Mevlana Olmasaydı
..        
Mevlâna olmasaydı;
Anadolu bu kadar hızlı İslamlaşamaz ve Türkleşemezdi. Osmanlı bu kadar başarılı olamazdı. Tasavvuf bu kadar geniş kitlelere ulaşamazdı.
Mevlâna olmasaydı;
Böylesine güçlü ve etkili bir gönül dili oluşturulamazdı. Anadolu'ya çalınan Türk-İslam mayası böylesine güçlü tutmazdı. Diyar-ı Rum bu kadar kısa bir sürede diyar-ı Türk ve İslam olmazdı.
Mevlâna olmasaydı;
Anadolu'dan yükselen bu ışık, yetmiş iki milleti aynı çatı altında toplayamazdı,
Anadolu insanı gönüllerinin paslı kilidini bu kadar kolay açamaz, gönüllere de sultan olamazdı. Şark-İslam medeniyetinin sevgi ve hoşgörü yüzü bu kadar kesin bir dille vurgulanamazdı ve Şark'ın manevî hayatı Ehl-i Sünnet dışı tehlikeli görüşlere teslim olmaktan kurtulamazdı.
Peki ya bugün?
Evet, bugün bile Mevlâna ve Mevlâna gibi düşünenler olmasaydı bu medeniyeti kin, nefret ve terörizmle beraber göstermeye çalışanların planları alt üst edilemezdi. Yani bugün bile Mevlâna ile özdeşleşen bu zihniyet olmasaydı, sevgiyi böylesine öne çıkaran, dinine sevgi dini, peygamberine sevgi peygamberi diyen ve varlığın mayasının sevgi olduğunu düşünen bu medeniyet çok yanlış tanıtılacak ve sanki düşmanlık medeniyeti olarak gösterilecekti.
Peki Mevlâna'yı olduran, yakan ve pişiren nedir? Yani Belhli Celâleddin nereden beslenerek, ilhamını kimden alarak Şark'ın ve Garb'ın Konyalı Mevlâna'sı oldu? Bunun cevabını verebilmek için çok ince tetkiklere gerek yoktur. Çünkü o, “Yaşadığım müddetçe ben, Allah'ın kuluyum, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) yolunun toprağıyım. Birisi benim sözlerimden bu görüşlere aykırı manalar çıkarır, beni başka türlü tanıtırsa, ben bu sözleri çıkaranlardan da, bu sözlerden de bıkmışım, usanmışım!” diyerek ilhamının kaynağına tartışmaya yer vermeyecek şekilde açıklık getirmektedir.
Mevlâna'yı Mevlâna yapan ve bütün eserlerinde en çok tekrar edilen kelimeyle anlatmaya çalışalım. Bu kelime sizin de tahmin edebileceğiniz gibi “sevgi”dir. Mevlâna kendi yolunu aşk yolu olarak nitelemiş, varlığı ve insanları kusurlarına rağmen, yanlışlıklarına rağmen, hatta kimi zaman yanıltılmış olduğunu bilse de sevmekten yanadır. O, sevginin yalancısına bile razıdır. Ancak onun sevgisinin çok sağlam bir felsefesi, kuşatıcı ve güçlü bir temeli vardır.
Bu felsefeyi birkaç kelimeyle şöyle özetleyebiliriz: En başta hem sevgiye asıl layık olan, hem de sevginin kaynağı olan Mutlak Sevgiliyi (Allah) sevmek, sonra Mutlak Sevgili hesabına, onun isim ve sıfatları hesabına, tüm varlığı sevmek… Varlık içinde de özellikle Allah'ın isim ve sıfatlarını en mükemmel şekilde yansıtan mükemmel aynayı, insanı sevmek… Görüldüğü gibi Mevlâna'daki sevgi, Allah hesabına olan bir sevgidir. Yoksa insanı Allah'tan kopararak ve merkeze koyarak duyulan, yapay, gerekçesiz ve dayanaksız bir sevgi değildir. Bu sevgi şekil olarak Batılıların hümanizmine benzese de, bu benzerlik özde ve gayede değil, sadece şekille sınırlı olan bir benzerliktir.
Bu Yazı 1693 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar