Mevlevi Musikisi
..        
Ney ve Kudüm
Müzik İnsanlık tarihi kadar eski bir sanattır. Öyle ki; insanların konuşmayı bilmedikleri devirlerde müzik ile anlaştıkları söylenir. Ve yine, bu konuda söylenen ve yazılanlara baktığımızda musikinin dini bir kaynaktan doğduğu görülür.
Biz Türklerin, Müslümanlığı kabul etmeden önceki dinleri olan Şamanizm'de, şaman, kam, baksı gibi isimlerle bilinen din adamları, ilkel müzik aletlerini çalarak iyi ve güzel sözler içeren nağmeli mesajlarla, dini telkinlerde bulunurlarmış.
İslamiyet'in kabulünden sonra da, Türk toplumlarında musiki, din'in ayrılmaz bir parçası olmuş, Allah'a olan iman ve sevginin ifadesinde bir araç olarak her zaman devam etmiş ve hala da etmektedir.
Peygamber efendimizin, Kur'anın ahenkle ve güzel sesle okunması isteği, dinimizin musikiye bakışının bir ifadesi olup tecvid ve kıraat de bu doğrultuda ortaya çıkmıştır.
Müzik, dünyada her toplumda ve her alanda farklı şekillerde yer almaktadır. Biz Türklerde doğumdan ölüme kadar fasılasız olarak hayatın her anında musiki vardır . Yeni doğan bebeğin kulağına okunan ezan'dan başlayıp ninni'lerle devam eden, düğün'lerde, bayram'larda, mevlit'lerde, asker uğurlama ve karşılama törenleri'nde, dînî törenler'de, ölenlere yakılan ağıt'larda hatta savaş'larda bile mûsikî yer almaktadır.
Biz Türkler, islâm dini'nde musikiyi Cami musikisi ve Tekke musikisi olarak iki sınıfa ayırabiliriz. Aslında her ikisi de aynı sayılır. Çünkü bu musikide amaç Allah'ı anmak, onu zikretmek, ona varmaktır. Aradaki fark Cami musikisinde insan sesi yalnız ya da grup halinde icra edilirken, tekke musikisinde buna sazlar da katılır. Cami musikisi, Ezan, kaamet, salâ, salâtü's-selâm, mi'râciye, mevlîd, tekbîr, temcîd, tesbîh, mahfel sürmesi, münâcaat gibi formlardan oluşurken, tekke musikisi mevlevî âyini, nefes, durak formlarından oluşur. Bunların dışında kalan ilâhi, tevşîh, şugl, na't gibi eserler ise hem cami musikisinde hem de tekke musikisinde olan formlardır.
Cami musikisinde icra edilen eserler daha vakur ve sanki ahiret'e yönelik gibi farklı bir huşu ile icra edilirken, tekke musikisi eserleri daha coşkulu bir tasavvuf anlayışıyla icra edilir. Bir çok tarikatte yapılan zikir'lere esas teşkil eden bir musiki olması dolayısıyla tekke musikisi, icra ve iştirak edenlerin inanç dünyalarındaki hissiyatı dışa yansıtır.
Mevlevilik'te musiki denilince, Türk müziğinin en büyük formu olan Mevlevi ayinleri akla gelir. Mevlevî Âyinleri; Hz.Mevlânâ nın ebedî âleme intikâlinden sonra onun yolunu devam ettiren insanların kurdukları “Mevlevîlik” tarîkatının ürünleri olan musiki eserleridir. Mevlevilikte mûsikî, daima ön plânda olmuş, mûsikî sanatımıza çok büyük katkılar sağlamıştır.
Mevlevi ayinleri her birine selâm adı verilen dört bölümden oluşur. Müstakil eser olarak icra edilebilir. Ama, daha çok sema esnasında icra edilir. Sema ile birlikte yapılan bu törene mukabele denir. Günümüzde ise daha çağdaş (!) bir ifade ile sema gösterisi denmek- tedir.
Mevlevi ayinlerinin güftelerini, Hz. Mevlâ-nâ'nın Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr ve Rubâiyyat’ın- dan alınmış Farsça şiirleri oluşturur. Nadir olarak bazı mevlevî şâirlerin şiirlerinden de ayinler bestelenmiştir. Sultan Veled, Ulu Ârif Çelebi, Eflâkî Dede, Şeyh Gâlip, Molla Câmî, Şeyhî, Semtî, Gâvsî Dede' yi bunlara örnek gösterebiliriz.
Mevlevi mukabelelerinde ayinler; neyzen, kudümzen, naathan ve ayinhan'lar dan oluşan ve mutrıb adı verilen saz heyetince icra edilir. Mutrıb'ın Devr-i Kebîr usûlünde çaldığı bir peşrevle ayine başlanır. Bu peşrev ayin bestekârının eseri olabileceği gibi başka bestekârın eseri de olabilir. Arkasından birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü selâm bölümleri icra edilip son peşrev ve son taksimle tamamlanır. Bu yazıda anlatmaya çalıştığımız konu Mevlevi mukabelesi olmayıp, bir musiki formu olarak Mevlevi ayini, daha uygun bir ifadeyle,Ayin-i şerif tir. Tasavvufi bir tören olan mukabelenin müzik kısmıdır.
Mevlevî Âyinleri'nin birinci selâm'ı çoğunlukla Devr-i Revân, bazen de Ağır Düyek usûlleri ile yapılmıştır. İkinci ve dördüncü selâm'lar mutlaka Ağır Evfer usûlündedir. Çoğunlukla ikinci ve dördüncü selam bölümleri güfte ve nağme olarak birbiriyle aynı olur. Bâzı âyinlerde ise nağme aynı kalırken güfte farklıdır. Çoğu zaman da, farklı makamlardan bestelenmiş âyinlerde aynı güftenin yer aldığını görülür
Âyinler'de üçüncü selâm' lar en geniş ve gösterişli bölümlerdir. Bu bölümde usûl ve makam geçişleri çok hoş ve etkileyicidir. Üçüncü selâm genellikle yirmi sekiz zamanlı Devr-i Kebîr usûlüyle başlar. Devr-i Kebîr yerine bazen Ağır Düyek, Frenkçin, Fahte, Çifte Düyek usulleri de kullanılır. Bir nevi cezbe halini anlatan bu bölümde, Allah'ın büyüklüğü ve kudreti karşısında duyulan hayranlığın, aşka aşk ile ifadesi vardır. Aksak semâî usûlünden bestelenmiş bir saz terennümü ve Eflâkî Dede' nin yürük semaî usulünde bestelen miş olan,
Ey ki hezâr âferin bu nice sultân olur,
Kulu olan kişiler, hüsrev ü hâkân olur
Her ki bugün Veled'e inanûben yüz süre,
Yoksul ise bây olur, bay ise sultân olur.
Güfteli Türkçe dörtlüğü ile devam eden üçüncü Selâm'ın, en belirgin özelliği burası olup bütün ayinlerde bu dörtlük kullanılmıştır. Bunu müteakiben aynı usulde bestelenmiş hareketli saz terennümleri ve sözlerle üçüncü selam sona erer.
Dördüncü selâm çoğunlukla ikinci selamla aynıdır. Bu bölümde Hz.Mevlânâ' nın meşhur,
Sultân-ı menî, sultân-ı menî
Ender dil ü cân îmân-ı menî
Der men bidemî men zinde şevem
Yek cân çi şeved, sad cân-ı menî.
Dörtlüğü Ağır Evfer usûlünden bestelen- miştir.
İnsanı coşturan, kendinden geçiren adeta bir miraç hissini uyandıran üçüncü selâm'dan sonra, dördüncü selâm, kulluğa dönüş ve kulluğun idrâkini anlatır. Burada kullanılan Ağır Evfer usûlü ile melodi ve ritimdeki coşkunluk yerini sükûnete, bir huzûra bırakır.
Dördüncü selâm'dan sonra sazlarla icrâ edilen Düyek usûlünde bir Son Peşrev ve Son Yürük semâî ile âyin sona erer. Mukabelelerde genellikle ney'le icra edilen bir de son taksim vardır. Mevlevî Âyinleri Türk Mûsikîsi'nin en büyük ve en sanatkârane eserleridir. Bu yüzden âyin bestelemek bestekârlıkta en üst mertebe kabul edilir.
Rebap
Mevlevi ayinleri içinde on beş veya on altıncı yüzyılda bestelenmiş oldukları düşünülen Pençgâh, Dügâh ve Hüseynî Mevlevi Âyinleri, Mevleviler arasında "Beste-i Kadîm - Eski Beste” diye anılmakta olup zirve eserlerdir. Bestekârları bilinen ayinlerden ilki, Köçek Derviş Mustafa Dede'nin Bayâtî Âyin-i Şerîf'î olup çok üstün bir sanat eseridir. Meşhur bayram tekbirinin bestekârı olan Buhurizade Mustafa Itri Efendinin Segâh Ayini, Dede Efendi'nin hüzzam ve Ferâhfeza ayinleri, Hüseyin Fahreddin Dede'nin Acemaşîran Âyin-i, ve M.Zekâî Dede'nin Sûzidil ayinini de bu emsal, ilk aklımıza gelenler içinde zikredebiliriz.
Genel malûmat kabilinden önemli ayin bestekârlarından birkaçının ismini vermek gerekirse; Eskilerden, Köçek Derviş Mustafa Dede, Buhurîzade Mustafa Itri Efendi, Kutbün Nâyî Osman Dede ,Ali Nutkî Dede, Sultan III. Selîm Han, Nâsır Abdülbâkî Dede, Hüseyin Fahreddin Dede, Hammâmîzâde İsmaîl Dede, Dellâlzâde İsmâîl Dede, M. Zekâî Dede, Neyzen Sâlih Dede....
Yakın dönem bestekârlardan da, Rauf Yektâ Bey, Ahmed Avni Konuk, Hüseyin Saadeddin Arel, Refik Fersan, Halil Can, Saadeddin Heper, Hâfız Kemâl Batanay ve Cinuçen Tanrıkorur'u sayabiliriz.
Mevlevi musikisinde kullanılan müzik aletlerinin en başta geleni şüphesiz Ney'dir. Ritmin çok önemli bir unsur olması dolayısıyla da ritim sazı olarak baş saz kudüm dür. Rebap ise Ney ve kudümden hiç ayrılmaması gereken bir sazdır elbette.
Ne var ki rebap bu musikideki önemine rağmen hayli zaman unutulmuş olup, yeni yeni, mukabelelerde görülmeye başladı. Tambur, kemençe, hatta ud ve kanun da artık kullanılmakta olup, kudüme ilâve olarak halile ve bendir de ritim saz olarak bu musikide yer almaktadır. Mevlevilikte musikinin, ibadetin bir parçası olarak görülmesi dolayısıyla, Mevlevi müzisyenler tarafından beste ve icralarda çok titiz ve hassas davranılmış, bu yüzdende çok üstün eserler ortaya çıkmıştır.
Maalesef günümüzde, sema gösterisi adı altında yapılan bir kısım sahne programlarında gerek müzik olarak, gerek sema olarak tamamen dejenere sahnelemeler, Mevleviliğin ve musikinin, inanç ve icrasını, ticari şovlara dönüştürmektedir. Dileriz yüz yıllardan beri Allah aşkı ile gelen bu san'at ve gelenek, genç nesillerce aslını bozmadan devam ettirilir.
Bu Yazı 3412 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar