Molla Fenari Hazretleri
04.09.2013        

Bursa’nın zengini olmasına rağmen, sade bir hayat yaşadı!

 Molla Fenârî Hazretleri

 Can ALPGÜVENÇ

 

 

Asıl adı Şemseddin Hamza olan ve ismi sonradan Osmanlı devletinin ilk şeyhülislâmı olarak tarihe geçen Molla Fenârî Hazretleri, 1350 yılında Maverâünnehir bölgesinde doğmuş, ailesi sonradan Bursa’ya hicret etmişti. İlk tahsilini yaptığı babası Molla Hamza Efendi Horasan meşayihindendi, oğluna Sadreddin Konevî’nin Miftahü’l Gayb’ını okumuştu. Küçük Şemseddin, henüz on yedi yaşında iken İznik’e geçmiş, orada Orhan Gazi dönemi âlimlerinden Orhaniye Medresesi Müderrisi Alâeddin Esved’in (Kara Hoca) rahle-i tedrisine oturmuştu. Kara Hoca’dan iki yıl ders alan Fenârî, aralarında geçen küçük bir tartışmanın ardından, Amasya’da bulunan devrin büyük âlimlerinden Cemaleddin Aksarayî’ye başvurmuş, ona talebe olmuştu.

Yedi yıllık çalışmasının ardından hocası Aksarayî’den icazet alan Molla Fenârî, ilmini derinleştirmek üzere, yakın arkadaşı Seyyid Şerif Cürcanî ile birlikte Mısır’a gitti. Kahire’de başta Ekmeleddin Bâbertî olmak üzere çeşitli âlimlerden şeri ilimler tahsil etti. 5-6 yıl kadar Mısır’da kaldıktan sonra hocası Bâbertî’den icazet alarak, yeniden Bursa’nın yolunu tuttu.

 

Talebelere pazartesi tatili!

7- 8 yıl civarında Bursa’da ipekçilikle uğraşan Molla Fenârî, Yıldırım Bayezid’in (1389-1402) tahta geçmesinin üçüncü yılında Bursa Manastır Medresesi müderrisliğine getirilmişti. Bir yıl kadar bu hizmeti ifa eden Fenârî, ertesi yıl Bursa kadılığına tayin edildi. 43 yaşında aldığı bu görev, Ankara Savaşı’na kadar aralıksız on yıl sürecekti.

Molla Fenârî, müderrisliği sırasında, talebelerin tahsille ilgili problemlerini çözmüş, onların tatil günlerini arttırmıştı. O yıllarda öğrenim görenlerin hafta içi tatilleri Cuma ve Salı günleriydi. Dönemin şartlarında bu iki tatil günü, yazma eser metinleri talebeler tarafından bizzat elde yazılarak çoğaltıldığı için kâfi gelmiyor, yazmak okumaktan çok vakit alıyordu. Okumak için ise, eserlerin elde yazılı olması şarttı. Bu durumu bilen ve öğrencinin bu sıkıntısını çözmek isteyen Molla Fenârî, talebelerin eserleri daha kolay çoğaltabilmeleri amacıyla Pazartesi gününü de tatil günlerine eklemiş, gençlere eser istinsah edebilmelerine daha çok zaman tanımış oldu.

 

Peygamberimizin (sav) dünürü!

Yıldırım Bayezid’in kızı Fatma Hundu Sultan, on altı yaşına girmişti. Zamanın örf ve âdetlerine göre yetiştirilmiş, dindar, temiz ahlâklı, merhametli bir kızdı. Bir gece rüyasında Kâinatın Efendisi’ni gördü. Peygamberimiz kendisine:

“Ya Hundi, oğlum Seyyid Buharî (Emir Sultan) ile evlen!” buyurdular.

Hundi Hatun, aynı rüyayı birkaç gün sonra tekrar görmesi üzerine, olayı annesi Devlet Hatun’a nakletmiş, o da Bursa Kadısı Molla Fenârî’ye başvurmuştu. Gençler, ünlü âlimin kıydığı nikâhla evlendiler. Sultan Bayezid, Rumeli taraflarında seferde olduğundan kendisine haber verilememişti. Durumu sonradan öğrenen Yıldırım ise bu duruma içerlemiş, vezirlerinden Süleyman Paşa’yı huzuruna çağırtıp:

“Yanına gerektiği kadar sipahi al, Bursa’ya git ve bana ikisinin de başını getir, diye emir buyurmuştu. O tarihte Emir Sultan 24 yaşlarındaydı.

Gençlerin imdadına Bursa Kadısı Fenârî Hazretleri yetişmiş, padişaha yazdığı ikna edici mektubuyla ikisinin de bağışlanması sağlamıştı. Molla Fenârî, mektubunda özetle şunları söylemişti:

“Yüce Sultanım!

Öldürülmesini emrettiğiniz Emir Sultan, Peygamberimizin soyundan gelen saygıdeğer bir velidir. Şimdiye kadar bunun kadar temiz gönüllü biri, Anadolu topraklarına ayak basmamıştır. Sizler, bu zat gibi mübarek bir kimseyi elleri hediyelerle dolu davetçiler göndererek Buhara’dan Bursa’mıza getirmeye çalışsaydınız, bu gayretiniz size içte ve dışta övünmeye lâyık ebedî bir şeref olurdu. Böyle bir teşebbüste bulunmadığınız halde, manevî bir işaret alarak memleketimize gelen bu aziz insan vasıtasıyla Hz. Peygambere dünür oldunuz; böylece dünya ve ahiret saadeti kazandınız. İnsanlığın seyyidlerden gördüğü feyiz, Hz. Peygamberden sonra hiç kimsede görülmemiştir. Şayet bu hatadan dönmezseniz, sonumuzun felâket olacağına şüphe yoktur… Son söz yüce padişahımındır…”

 

Somuncu Baba’nın vedası!

Molla Fenârî’nin komşusu olan Somuncu Baba, merkebiyle dağdan indirdiği odunlarla, evindeki iki gözlü fırında pişirdiği ekmekleri, Ulucami’ye kadar sırtında getirir, Bursa ahalisi de lezzetine doyamadığı bu ekmeklerden bir tane olsun alabilmek için kendisini sabırla bekler, somunları âdeta kapışılırdı. Yıldırım Bayezid’in Niğbolu Zaferi sonrası (1396) yaptırdığı Ulucami inşaatında çalışan işçilerin ekmek ihtiyacını karşılayan Somuncu Baba, Emir Sultan’ın ısrarıyla caminin açıldığı gün Cuma hutbesi okumak zorunda kalmıştı.

Somuncu Baba’nın merakla beklenen hutbesi, bütün cemaat gibi Molla Fenârî’yi de âdetâ büyülemişti. O, Kuran’ın ilk suresi olan Fâtiha’nın değişik yönlerle çok derin bir tefsirini yapmış, böylece herkes onun manevi büyüklüğünü daha iyi anlamıştı. Fakat Somuncu Baba, gördüğü aşırı ilgi ve “sırrının ifşa olması”ndan duyduğu rahatsızlık sebebiyle şehirden ayrılmaya karar verdi. Bu büyük velinin, Bursa’yı terk etmekte olduğunu haber alan Molla Fenârî, arkasından koşarak, bir çınarın yanında kendisine yetişti ve şehirden ayrılmaması için çok ısrar edip yalvardı; fakat onu gitmekten vazgeçiremedi. Bunun üzerine kendisinden Bursa ahalisi için dua etmesini istedi. Somuncu Baba, Bursa’ya dönerek bu çınarın altında dua etti, Bursalılara güzel temennilerde bulundu.

Somuncu Baba’nın bu duayı yaptığı ve Bursa kadısı Fenârî ile vedalaştığı yerdeki ağaç, günümüzde “Dua Çınarı” adıyla bilinen yerdeydi. Ama maalesef bu çınardan günümüze hiçbir iz kalmadı!

 

Bursa yakılıp yıkıldı!

Yıl 1402’tü… Asya’nın kudretli hükümdarı Timur, Anadolu’nun verimli ve bereketli topraklarını ele geçirmek arzusundaydı. Çeşitli bahaneler icat ederek Osmanlı topraklarına yöneldi. Sivas şehrini hile ile zapt ederek halkın büyük kısmını kılıçtan geçirdi. Sonra da Kayseri ve Kırşehir üzerinden Ankara’ya gelerek şehri kuşatmaya başladı.

Sultan Bayezid, derhal bir savaş meclisi toplamıştı. Mecliste, bir meydan muharebesinin kaçınılmaz olduğu kanaatine varılınca, yüz bin kişiye yaklaşan ordusunu toplayıp Çubuk Ovası’nda savaş düzeni aldı. Timur ordusunun mevcudu, Osmanlı kuvvetlerinin 3 - 4 katıydı…

28 Temmuz Cuma günü sabahın ilk saatlerinde başlayan savaş, önceleri Yıldırım’ın lehine gelişmişti. Ancak, Kara Tatarlar’ın Osmanlı’ya ihaneti ve düşman tarafına geçmesi üzerine muharebe Bayezid’in aleyhine dönmüştü. Sonunda Osmanlı ordusunun yenilmesi ve Sultan Bayezid’in esir edilmesi üzerine, Timur kuvvetleri ülkenin merkezi olan Bursa’yı işgal etti, şehri baştanbaşa yaktı, yıktı; binlerce masum insanı katletti.

 

Osmanlı’nın ilk şeyhülislâmı!

Molla Fenârî ve Emir Sultanla birlikte pek çok âlim ve meşayih esir edilerek Timur’un Kütahya’daki karargâhına götürüldü. Kısa süren sorgulamaların ardından serbest bırakılan Molla Fenârî, Bursa zindanında Yıldırım’ın esiri bulunan ve savaşın ardından esaretten kurtulan Karamanoğlu Mehmed Bey’le birlikte Karaman’a geçip oraya yerleşti. Ardından Karamanoğlu’nun kızı Gül Hatun’la evlendi. Böylece Fenârî’nin on yıl sürecek Karaman gurbeti başlamış oldu.

Molla Fenârî, Çelebi Mehmed’in ülke birliğini sağlayarak Anadolu’ya yeniden hâkim olması ve Karaman’ı ele geçirmesi üzerine Bursa’ya döndü. Sultan Çelebi tarafından ikinci defa Bursa kadılığı görevine getirilen Fenârî, 1425 yılında Çelebi Mehmed’in oğlu Sultan II. Murad tarafından müftülük makamına tayin edilecek ve tarihe Osmanlı’nın ilk şeyhülislâmı olarak geçecekti.

Molla Fenârî, 1431 yılında 81 yaşında iken Bursa’da vefat etmiş ve Pınarbaşı semtinde kendi yaptırdığı caminin hazîresine defnedilmişti.

 

 

 

SPOT CÜMLE

Molla Fenârî, 1425 yılında Çelebi Mehmed’in oğlu Sultan II. Murad tarafından müftülük makamına tayin edilmiş ve tarihe ilk şeyhülislâm olarak geçmişti.

 


Bu Yazı 4166 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar