Metafizik Bir Ufuksuzluk Örneği Olarak Ahiretsizlik
..        

Var oluşunu anlamlandırması hususunda, günümüz insanının ontolojik bir kriz yaşadığını söylemek, herhalde malumu ilan kabilinden bir yargıyı ortaya koymak olsa gerektir. Gündelik hayatın çokça tedavülde olan kelimelerinden bazılarının kriz, depresyon, bunalım, stres gibi kelimeler olması böylesi bir vakıayı doğrular niteliktedir. Çağımız insanının yaşadığı bunalım, hayatın her alanını kuşatmış görünmektedir. Öyle ki ekolojik kirlilikten bilgi kirliliğine kadar; bireysel yozlaşmadan toplumsal yozlaşmalara kadar geniş bir yelpazede bir 'anlam kaybı'nın yaşandığını söylemek mümkündür. Genetik yapısı oynanmış gıdalar, kirletilmiş çevre, hava kirliliği, parçalanmış aileler, intiharlar gibi insanlığın tümünü tehdit eden durumlar, krizin boyutunu gözler önüne sermektedir. Nitekim evrenin ve insanın sahibi olan Rabb, “ İnsanın bizzat elleriyle kazandıklarının, işlediklerinin neticesinde karada ve denizde çürüme, bozulma meydana geldi…”, “…ekinleri (hars)[ekonomiyi, kültürü], tahrip edip nesilleri bozmak için çalışanlar…” ayetleriyle bu gerçeği biz insanlara hatırlatmaktadır.
İletişim teknolojisi başta olmak üzere, genel anlamda teknolojinin lojistik desteğinde küresel sosyo ekonomik sistemin patronajlığını elinde tutan batı medeniyeti, bu buhranın başlıca sorumlusu olarak gözükmektedir. Bu arada, hayat şartlarının kolaylaştırılması, eşit düzeyde bir dağılım olmasa da ekonomik refahın göreceli artışı gibi faktörler, insanlığın hayat serüveninde, batı medeniyeti hanesine yazılabilecek artı değerler olarak kabul edilse de, manevi yıkımın boyutları, söz konusu maddi başarının ihtişamını gölgeler niteliktedir. Zira yer küre, tarihinin hiçbir döneminde böylesi bir kirliliğe ve buhrana sahne olmamıştı. Batı medeniyetinin referansıyla insanlığa sunulan tüketim odaklı kültür, insan nefsini(ego) amacının dışına taşacak bir hoyratlıkta tahrik etmektedir. Çılgınca bir tüketim arzusu, insana kendi benliğini, var oluş amacını unutturarak insana 'anlam'ını kaybettirerek onu 'saçma'yla, 'hiç'likle buluşturmaktadır.
Kainatın Sahibi'nin, insanoğlunu yaratmadan önce, insanoğluna bir 'yurt' olarak yarattığı yer kürenin, böylesi esaslı bir medeniyet buhranına sahne oluşunun acaba kıyametten önceki son bir çıkış levhası neyi işaret etmektedir. Mevcut Hiristiyanlık ve Yahudiliğin bu esaslı krize çare olmalarını bir tarafa bırakıp; batı medeniyetinin bugünkü haline katkıda bulunduklarını hesaba katmamız gerekir. Her ne kadar Aydınlanma hareketi, kilise skolastizmi için bir karşı duruşu ifade ediyorsa da sonuçta Aydınlanma hareketinin düşünürleri Hiristiyanlık ve Yahudilik bağlamında konuşuyorlardı ki, bu bağlamın lehte ve aleyhte olması bağlamın gerçekliğini ortadan kaldırmamak tadır. Bu esaslı krizin maddenin maneviyatı tehdit eder nitelikteki orantısız büyümesinden kaynaklandığını kabul edersek, çözümün de insanlığa manevi bir diriliş sunmakta olduğunu kabul etmemiz gerekir. İnsanlığın yeniden manevi dirilişi için, öncelikli olarak hatırlanması gereken şey “niçin buradayım?” sorusudur. İnsana öncelikle hatırlatılması gereken gerçek, dünyada bir misafir olduğu gerçeğidir. İnsanın kaybettiği 'anlama' tekrar kavuşması için sağlam bir ahiret inancı tek çıkış yolu olarak gözükmektedir ki bunun yolu da İslam'la gönüllerin buluşmasından geçmektedir.
Dünyevileşme dediğimiz, ahiret yokmuş gibi bir tasavvuru, dolayısıyla hayat tarzını esas alan anlayış, insanlığı bir çıkmaz sokağa sürüklemiş gözükmektedir. İslam düşüncesinin en parlak simalarından olan Gazzali, ehl-i dünyanın zevk ve şehvetlerinin peşinde sürüklenmelerini, dolayısıy- la ahiret yokmuş gibi davranmalarını veciz bir benzetmeyle ortaya koyar. Şöyle ki, bir grup arka- daşın gece vaktinde, çakıl taşlarının çok olduğu bir yere gidişlerinden söz eder Gazzali. Vakit gece olduğu için, o taşların rengini ve şeklini görmek mümkün değildir. Güçleri yettiğince o taşlardan alan yoldaşların “ Bu taşlarda çok faydalar vardır. Ne kadar götürebilirsen götür.” demelerine karşın; söz konusu gruptaki ehl-i dünya dediğimiz zevk ve şehvetlerinin esiri olan kimse, “Yarın bana faydasının olup olmadığını bilmediğim halde, muhtemel bir fayda için bu kadar eziyet çekmem ne kadar ahmaklık olur” düşüncesiyle eli boş ayrılır. Bununla da kalmayıp, güçleri yettiğince o taşlardan bol bol toplayanları da alaya alıp “kişinin böyle imkansız şeylere tama' edip eşek gibi yük çekmesi ne aptallıktır” der. Fakat gece yerini gündüze bırakınca görülür ki o toplanan taşların her biri yüz bin altın değerinde inciler, yakutlar imiş. Bu durumda bu taşlardan toplayanlar, niçin daha fazla toplamadık diye yanarlarken; hiç taşa almayan kimse ise, bu aldanış ve kaybedişten dolayı ölmek derecesine gelir. Kimyay-ı Saadet adlı klasik eserinde böylesi veciz bir üslupla ahiretsizliği anlatan Gazzali, sanki kendi döneminden modern insana sesleniyor gibidir.

Bu Yazı 2504 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar