gönül vermiş gibiydi. İnşaatta Rasulullah da çalışıyordu. İlerde cami inşaatlarında işçi gibi çalışacak İslam padişahlarına ve müminlere bu konuda örnek oluyordu. Hayırlı işlere 'iştirak' önemliydi. Taş temel yükselince; büyükçe kerpiç lerle duvarlar örülmeye başlandı. Bir yandan Rasulullah (s.a.v.) şöyle diyordu:

“Taşıdığımız şu yük ey Rabbimiz, Hayber'in yükünden daha hayırlı ve temiz!...”
Hayber hurma ve zenginliğiyle ünlüydü. Mescide kerpiç taşımak; deve katarlarıyla hurma taşımaktan ve hurma ticaretinden daha hayırlı ve temizdi. Demek asıl zengin bu yolda olandı. Diğer yandan Abdullah b. Revaha recezler söylüyordu. Hayra vesile olan musiki, marşlar ve ilahiler birer şevk kaynağıydı. Abdullah b. Revaha şöyle diyordu:

“Ya Rab, ecir ahiret ecri, esirge ensarı ve muhaciri.”
“ Lâ ayşe illâ ayşü'l-âhireh -Allâhumme'r-hami'l- ensâre ve'l- muhâcireh:
Hayat ancak hayat-ı ahiret- Allah'ım ensar ve muhacirlere merhamet et!” (3)
Dünya “dâr-ı hizmet”, ahiret “dâr-ı ücret”ti. Gerçek hayat oradaydı. O bu gerçeği haykırırken öteden Ammar da şöyle seslenmekteydi:
“Müslümanlarız! Mescit yaparız!”
Rasulullah nasıl buyurmuştu:
“Namazını kılan, dinini ayağa kaldırmıştır.”
Bu gerçeğin takipçileri secdeye götüren yerler ve yollar yapıyorlardı. Ammar!.. Herkes birer kerpiç taşırken o ikişer kerpiç taşıyordu. Çalışırken Peygamber Efendimize rastlayınca nazlandı ve şikayetvari söylendi:
“Ey Allah Resulü beni öldürecekler(!) Bana taşınmayacak kadar ağır yük yüklüyorlar.”
Bu sözler üzerine âlem-i gaybtan bir haber, Allah Resulünün dudaklarından döküldü:

“Vah Sümeyye'nin oğlu vah! Onlar seni öldürmeyecek, seni baği/azgın bir topluluk öldürecek. Ammar onları cennete çağırır, onlar onu cehenneme çağırırlar.”
Ammar yıllar sonra olacak fitne ve anarşiden tedirgin oldu: “Fitnelerden Allah'a sığınırım”(4) dedi. Ama Allah Resulünün haberi Sıffin'de gerçekleşti.
Üç zira(5) boyundaki taş duvar üstüne enine boyuna konan kerpiçlerle duvar yapıldı ve yedi zira yükseltildi. Mescid-i Nebevi, üç kapılı bir dörtgendi. Kıblesi Kudüs'e bakıyordu. Mihrap yerine hurma gövdeleri dizilmişti. Kapılardan biri, bu günkü kıble duvarında, ikincisi mescidin batı duvarındaydı. Üçüncü kapı da doğu duvarına açılmıştı: Peygamberimiz bu duvara bitişik evinden bu kapıyla mescide gelecekti. Rasulullah için mescidin doğu duvarına bitişik iki küçük oda yapıldı. Biri Hz. Ayşe, diğeri Mekke'de evlendiği Hz. Sevde içindi. Odalar hurma dallarıyla tavanlanıp, çamurla örtüldü. Rasulullah böylece yedi aydır misafir kaldığı Ebu Eyyub'un evinden ayrılıyordu.

İlk yapıldığında mescidin üzeri açıktı. İnsanlar gü- neşten rahatsız olunca, Rasulullah müsaade etti, mescide hurma ağacından direkler dikilip başları kalaslarla birleştirildi. Kalaslar üzerine hurma dalları ve ızhır otu atıldı. Artık Mescid-i Nebi gölgelikti.
4. Tabana Kum, Aydınlatma ve Teknolojiye Açıklık

Yağmur yağınca, Mescid-i Nebi'de toprak taban çamur oluyordu. Yine bir gece yağmur yağmış, sabah namazı çamur içinde kılınmıştı. Namaz bitince Rasulullah, yanındakilere mescidin bir yerine serili kumu gösterdi: “Bunu yapan ne güzel yapmış” dedi. Hz. Fatıma'nın düğününde evinin hazırlanmasında görüleceği üzere, Medine'de evde, tabana kum serme âdeti vardı. Bir sahabi o gün kum getirip namaz kılacağı yere sermişti. Hz. Peygamber'in sözü üzerine mescit tabanı kumla kaplandı. Ashab-ı Kiram artık, alınlarını serin kuma koyarak secde ediyorlardı.

Yatsı ve sabah namazlarında aydınlatma için hurma dalları yakılırken, Hicretin dokuzuncu yılında durum değişti. O yıl Filistinli Temimdari, Hz. Peygamberle görüşmek üzere Medine'ye geldi. Bir Hıristiyan Papazı olan Temimdari Medine'de İslamı araştırdı ve çok geçmeden Müslüman oldu. Bir Bizans eyaleti olan Şamdan getirdiği birkaç zeytinyağı kandilini bir akşamüzeri mescide asıp yakmış ve Rasulullah bunu takdir etmişti. Hatta ona şöyle demişti:
“Bir kızım olsaydı onu seninle evlendirirdim.”(6)

Hikmet/teknoloji ve bilimsel yenilikler müminin yitiğiydi. Kimden olursa olsun ilim ve fen alınmalıydı.
Bütün bunlar gösteriyor ki, İslamiyet, kimden ve nereden olursa olsun teknik yeniliklere açık ve bunlara taraftardı. İslamiyet, helal çalışma ile ekseriyete saadet bahşeden bir refah ve medeniyeti benimsiyordu. Bu uygarlığın dayanağı hak, hedefi faziletti. Fazilet, 'sırat-ı müstakim = hikmet, adalet ve iffet' olarak da adlandırılır. Aslında İslam her medeniyetin güzelliğinden faydalanmayı esas alıyordu.

Dipnotlar
1-Mescitlerle ilgili ayetler için bkz. Bakara, 9/ 18; Muhammed Fuad, s. 345.
2-Hz. Peygamber’in kendi hakkında söyledikleri ve unvanları için bkz. Mansur Ali, III, 228 vd. Sabuni, I, 214; Buhari, IV, 189.
3-İbn-i Hişam, II, 114.
4-a.g.e., II. 115.
5-Zira, dirsekten orta parmak ucuna kadar olan uzunluk.
6-İbn-i Sa’d, I, 343 vd. Köksal, IX, 357- 358.
Bu Yazı 3901 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar