Mümtaz Şahsiyetler Yetiştirilmeli
06.01.2016        

MÜMTAZ ŞAHSİYETLER YETİŞTİRİLMELİ

 

Taceddin ÖZEREN

 

Mümtaz Turhan denilince üç şey akla gelmelidir: Birincisi, üstün seciyeli, kalifiye, ilim zihniyetine sahip, ülkesini seven, milletin inanç ve değerleriyle barışık olan hamiyetperver “mümtaz” adamlar/ şahsiyetler yetiştirmenin önemidir. İkincisi, yetiştirilecek adamların “Mümtaz Turhan gibi mümtaz adamlar” olması gerektiğidir. Üçüncüsü de, milletin refahı ve ülkenin kalkınması için gerekli olan mümtaz adamların ve gerçek münevverlerin yetiştirilmesinde, Prof. Dr. Mümtaz Turhan gibi davranılması, onun adam yetiştirme anlayışının ve yaklaşımının, duyarlılığının, gayretinin ve fedakârlığının model alınması gerekliliğidir.

Mümtaz Turhan, Türk tefekkür dünyasının parlak yıldızlarından birisidir. İlim adamı kimliğinin hakkını vermiş ve ilmin izzetini koruyabilmiş gerçek bir münevverdir. Prof. Turhan, ahlakıyla, karakteriyle, erdemiyle, çalışkanlığıyla, gayretiyle, üretkenliğiyle ve hamiyetperverliğiyle yakın tarihimizde kalıcı izler bırakmış mümtaz bir şahsiyettir. Çocukluğunu ve gençliğini yaşadığı dönemin sosyal ve siyasal şartları, onun kişiliğinin hamurunu yoğurmuş, milletine sevdalı, vatanına aşık ve üstün seciyelere haiz bir şahsiyet olarak yetişmesini sağlamıştır. Avrupa’nın en iyi üniversitelerinde eğitim gördüğü halde, batının ilim zihniyeti ile donanmış olmasına rağmen, kendi aslını unutmamış, milletinin inanç ve değerlerine yabancılaşmamış, ülkesinin dertleriyle dertlenerek sorunlar için çözüm yolları üretmeye çalışmıştır. Sahip olduğu üstün şahsiyeti ile toplumun her kesiminin takdirini kazanmış ve her zaman gerçek bir münevver olarak yaşamıştır.

Mümtaz Turhan’ın asistanı olan ve bugün düşünce hayatımızın en seçkin isimlerinden birisi olan Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar’a göre Mümtaz Turhan, “Türkiye'nin istikbalinin bağlı olduğu yeni bir insan modeli” dir. Çünkü Mümtaz Turhan, hem çok başarılı bir ilim adamı, hem de ilmiyle amel eden, söylediklerini bizzat yaşayan ve uygulayan bir aksiyon ve hizmet adamıdır.

Türkiye’de yaklaşık ikiyüz yıldır bir aydınlar sorunundan hatta aydınlar ihanetinde söz edilmektedir. Japon aydınların meydana getirdiği Japon mucizesi bizdeki aydın tartışmalarını alevlendirmiştir. Batılılaşma konusu tartışılırken hep örnek gösterilen Japon mucizesinin başlangıcı 1800 lü yıllara dayanmaktadır. Batıdaki gelişmeleri ve sanayi devrimini yakından takip eden İmparator Meiji, ülkesinin sanayileşmesini ve teknolojik gelişmesini başlatabilmek için her türlü ihtiyaç ve masraflarını karşılayarak eğitim için Avrupa ülkelerine yaklaşık 20 bin öğrenci gönderir. Avrupa üniversitelerine okumaya giden Japon gençler, asla batının şatafatında, eğlence ve sefahatinde boğulmazlar, milli kültür ve kimliklerini kaybetmezler. Eğitimlerini tamamlayarak Japonya’ya mühendisler, teknisyenler, doktorlar, öğretmenler vb. uzmanlar olarak dönerler ve Japon kalkınmasının fitilini ateşleyerek Japon mucizesi denilen kalkınma ve teknolojik gelişmeyi başarırlar.

Batıdaki bilimsel ve teknolojik gelişmeyi yakalayabilmek için Avrupa ülkelerine Türkiye’den de öğrenciler gönderildi. Fakat bizim gönderdiğimiz gençlerin ekseriyeti milli kültür ve kimliklerini muhafaza edemediler, batının sosyal hayatının şatafatına ve cazibesine kapılarak kendi milletine yabancılaştılar ve azılı birer batı hayranı oldular. Ülkeye döner dönmez de hem devlete, hem de milletin inanç ve değerlerine karşı savaş açarak çöküşü hızlandırdılar ve yıkılışın mimarları oldular.

Cumhuriyet Döneminde yakın tarihimizde Avrupa’nın en iyi üniversitelerinde okuyarak üstün başarı ile mezun olan, saygın birer ilim adamı olarak yetişen ve milletinin inanç ve değerlerine yabancılaşmayan, ülkesinin sosyo- ekonomik kalkınması için çözüm yolları arayan; Ali Fuat Başgil, Remzi Oğuz Arık, Mümtaz Turhan, Nurettin Topçu gibi az sayıda olumlu örnekler de vardır.

Bize göre de, ülkemizde yüzlerce yıldır devam eden bir “aydın sorunu” yaşanmaktadır. Bu milletin okutup yetiştirdiği (sözde) aydınlar, milletin hizmetkarı olmak ve millete hizmet etmek yerine; millete efendilik ve patronluk taslayarak milleti dönüştürmeye çalışmışlardır. Milleti karını zararını bilemeyen cahil sürü gibi gören bir anlayışla halkı, batıdan edindikleri yabancı ideolojilerin dar kalıplarına sokmak için zorlamışlar, baskı ve vesayet rejimi tesis ederek hak ve hürriyetleri kısıtlamışlardır. Bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi sağlaması gereken aydınlarımız, maalesef maddi ve manevi kalkınmamızın önünde engel teşkil etmişler, devlete ve millete ayak bağı olmuşlardır. Gerçek münevverlerin yok denecek kadar az olduğu bir entelektüel camiada aydınlar ihanetinin varlığından söz edilmesi elbette kaçınılmazdır.

Aydınlar konusunda Mümtaz Turhan, önemli tespitlerde bulunur. Prof. Dr. Mümtaz Turhan’a göre, kalkınabilmek ve “yüksek seviyeli bir cemiyet” olabilmek için yüksek seviyeli, üstün seciyeli, kalifiye insanlar yetiştirmek gerekir. İnsan unsurunu dikkate almayan ve ihmal eden hiçbir teşebbüsün başarı şansı yoktur. Prof. Turhan, Türkiye’nin en büyük ihtiyacının ciddi ilmî müesseseleri ve iyi yetişmiş bilim adamları olduğunu her vesile ile tekrar eder. Gelişmiş toplumlarda ilim adamlarının halkın sahip olduğu millî değerleri geliştirme yolunu seçtiklerini, buna bağlı olarak halka liderlik etme fırsatı bulduklarını söyler. Bizdeki halk- aydın anlaşmazlığının ve halkın aydına güvenmemesinin sebebi olarak da aydınları gösterir:

“Bizde, tahsil sistemi, bilgi diye verdiği bazı malûmat kırıntılarına mukabil en bariz millî karakter vasıflarını tahrip eder. Verimsiz de olsa halk çalışkandır, münevver tembelliği öğrenir. Halk kanaatkâr, ağırbaşlı, vakur ve hürmetkârdır, münevver açgözlü, lâubali, şarlatan, ya saygısız veya dalkavuk olur. Halk dindar, manevî kıymetlere bağlı, münevver ise ne dindar ne dinsizdir. Bu mukayeseyi, münevverin büyük ekseriyetinin aleyhine olmak üzere, istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Bu bakımdan maarif sistemimiz adamakıllı ıslah edilmedikçe, tahsil yapmanın faydalı olup olmadığı üzerinde düşünmeye değer.” der.

Mümtaz Turhan’a göre Türkiye’nin asıl sorunu “aydınlar” meselesidir. Turhan, birtakım ilişkiler, kayırma ve tavassutlarla akademik unvan sahibi olup kendisini ilim adamı görenleri aydın saymaz. Gelişmiş ülke aydınlarının büyük çaba ve emek karşılığı, kafa yorarak teknolojik gelişmeleri gerçekleştirdiklerini belirten Mümtaz Turhan, şöyle der: “Türk münevverleriyle Garp münevverleri arasında uçurumlar kadar fark vardır. Binaenaleyh Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkın cehaleti değil, münevverlerin gerek keyfiyet, gerek kemiyet bakımından kifayetsiz oluşudur.”

Mümtaz Turhan, eğitime yapılacak yatırımı en kârlı yatırım olarak görür. Türkiye’nin en büyük ihtiyacının ilkeli, kişilikli, çalışkan ve üretken bilim adamlarının yetiştirilmesi olduğunu ısrarla dile getirir. Bilim zihniyetine ve bilimsel düşünceye büyük önem veren Mümtaz Turhan, kalkınmanın yolunun gerçek münevverler, bilim zihniyetine sahip, ideolojik kaygılarla davranmayan, ilmin izzetini koruyan ilim adamı yetiştirmekten geçtiği kanaatindedir.

Mümtaz Turhan, Akademik hayatını sürdürdüğü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tecrübi Psikoloji kürsüsünü adeta “büyük adamlar” yetiştiren bir “ocak” haline getirmiştir. Kendi kurduğu Tecrübi Psikoloji Kürsüsüne altı tane asistan alır, bunların her birine burslar ayarlayarak Avrupa ve Amerika da mastır/ doktora yapmalarını sağlar.  Onların iyi yetişmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz.

Mesela, yeni aldığı iki asistanı için fakültede oda bulunamaz. Mümtaz Hoca, “sizin çok çalışmanız lazım, ortamınızın iyi olması gerekir” diyerek kendi odasını asistanlarına tahsis eder ve kendisi sığıntı gibi başka bir arkadaşının odasında kalmaya başlar. Onun şu davranışı da bir fedakarlık destanı gibidir: Yurt dışına gidecek olan bir talebesi, ailesinin maddi durumu zayıf olduğu için “ben gidersem ailem geçinemez” diyerek yurt dışına gitmekten vazgeçmek ister. Mümtaz Hoca, “söz veriyorum, sen dönünceye kadar ailenin masraflarını ben üstleneceğim, merak etme, sen git” der ve talebesini rahatlatır, oysa kendisinin maddi durumu da çok iyi değildir. İşte bu yaklaşımın meyvesi olarak;  Türk düşünce hayatının yıldızları olan Prof. Dr. Erol Güngör, Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar, Prof. Dr. Doğan Avcıoğlu, Prof. Dr. Sabri Özbaydar, Prof. Dr. Beğlan B. Toğrol gibi ilim ve fikir insanlarını O yetiştirmiştir.

 Sonuç olarak; İslam Medeniyetinin yeniden ihyası davası ve Büyük Türkiye’nin inşası hedefi için Mümtaz Turhan gibi mümtaz şahsiyetlere çok ihtiyacımız var. Onun çalışkanlığından, gayretinden ve fedakârlığından dersler almalıyız. Basiretli, ferasetli, hamiyetperver, gerçek münevverler yetiştirmek meselesi birinci önceliğimiz olmalıdır. Bu konuda hiçbir masraftan ve fedakârlıktan kaçınmamalıyız. Çünkü “ancak iyi insanlardan üstün bir millet, üstün bir milletten güçlü bir devlet meydana çıkar.”


Bu Yazı 1720 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar