Mevlana’dan Günümüze Barış ve Kardeşlik Mesajları
..        

İnsanlığın yaratılışından günümüze kadar, ni- ce insanlar gelip geçmiştir. Çoğunun adı sanı kesil miş, miras adına hiçbir şeyleri kalmamıştır. An- cak yüzlerce yıl geçse de yâd edilen ve ardından sadaka-ı cariye (devam eden hayır-hasenât) bırakan nice güzide insanlar da gelip geçmiştir. Bunlar baki kalan kubbede hoş sâdalar bırakmış- lar, günümüze kadar geldikleri gibi geleceği de kuşatmışlardır. Bunlardan bir tanesi de, bir ayağı Konya'da, diğer ayağı da dünyada olan ve tüm insanlığa hitap eden büyük mütefekkir Mevlâna Celâleddin-i Rûmî'dir. UNESCO'nun doğumunun 800 yılı münasebetiyle geçen yılı Mevlana yılı olarak ilan etmesi de Mevlâna'nın evrensel anlamda ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu göstermektedir.
Türk-İslâm dünyasının yetiştirdiği en önemli mütefekkir ve mutasavvıflarından biri olan Mevlâ na Celâleddin-i Rûmî (1207-1273), sevgili dostu, sırdaşı ve can yoldaşı olan Şems-i Tebrîzî ile buluşmasından sonra, çok daha farklı bir simaya bürünmüş ve cihanşümul fikirleri ve getirdiği yeniliklerle insanlığa farklı ve yol gösterici mesajlar sunmuştur. Bu mesajlar, günümüze yan- sımış ve geleceğe de damgasını vuracaktır.
Bütün insanlığı kucaklayan sevgi ve hoşgörü- süyle kitleleri etkileyen, sevgi ve hoşgörüde sem- bol olan Mevlâna, kendi ifadesiyle “eserleriyle insanlığa rehberlik” etmektedir ve etmeye de devam edecektir. Ancak Mevlâna'yı çok iyi oku- mak gerekir. Mevlâna, Allah'ı ve Peygamberi çok seven, onların gösterdiği yoldan sapma gösterme yen bir şahsiyettir. Bu bağlamda “Gel” çağrısını değerlendirirken, hangi anlamda “Gel” demiştir ve kimleri ne halde çağırmıştır, şeklinde sorular sormamız gerekir. Burada bu soruların cevapları- nı bulmaya, onun bu ifadeyi, şerh ettiği başka sözleriyle açıkladığını ve bu “Gel” ifadesinin ne anlama geldiğini izah etmeye çalışacağız.
GEL AMA NASIL?
Mevlâna Hazretleri, evet, bütün insanlığa hitap etmiştir ve bir davette bulunmuştur. Bu bir evrensel çağrıdır. Zira “kim olursan ol” ifadesi, belli bir kesime hitap etmediğini gösteriyor. Yani bütün insanlığa “Gel” diyor. Ancak, gelirken bazı kriterler sunuyor. Bu kriterler, empatili ve sempa tili bir yaklaşımla sunuluyor.
Meselâ; “Sevgide güneş gibi ol” diyerek, tüm insanların, tüm insanları sevmesini, aynen güneşin tüm insanlara yansıması gibi algılıyor. Yani, insanları severken ayrım yapma, her insanı insan olduğu için sev,” diyor. Tıpkı Yunus Emre'nin “Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü,” sözünde dediği gibi. Sonuçta, Mevlâna şunu demek istiyor. “Bizim kapımız, sevgi ve hoşgörü kapısıdır, şu-bu diye ayırt etme, gel, ama tüm insanları kucaklayarak gel!”
Dostluk ve kardeşliği yansıtırken, muhteşem bir benzetme yapıyor: “Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol” Yani, bizim dergâhımızda dostluk ve kardeşlik su gibi nüfuz eder, yayılmacıdır, boş bulduğu her yeri doldurur, mümkün olduğu kadar her yere ulaşır ve sonunda denizle kucaklaşır. Deniz ise “İslâm”dır. Sonu hüsran olan bir dostluk veya kardeşlik değildir. Bunu, yine çok veciz bir ifadeyle şerh eder:
“Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü inananlara bayram günüdür öküzlere ölüm günü.”
Yani, evet gel de, sonunda İslâm'la şereflen. Eğer İslâm'la şereflenmezsen, kıyamet gününde Müminler, Müslümanlar bayram ederken, senin akıbetin korkunç olur. Öküzlerin kurban olması gibi, sen de haşir meydanında cehenneme sürük- lenen kurbanlardan olma. Haşir meydanında bayram yapanlardan ol!
Mevlâna, ayrıca davet ettiği insanlara şu altın kuralları sunmuştur:
·Hataları örtmede gece gibi ol: İnsanların kusurlarını, ayıplarını ve sırlarını ifşa etme, başkalarının yanında küçük düşürecek şekilde onları ayıplarıyla suçlama.
·Tevazuda toprak gibi ol : İnsan topraktan geldiği için toprağa gidecek. Sonunda toprak olacak bir insanın gururlanmaya hakkı yoktur. Ayrıca toprak kendisini ezenlere gül sunar, nimet sunar, sonunda ölünce de onları bağrına basar. Tıpkı Aşık Veysel Şatıroğlu'nun dediği gibi:

Karnın yardım kazma ilen bel ilen,
Yüzün yırttım tırnağınan el ilen,.
Yine beni karııladı gül ilen
Benim sadık yarim kara topraktır.

·Öfkede ölü gibi ol: Asıl pehlivanın öfkesini yutan, sinirlendiği zaman metanet gösteren ve ölü gibi tepki göstermeyen olduğunu vurgular Mevlâna.
·Her ne olursan ol Ya olduğun gibi görün Ya göründüğün gibi ol: Samimi dostluklar, içtenlik arz etmeli. İçinden geldiği gibi dost olunmalı. Resmî, menfaat odaklı, çıkar hesaplı, arkadan vuran, yüzden gülen dostluklar bekasız dostluk- lardır. İnsan hasbi olmalı. Ya seversin; ya sevmez- sin. Ama bunu samimi olarak izhar etmelisin. Yüzden başka, arkadan başka davranışlar, iki yüzlü ve devamsız birliktelikler doğurur.
Mevlâna Hazretleri, çağrısını yaparken, dostluk kardeşlik, barış ve sevgi vurgusunu yapar, ancak bu vurguları yaparken, önemli bir noktayı dile getirir:
Beri gel beri!Daha da beri!Niceye şu yol vuruculuk? Mademki sen bensin ben de senim Niceye şu senlik benlik…
Yani, gelirken, gururu bırak, sen-ben yok; biz varız. Biz biriz. Biz kardeşiz; dostuz. Gelirken öyle bir kucakla ki, senle ben iki ayrı cisim; ama tek ruhlu olalım. Tıpkı Bediüzzaman Said Nursî- nin dediği gibi,
“SÜZÜLEN TATLI BÜYÜK BİR HAVUZU KAZAN- MAK İÇİN, BİR BUZ PARÇASI NEV'İNDEKİ ENANİYE- TİNİ VE ŞAHSİYETİNİ O HAVUZ İÇİNE ATIP ERİT.''
Mevlâna'nın yüreği, hep sevgiyle doludur. İnsanları da sevgi seline kapılmaları için teşvik eder. Onun yüreğindeki bu aşk ve sevgi seli, insanları aynı değerler etrafında birleştiren ve muhabbet potasında eriten bir hoşgörü, kardeş lik ve dayanışma olarak yansımıştır: “Sevgiyle acılar tatlılaşır; sevgiyle dertler şifa bulur; sevgiyle ölüler dirilir; sevgiyle padişahlar kul olur Yâriyle hoş geçinen yârsiz kalmaz, müşteri ile iyi anlaşan iflâs etmez. Ay geceden ürkmediği için öyle parlak kaldı; gül de dikenle uyuştuğu için o kokuyu elde etti.”
Mevlâna bu dostluk ve kardeşlik çağrılarını yaparken, İslâm'ın kriterlerinden sapmamıştır. Yine kendi diliyle: “Bir ayağım İslâm dininde sabit, 72 milleti dolaşırım” diyen büyük mütefekkir, her milleti İslâmî kurallar çerçevesin de muhabbetle kuşatmıştır.
Mevlâna Hazretleri, dostluğu, kardeşliği ve barışı hedeflerken, bunların önemli bir sac ayağı olan “vefa” duygusunu da ihmal etmez: “Dost- lar, dostlar! Birbirinizden ayrılmayın. Başınız- dan kaçamak heveslerini atın. Mademki hepi- niz birsiniz, ikilik havası çalmayın. Vefa sultanı emrediyor; vefasızlık etmeyin!”
Hz. Mevlâna, bir millet içindeki kardeşlik, barış, huzur ve dayanışmanın oluşumunda inanç ve maneviyatın rolünü vurgularken, bu konuda asıl belirleyici faktörlerin sevgi ve duygu birliği olduğunu hatırlatır:
“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.”
“Kalpten kalbe yol vardır; kardeşlik de düşmanlık da bu gizli yoldan geçer.”
“Mü"min, mü"minin aynası olursa, kimse karşısındakinin ayıbını göremez.”
Diyerek, bu faktörlerin nasıl uygulanması gerektiğini de takdim eder.
Dostluğu, kardeşliği, barışı ve huzuru bozan zalimleri de ihmal etmez elbette. Onların da akıbetlerine şöyle işaret eder:
“Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur. Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun. Kin ve nefret duyguları kalpleri karartır. Barış dalgaları kalplerden kinleri atar; savaş dalgaları ise sevgileri altüst eder.”
Gönlü insan sevgisiyle dolu olan Mevlâna Hazretleri, barışa, dostluğa, kardeşliğe, sevgi ve muhabbet gibi olgulara vurgular yaparken, bütün bunları baltalayan insanlıktan nasibini almamış olanları da şiddetli ikaz eder. Yani neticede “Gel” çağrısın yaparken, bütün kötü duygulardan arın; bütün iyi duygularla bezen de öyle gel, demek istemiştir. Bu bağlamda “Ne olursan ol yine de gel” vurgusunda mecaz vardır. Yani, ne olursan ol gel ama pişman ol, gel; tövbe et gel, bütün kin ve nefret duygularından arın da gel! Enaniyetini, gururunu, kibrini, zulmünü ve sair menfî düşüncelerini arkanda bırak da gel! İşte o zaman bizim dergâhımıza layık olursun, demek istemiştir.
Onun ve onun gibilerin arkasından giden gönül ehli ve muhabbet fedaisi olmak dileğiyle…


Bu Yazı 7031 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar