Muhteşem Devri Başlatan Hükümdar: I. Süleyman Kanuni Macar Şövalyelerini Nasıl Hakladı?
..        
Devlet-i Âliye'nin muhteşem hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman, kırk altı yıllık saltanatının on yıldan fazlasını Belgrat, Rodos, Viyana, İran, Zigetvar gibi büyük seferlerde at sırtında, türlü cefalarla geçirmiş; Asya, Avrupa ve Afrika'nın pek çok bölgesine hâkim olmuş, ülkesinin topraklarını on beş milyon kilometre kareye çıkarmıştı. Bu haşmetli Sultan, 6 Kasım 1494'de babasının sancak beyi olarak bulunduğu Trabzon'da, Yavuz Sultan Selim'in biricik oğlu olarak dünyaya geldi. Şehzade Süleyman, Kefe'ye (Kırım) sancak beyi olarak tayin edilmesine (1509) kadar geçen on beş yıl babasının yanında bulunmuş, Sultan Selim'in gözetiminde hocası Hayrettin Efendi'den ciddi bir tahsil görmüş, çok iyi yetişmişti. 1512 yılında Sultan Selim'in tahta çıkması üzerine İstanbul'a çağrılan Şehzade, Manisa sancağına tayin edilmiş, Sultan Selim'in İran seferi sırasında İstanbul'a gelerek babasına vekâlet etmişti. Mısır seferinde ise Edirne'nin muhafazasına memur edildi.

İşkence ile öldürülen elçi!
Sultan Selim 1520'de vefat ettiğinde Tuna'nın güneyindeki bütün ülkeler Osmanlı hâkimiyeti altına girmişti. 26 yaşındaki genç sultan şanslıydı, tahta geçtiğinde çağın en kudretli ordusu, asrın en güçlü maliyesine sahipti. Kanunî'nin, cülus u hümayunu tebliğ ve söz verilen vergiyi almak için Macaristan'a gönderdiği elçisi Behram Çavuş'un, Macar Kralı Layoş'un emriyle işkence edilerek öldürülmesi, dev- letler hukukunun açıkça ihlâli ve savaş sebebiydi.
Vakit geçirmeden Avrupa üzerine yürüyen Kanunî, 1521'de Belgrat'ı, bir yıl sonra da, dünyanın en aşılmaz kalelerinden biri kabul edilen Rodos’u fethetti. Böylece İstanbul ile Mısır ve Haremeyn arasındaki en büyük engel ortadan kaldırılmış, Ak- deniz'deki eşkıyalık ocağı söndürülmüştü.
Ümmet-i Muhammed'i yerindirme!
Macarların Eflâk işine karışmaları ve Osmanlı aleyhine Boğdan'la ittifak yapmaları, Charles Quint- 'in (Şarl Kent) bir Avrupa İmparatorluğu kurma tehli- kesi, ayrıca İran Safevîleriyle anlaşması gibi gelişme- ler üzerine Macaristan seferine karar verildi. Sultan Süleyman, Eba Eyyub el Ensarî ve Eb'ûl Vefa Hazret- lerinin türbelerini ziyaret edip, onların manevî yardımlarını niyaz ettikten sonra 23 Nisan 1526 günü 100 bin kişilik bir ordu ve 300 topla Engürüs (Macar) seferine çıktı. Bu muhteşem ordu, eşsiz bir düzen ve disiplin içinde Edirne ve Sofya'yı geçerek Belgrad'a ulaştı. 800 hafif gemiden meydana gelen ince donanma da aynı anda Tuna yoluyla şehre vasıl olmuştu. Ağustos sonlarında Mohaç ovasına varıldı. Ortada düşman ordusundan eser yoktu. Sultan otağından çıktı ve İbrahim Paşa ile sair erkân ve ümerayı da yanına alarak, neferleri teşvik ve teşci için, alayları dolaştı. Askeri yüreklendirici konuşmalar yaptı.
Peçevî'nin naklettiğine göre: “Mücahitlerin ser-efrâzı olan Gâzi Padişah, her sancağın dibinde mübarek ellerini kaldırıp; 'İlâhî, kuvvet ve kudret Senin! İlâhî, tasarruf ve nusret Senin! İnayet Senin, himayet Senin! Bir bölük ümmed-i Muhammed zuâfasını yerindirme, düşmanı sevindirme' deyu yaşlı gözlerle âbidâne münâcâtta” bulundu.(1)

Nihayet Haçlı ordusu, başlarında Kral II. Layoş olmak üzere Mohaç ovasına girmişti. Ardından Hırvat, Sloven, Slovak, Çek, Alman, Leh tümenleri ilerliyordu. Ordunun en çetin kuvvetleri Macar süvarileriydi.(2)
Yıllardır Osmanlılarla dövüşe dövüşe pişmiş, Adeta birer savaş makinesi haline gelmişlerdi. İkindi yaklaşırken, sabırları taşan Macar ordusu saldırıya geçti. Bir anda şiddetli bir çarpışma başladı. Merkezdeki Osmanlı birlikleri - tertiplenen plân üze- re- geri çekilirken, bunun tuzak oğlunu anlamayan Macar süvarisi kovamaya devam ediyordu. Kısa süre sonra bütün hatlarıyla Osmanlı kuvvetlerinin arasında kalan Macarlar, birden yoğun bir topçu ateşiyle karşılaştılar. 300 topun bir anda ateşlenmesi ve hiç ateş kesmemesi, zırhlı Macar tümenlerini darmadağın ediyordu. Bu sırada Sultan da, karargâ- hın bulunduğu tepeden ayrılarak, ön saflara geçmiş- ti.(3)

Tımarlı sipahiler, kısa zamanda Hıristiyan ordu- sunu iyice sardı. Macarlara yalnız Karasu bataklığı tarafı açık bırakılmıştı. Üç taraftan itilen düşman, Karasu'ya doğru sürüldü. Perişan bir sürü haline gelen on binlerce düşman askeri bataklıkta can vermiş; kimi kılıç, kimisi de top ve tüfek ateşiyle hayatını kaybetmiş, binlercesi esir edimişti. Canını kurtaran hemen hemen hiçbir düşman askeri yoktu. Kral II. Layoş, kumandanları ve yedi piskopos atlarıyla birlikte bataklıkta boğulmuşlardı. Sultan Süleyman, 673 yıllık ünlü Macar krallığı tek bir darbede yıkmıştı.

Ertesi gün, Mohaç ovasında muhteşem bir tören düzenlendi. Bu gösterişli merasim, Türklerin bin yıllık geleneğiydi. Sultan Süleyman, başta Sadrazam İbrahim Paşa olmak üzere, sancak ve alay beylerine kadar bütün askerî zevata el öptürdü, tebrikleri kabul etti.
Sakın ola ki, nefsine gurur getirme!

Mohaç Savaşı'nda büyük hizmetler ifa eden Yahyapaşazâde Bâlî Bey, savaştan beş yıl sonra (1531) hizmetlerine karşılık, Padişah'tan vezirlik istemişti. Kanuni, kendisine şu tarihî cevabı gönderdi:

“Yâr-ı gârım Gâzi Bâlî Beğ! Berhudar olasın, yüzün ak olsun. Bizden tuğ (vezirlik) rica eylemişsin. Henüz bir tuğ zamanı değildir. Sana Hazreti Muhammed Mustafa'nın (sav) tuğ-ı pür - fütûhunu verdik. Bu ihsan üzerine iyilik olmaz. Şükrün bilip yerine getiresin.
Serasker olduğun yerlerde ve hükmünün geçtiği mahallerde kimseye zulüm eylemekten gayet ihtiraz üzere olasın (çekinip sakınasın). Rûz-i cezada (kıyamet günü) bize itâb olunursa (bizden sorulursa), senin yakana yapışırım. O vilâyetleri kılıcımla fetheyledim demeyesin. Mülk Allah ü Teâlâ hazretlerinindir. Sakınıp nefsine gurur getirmeyesin.

Asker-i İslâmın ihtiyarlarını baba, ortalarını kardeş, gençlerini oğul bilesin. Pederlere tazim edesin, oğullara şefkat gösteresin. Asker-i İslâm'a hiçbir veçhile müzayaka çektirmeyesin. Bir âdemi hizmetinde kullandığın zaman, zinhar (sakın ola ki) evvelki haline itimat etmeyesin! Çok kimseler vardır, elinde fırsat olmadığı zamanda zahitlik ve salah yüzünü gösterip eline fırsat geçtiği zaman Firavun ve Nemrut olur. Ol kimseleri tecrübe edip göresin. Eğer evvelki hali son haline muvafıksa hizmetinde kullanasın.”

Bu mektup, Kanunî'nin idarecilikte, insan istih- dam etmede ne derece gönül okşayıcı ölçülerle hare- ket ettiğini göstermektedir. Zeki Sultan, başlangıçta Bâlî Bey'in hizmetlerini övmekte, uygun tarzda takdirlerini söylemekte, sonra da ruh okşayıcı tenkitlerle talebini şimdilik kabul etmediğini bildirmektedir.(4)
Bir nefes sıhhat gibi devlet mi var?
Bizlerin “Kanunî”, Batılıların “Muhteşem” diye isimlendirdikleri Sultan I. Süleyman, sadece askerî, hukukî ve idari alanda değil, inşaat ve hayır işlerinde de en büyüktü. Devrinde cami, mescit, medrese, dergâh, darüşşifa, imaret, kervansaray, köprü, çeşme gibi yüzlerce eser, âdeta topraktan fışkırırcasına, devletin hâkim olduğu bütün yerleri kaplamıştı. Onun asrı, Osmanlı- Türk sanatının her dalında en nadide eserlerin verildiği bir asır; çağı, dünyanın en kudretli sanatkârlarıyla süslenen bir devirdi. Kendisi de şâir olan ve “Muhibbî” mahlasıyla şiirler yazan Sultan, “Dîvan” sahibiydi.

Dipnotlar
1-Aksun, a.g.e., C.I, s.258.
2-Macar ordusunun 150 bin kişiyi bulduğu ve 100 kadar topla donatıldığı rivayet edilir.
3-Bu arada otuz beş Macar şövalyesi, otuz sekiz gün önce Pudapeşte’de, kralları önünde Sultan Süleyman’ı öldürmek için hayatlarını feda edeceklerine dair yemin etmişlerdi. Muharebe kızışmış, yeniçeriler şiddetli bir çarpışmaya girişmişti. Padişahın çevresinde sadece küçük bir askerî birlik kalmıştı. Otuz beş şövalye, bu fırsattan faydalanmak amacıyla yaklaştılar. Her türlü takdirin üzerinde bir yiğitlikle dövüşe dövüşe Sultan’a doğru ilerlediler. Bunlardan otuz ikisi, padişahın katına erişemeden kralları uğrana can vermişti. İçlerinden üçü ise, Marczali ve iki arkadaşı, Osmanlı hakanının yanına kadar ulaşmayı başarmıştı. Çevresinin boşaldığını, kendisini korumakla görevli hassa subaylarının bile savaşla meşgul olduğunu gören Sultan Süleyman, kabzası pırlantalı uzun kılıcını çekti. Üç Macar şövalyesi, işi uzatmamak için padişahı oklamaya başladılar. Hünkâr, birkaç ok yedi, Fakat oklar zırhını delip vücuduna değmemişti. Sonra şövalyelere kılıç çalarak, teker teker üçünü de öldürdü. (Yılmaz Öztuna, Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikâyeleri, İstanbul, fasikül:21, s.2.)
4-Aksun, a.g.e., C.I, s.257-258.
Bu Yazı 3523 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar