Mevlevilerde Evrad ve Dua
..        

“Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O'dur; altı yönde ve altı yönün dışında tapılan O'dur; bağ, gül, bülbül, sema, sevgili, hepsi bahanedir, aranılan O'dur.”Hz. Mevlâna,

“Evrâd” sözlükte; “gelmek, çeşmeye varmak, suya gelen topluluk, akan su ve dere” gibi anlamlar taşıyan “vird” kelimesinin çoğuludur. Istılahta ise; Sık sık ve devamlı okunan, dilden düşmeyen ve düşürülmeyen dua, Kur'an-ı Kerim- den her gün okunmasını vazife bilinen kısım, Okunması adet olunan dualar,dervişler tarafın- dan özellikle sabah namazından sonra okunan dua ve esma anlamına gelir.

Tasavvuf ile ilgili kaynaklara göre; ilk sufiler vird kelimesi ile her gün okudukları belli ayetleri kasdetmişlerdir. Ayrıca virdi nafile namaz kılma, belli dualar okuma ve tefekkür anlamına da kullanmışlardır.

11.yy. dan itibaren oluşmaya başlayan tarikat- lar evrad geleneğine farklı bir boyut kazandır- mışlardır. Tarikatın kurucuları tarafından bizzat tertip edilen dualar ve tesbihlerle evrad denilmiş- tir.

Virdler daha ziyade maneviyat yolunda ilerlemek, Hakk'a yakınlık kazanmak için okunur. Vird, vecdin meydana gelmesine ve vâridelere yani kalbe doğan mânalara vesiledir. Bu yüzden “virdi olmayanın vâridi olmaz” denmiştir. Evrâd ve ezkâr, imanı kuvvetlendirir. Hz Peygamber farklı zaman ve mekânlarda zikir ve dua ile meşgul olmuş, Müslümanlara da bu konuda tavsiyelerde bulunmuştur. İmandaki sağlamlık Hak Teâla'nın o kul üzerindeki lütfunu çoğaltır; zühd, takva, ihlâs, vera' gibi makamların kazanılmasına sebep olur. Mânasını bilip bunlar üzerinde düşünerek dua etmek imanı artırır, duanın amacına ulaşmasını temin eder.

Her tarikatin hususî bir virdi bulunur. Mevlevîlerin de bir evrâdı vardır. Mevlevî evradı, Mevlânâ'nın ve Mevlevî büyüklerinin sürekli okudukları, En'âmı Şerif gibi bir dua mecmuası olup surelerden, dua âyetlerinden, Hz. Peygamber in mübarek dualarından, Esmâu'l- Hüsnadan, Salavat-ı Şerifelerden Hz. Mevlâna'nın devamlı okuduğu dualardan oluşmaktadır.

- Muharrem ayını görünce şu duâyı okuyor:

Yâni, “Allahım, sen ezelîsîn, ebedisin, önüne ön yoktur. Bu yılsa, yeni yıl. Bu yıl içinde taşlanmış, Şeytan'dan korunmamı, şu kötülük- leri fazlasıyla emreden nefse karşı bana yardım etmeni, beni sana yaklaştıran şeylerle meşgul olmamı, beni senden uzaklaştıracak şeylerden çekinmemi, senden dilerim ey Allah, ey rahmeti umûmî olan, inananlara bilhassa rahmet eden; rahmetinle ey ululuk, lûtuf ve ihsânını, senden dilerim bunu”Eflâkî, bunu, “ashâb-ı hâbîr” den rivâyet ediyor.
Yine Eflâkî, Kadı Kemâleddin'den, sabah namazında, medresede imâmetten sonra oturdu- ğu sırada şunu okuduğunu rivâyet ediyor:

Yani, “Her korku ânında sığındığım sığınak, söyleyeceğim söz, düşündüğüm şey, Allah'tan başka yoktur tapacak sözü ve düşüncesidir; her üzüntüye, sıkıntıya karşı, Allah ne dilerse o olur derim; Her nimet için hamd Allah'a; her genişlik, her bolluk için, şükür Allah'a; her şaşılacak şey için Allah noksan sıfatlardan arıdır derim. Her suç için Allah'tan o suçu örtmesi, beni yargılama- masını dilerim. Her darlıkta derim ki; Allah yeter bana; her kazâ ve kadere karşı derim ki: Dayandım, güvendim Allah'a. Her felâkette, “Gerçekten de biz Allah'ınız; gene de gerçekten ona dönenleriz biz” derim. Her kulluğa, buyruğa uyuşa, her suça, her buyruktan çıkışa karşı da zikrim, fikrim, evirip çevirme de ancak çok yüce çok büyük Allah'ındır: kuvvet de ancak onun- dur.”

Yine Eflâki, Mevlâna'nın, sabah namazların- dan sonra şu duâyı okuduğunu rivâyet etmekte- dir:

Yani, “Allâhım, gönlümü ışıt; kulağımı ışıt; gözümü ışıt; saçımı ışıt; derimi ışıt; etimi ışıt; kanımı ışıt; önümü ışıt; ardımı ışıt; altımı aşıt; üstümü ışıt; sağımı ışıt; solumu ışıt; Allâhım, ışığımı arttır; bana ışık ver; ey nûrun nûru, ey merhamet edenlerin en merhametlisi, merhametinle beni nûr et.”

Bu duâların ikincisi, bugünkü Mevlevî evrâdında aynen vardır.

Mevlâna'nın, gün doğarken ve Ay görünce de durup şu ayeti okuduğu rivayet edilmektedir:
“…Ve güneş de onun emrine râmolmuştur Ay da, yıldızlar da. İyice bil ki yaratış da onun, buyruk da, âlemlerin rabbi Allah'ın şânı ne de yücedir.”(VII, 54)

Eflâki'de bir de şu rivâyet vardır:
“ Allahım, efendim, güvencim, büyüğüm, bedenimde rûh mesâbesinde olan, bugünümün de, yarınımın da azığı bulunan efendimiz Hak ve Dinin Celâl'ine, babalarına, atalarına, analarına, evlâdına, halîfelerine, ona uyanlara, kıyâmet gününedek merhamet et, lütuflarda bulun.”
-Eflâkî'de bunlardan başka bir de şu rivâyete rastlamaktayız:

Vefât edeceği sıralarda, Sırâceddîn-i Tatarî'yi çağırıp bu duâyı genişlikte ve sıkıntıda okumasını söylüyor:

“Allâhım, soluğumu ancak senin için, senin kudretinle alırım; soluğumu, gene ancak senin için, senin kudretinle veririm. Allâhım, sana kavuşmama vesîle olan Mevlânâ'ya özlemim var; senin noksan sıfatlardan arı olduğunu pek çok söylemek, seni pek çok anmak için dertlerden, belâlardan kurtulmuş, arınmış olmaya da özlemim var. Allâhım, seni anmayı bana unutturacak, sana beslediğim özlemi gevşetecek, senin noksan sıfatlardan arı olduğu- nu söylemek tadını benden kesecek bir hastalık verme bana. Ama beni azdıracak, benliğimi, kötülüğümü arttıracak esenlikde verme bana rahmetinle ey merhametlilerin en merhametli- si.”

Yemek Duâsı:

“Allâhım, bu yemeğin sâhibinin ve meydana gelmesinde yardımı dokunarak hizmet edenlerin günahlarını affeyle. Muhammed'in ve yüce soyunun-sopunun hakkı için ey ululuk ve lûtuf, kerem sâhibi Allahım.

“Size gizli, âşikâr, yalnızken ve toplumda, Allah'tan çekinmeyi, az yemeyi, az söylemeyi, âsiliklerde bulunup suç işlemeyi bırakmayı, oruca sarılmayı, geceleri ibâdette bulunmaya devâm etmeyi ve dâimâ nefsin isteklerini terk etmeyi, bütün insanların cefâlarını yüklenmeyi, aklı kıt ve aşağılık kişilerle konuşmaktan vazgeç meyi, ter-temiz ve yüce kişilerle görüşüp konuş- mayı tavsiye ederim; gerçekten de “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Ve sözün hayırlısı, az olan ve maksadı anlatanıdır.”.

Gün doğarken ve ay görülünce okunan âyet de, Tanrı'yı bir anış. Yemek duâsıyle vasiyyetin de virdle ilgisi olamaz. Böylece, Mevlâna'nın, sabah namazından sonra okuduğu duâ, Nûr duası, İhtiyâreddîn'in rüyasına dayanan duâ ve son zamanlarında, Sırâceddîn-i Tatarî'ye okumasını söylediği rivâyet edilen duâ, Mevlevî evrâdının nüvesini meydana getirmektedir.

Evrâdın, yukarda zikredilen iki basmasından başka 1280, 1282 ve 1290 yıllarında basılmış nüshaları da var. Bu nüshalarda da bu duâlar mevcut. Dergâhta, evrâdın, 1290, 1317, 1322 ve 1328 hicrî yıllarında yazılmış nüshaları var. Daha eski bir yazma bulamadık. Görülüyor ki evrâd, evrad verenin ve alanın neş'esine, meşrebine göre değişiyor da.

Hâsılı, elimizde daha eski bir nüsha bulunma- dığı için, evrâdın, hangi çağda tertiplendiği hakkında kesin bir söz söylememize imkân yok. Elimizdeki en eski evrâdın hicrî XI. Yüzyılın başlarında (XVII) yazılmış bulunduğuna ve VII. Yüzyılda (XIV) yazılan “Manâkıb'ul- Ârifîn”de evrâdın mevcûdiyetine, intisâb edenlere, evrâd okumaya icâzet verildiğine dâir bir kayıt bulunmadığına göre, bunun da XV-XVI. Yüzyıllar da meydana getirildiği düşünülebilir. Belki evrâd da Matbâh hizmetlerinin Mevlevî mukabelesinin ve dîğer âdâb ve erkânın tesîs edildiği zaman tertîb edilmiştir.

Mevlevî evrâdı, sikkesi tekbîr edilen Mevlevîye, Çelebi, yâhut şeyh tarafından verilir. Evrâd icâzeti, yazma yâhut basma evrâdın sonuna, “silsileyle kendisine geldiği gibi, sabahları, nâmazdan sonra okunması, şer'î bir özür olmadıkça terk etmemesi şartiyle verildiği” kaydedilip mühürlenmek suretiyle verilir. Konya, Mevlânâ Müzesinde, 1176 No. da kayıtlı bulunan ve Mesnevî-han Sıdkı Dede'ye âid olan mecmuadan, üç evrad icâzetinin sûretini veriyoruz:

-Pîr-i dest-gîrimiz Hazret-î Mevlânâ Muham- med Celâleddîn Kaddesenallâhu bi esrârihî efendimizin evrâd-ı şerîfi icazetî, silsile-i tarîkat-i aliyyesiyle bu fakıyre vâsıl olup fakıyr de muhibbân-ı Mevlevîyyeden fülâna, mâni'-i şer'-îsi olmadıkça günde bir def'a kables-subh, ya ba'd ez namâz okumak üzere izin verdim. Vallâhul muvaffık vehüve yehdis-sebîl (s.69).

-Elhamdu lillahi hakka hamdihî; vassalâtu vesselâmu ve alâ hayri halkıhî Muhammedin ve alâ âlîhî ve sahbihî acma'în. Eceztu li kırâati hâzihil evradiş-şerîfetilMevlevîyyeti fi külli yevmin merraten alas-sabâhi lifülânin taleben limardâ- tillâhi tââlâ (aynı sahife)

-İcazet-i in evrâd-ı şerîf-i Hazret-i Mevlânâ Kaddesanallâhu bi sırrihil-a'lâ ba silsile-i tarîkat-i aliye-i on Hazret bemen resîdeest ve men nîz fulânrâ izn dâdem beon şart ki beher rûz kanl ez nâmaz-ı subh ya ba'd ez nâmaz müdâvemet nümâyed ve begayr-i özr-i şer'i terkrâ revâ nedâred ve becuz rızâ-yı Bârî taalâ nehoned. Vallâhul muvaffıku va hüve yehdis-sebîl

Mevlevî evrâdında geçen hadislerin, 1283 basımında, ana kaynakları gösterilmiş, Şerh'te de hadis ve âyetler şerh ve tefsîr edilmiştir.


Bu Yazı 4818 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar